alperen
Özel Üye


Kayıt: Jun 16, 2007
Mesajlar: 379
Ofline
|
Tarih:
Mon May 19, 2008 4:40 pm |
|
KADIN VE İŞ HAYATI
ALPEREN GÜRBÜZER
Omuzlarında taşıdığı aşktır kadına yücelik veren değer. Oysa yaşadığımız çağın önümüze koyduğu anlayış, bunun tam aksine kadına biçtiği misyon erkekleşmesidir. Hatta magazin dünyamız onu erkekleştirme yolunda adeta yarış içindedir.
Annelik bir tarafa itilmiş yerine cinsellik ikame edilmiş. Böylece kadınlar çocuk yapamaz halde, evinden uzaklaştırılmışlardır adeta. Evin yerini otel odaları ve motel odaları, mutfağın görevini ayaküstü nere de ne bulabilirlik almış. Yani pansiyonvari bir hayat, kadının hayatında büyük ölçüde yer işgal etmiştir. Bugün kadın kendi çıkmaz sokaklarında kayıp, derbeder durumda sanki. Belki de kadının kurtuluşu tekrar evine dönmekle son bulacaktır.
Kadının en büyük özelliği yanınızdayken cazibeli, uzaklaşınca kaçan kovalanır misali elem verici olmasıdır. Nazları, füsunkâr bakışları, gamzeleri, endamlı yürüyüşleri, gözyaşları, narin yapıları ve iç çekişleri kadının erkeğe karşı her an kullanabileceği donanımlı silahlarıdır. İşte erkeği kadına bend eden bu yönleridir. Bu silahlar kadının dış dünyasına ait karakterler olup, aslında bu özellikler kadına yücelik kazandırmaz. Demek oluyor ki kadına şahsiyet veren sevgiymiş meğer. Zira sevginin mihrabında kalpler ünsiyet bulmadıkça ne sevgili ne de seven kalır, birleşen bedenlerdir sadece.
Sevgi ortadan kalkınca etrafımızı ister istemez hayvani duygular sarıverdi. Böylece aile şuuru çöktü, ev ortamı diye bir şey kalmadı ortada. Artık kadınların varsa yoksa biricik davası ekonomi oldu. Yani iş ve aş arama koşuşturması başladı. Bu yüzden Cemil Meriç; ‘’Feminizm, eskiden hayatını evinde kazanan kadına pazarlarda iş bulma davasıdır’’ şeklinde haklı olarak bir tespitte bulunmuştur. Netice itibariyle bir zamanlar yerleşik olarak yaşayan kadın, yuvasında mutlu bir şekilde hayatını idame ederken bugün ise avare avare bir orada, bir şurada, bir burada dolaşan öbek öbek yığınları andırır konuma gelmiştir.. Kadın kalabalıklar içinde mutsuz, kendi kadın ruhu ile bile kaynaşamıyor.
Gelişi güzel olarak kadın erkek rasgele bir araya gelemez, gelmemeli de. Biz sürü değiliz ki rast gele bir arada olalım. Her şeyin bir adabı ve usulü var. Efendim özgürlük var diyorlar, neyin özgürlüğü acaba, yoksa hürriyet dedikleri nefsin hürriyeti mi? Oysaki bazı kaide ve kurallar değişmez; iffet, namus gibi. Bizim analarımız sıcak yuvalarında aile ocağını tüttürülmesi için çaba sarf ediyorlardı. Onlar biliyorlardı ki İslamiyet kadına çalışma mecburiyeti yüklememiş, çalışmakta zorunda değil. Tabir caizse kadın evin kraliçesidir. Yeryüzünde kaç tane aile varsa bir o kadarda kraliçe var demektir. Yani kadın evin baş tacıdır, aynı zamanda evin gülüdür. Kadın çalışmak mı istedi, engellenmez, hayır denmez, ama çalışma hayatında çer çöp işlerine verilmez, hatta memurluk bile yapmaz, müdüre olması yeğlenir. Hz. Ömer(r.a) devrinde olduğu gibi ya müfettiş ya da müdüre gibi görevlere layık görülür. Namusunu, iffetini koruyan bakmak zorundadır erkeği. İslam kadına veliye olmak gibi makamda vermiştir Bugün bütün kadınlar(hanımlar) bu yüzden Rabia’tül Adeviyye’nin varisleri ve talebesi hükmündedirler. Bütün bu hakları biz vermedik, tabiî ki İslam verdi. Avrupa da hala kadınların birkısmı çöpçü olarak da çalışmakta, şayet kadına hak bu demekse…
Kadını iş hayatına itilmesi kapitalizmin eseridir. Ekonomik bakımdan bağımsız kalabilme kadına mutluluk getirmemiş, aksine aile bağlarını mahvederek onu zayıflatmıştır. Kadın toplum içerisinde bu duruma düştüğünü yeni fark etmeye başladı. Şimdilerde kadınlarda; biran evvel emekliye ayrılayım da yuvamın başına geçeyim duygusu hâkim. Vahşi kapitalizm erkeğin omuzlarına yüklenmesi gereken ödevi kadına da yükleyerek kadını bütün gün çalışmak zorunda bırakmıştır.
Kadınlar insan olarak şeref ve haysiyet yönüyle erkekler ile eşittirler. Kur’anı Kerimde; ‘’Erkeklerin meşru surette kadınlar üzerindeki (hakları) gibi, kadınlarında onların üzerinde (hakları) var’’(El-Bakar228) beyan buyurarak kadın erkek münasebetlerinde hak ve hukuku ortaya koymuştur. Cinsler arasında fiziki, hatta psikolojik farklılıklar mevcuttur. Malum olduğu üzere kız çocukları on gün önce dünyaya gelir, erkeklere göre erken diş çıkarırlar, yürürler ve konuşurlar. Hakeza kız çocukların beyinleri küçük, ama erkeklerden iki yıl önce buluğa erip büyüme ve gelişmeleri hızlıdırlar. Bütün bu unsurlar doğuştan gelen farklılıklardır. Kadın erkek eşitliğinden bahsedenler bir kere bu hususu göz önünde bulundursunlar, realite tam eşitlik kabul etmez çünkü. Eşitlik haysiyette ve insanca onura edilmekte aranmalı. Resulullah(s.a.v); ‘’Kadınlarınıza eziyet vermeyiniz, onlar yüce Allahın sizlere emanetleridir. Onlara karşı yumuşak olunuz. Onlara iyilik ediniz’’ buyurmaktadır.
Kapitalizm sahte feminizm tavrı ile kadını ekonomik cendere içine hapsederek kendi kaderi ile baş başa bırakmıştır. Böylece çocuklar annelerinden koparılarak kreşlere mahkûm edilmişlerdir. Çocuklar bir annenin kollarında geçireceği yüreği, sevgiyi ve merhameti kreşlerde bulamadılar, bulması da imkânsız zaten. Anne sevgisini hiçbir şey karşılayamaz. Kapitalizm sanayi çağında kadın işe davet ederek emeği ucuzlatmış, adına da kadına ekonomik özgürlük demiş. Ucuzlayan emek erkeği meyhanelere, sokağa, ya da yeraltı dünyasına itmiştir. İşte vahşi kapitalizmin marifeti bu. Komünizmde öyle, o da kadını ekonomik vasıta olarak görmüş ve aileyi dışlamıştır.
Bizim endişemiz kadını çalışıp çalışmamasında değil, gelecek nesillerin sevgiden mahrum olarak hayatla buluşmasından kaynaklanıyor, endişemiz bu. Kadının en büyük görevi yuvasında sağlıklı evlat yetiştirmek topluma faydalı birey kazandırmaktır. En büyük çalışma olarak vereceği sevgi ve şefkati görüyoruz. Dâhileri doğuranda yoğuran da, kucağında yaşadığımız toplumdan ziyade ana kucağıdır. Nitekim Fransızlara isnat edilen bir atasözünde; Büyük adamlar, büyük kadınların eserleridir deniliyor.
Günümüzde kadın kaybettiği değerlerini, tekrar tekrar geri almak için uğraşmakta, adeta tekrar yuvaya hasret duygusu içerisinde dönme uğruna çırpınmaktadır. Çağımızda zengin varı tip kadın veya proletarya kadın tipi kadına yücelik veremedi, veremezde. Kadına eğer bir model aranılıyorsa o da bizim kültürümüzde tanımlanan Saliha hatun tipidir.
Saliha hatun ev işlerini bir zorunluluk icabı değil, ibadet şuuru ile yapan kadın demektir. İslam kadını sırf ev işlerini yapmakla mükellef kılmamıştır. İsterse yapar, mecbur tutulamaz. Koca gerekirse ücretle ev işlerini yürütecek ücretli eleman tutmak zorundadır. Kadın evin dışında meşru olan bütün iş ve meslekleri icra etme salahiyetine de sahiptir. Bununla beraber İslam kadını evine adamasını tavsiye eder. Hatta evinden ayrılmaması için camiye gitmeyi, Cuma namazını eda etmeyi, savaş yapma mecburiyetini kaldırmıştır. Fakat kadın bunları da talep ederse yapma hakkına sahiptir. Kadın iş hayatında çalışırsa kazandığı paraları ya da maddi değerleri kendine aittir, ailesi için harcamak mecburiyetinde değildir.
Evinde mukaddes annelik için görev şuuruyla hareket eden kadına, erkek bakmak zorundadır, sadece iaşe mi, elbette ki hayır, aileyi bütün tehlikelere karşı korumak da erkeğin görevidir. Eğer erkek bu görevini ihmal ederse kadın dava açma hakkına sahiptir. Oldu ya Erkek ailesine sahip çıkmadı, dünyanın sonu değil, hemen devlet devreye girmekle sorumludur. Devlet evvela kocayı nafaka temininde zorlamalı, gerektiğinde malı mülkü varsa satma kararı almalı, koca ölür veya çalışamaz duruma gelirse devlet sorumluluk yüklenmelidir. Peki, Devlette aileyi maddi manevi yönden himaye etmezse ne olur derseniz, bu seferde kadını devlet hakkında dava açma hakkı vardır. İşte İslam’ın kadın hakları konusunda öngördüğü ve kabulü bu kaidelerdir. Kelimenin tam anlamıyla İslam’da devlet aileyi emniyete almıştır.
Dul kadın aynı zamanda kocasının varisidir. Ayrıca kendi ebeveyninden kalan miras da erkek kardeşinin yarısı kadar sahip olma hakkı vardır. Bunların yanı sıra kocasından mihir alır. Bütün bunlar gösteriyor ki İslam kadının ekonomik zenginliğini artırmayı hedeflemiş. İşte gerçek ekonomik özgürlük budur. Buluğa erişene kadar erkek çocukları babanın himayesinde olup, kız çocukları da evlenene kadardır. Şayet kız evladı evlenemeyip de baba hayatta yok ise devlet korumak mecburiyetindedir. Buna benzer birçok prensipler İslam’ın evrensel mesajlarında pekâlâ bulmak mümkün.
Velhasıl; kapitalizmin burjuva özentisi ve komünizmin proletarya kadın tipi yerine evine mukaddes annelik zevki ile yaşayan Saliha hatun tipi bizim tasvibimizdir. |
|
|