kuran'da kadın


Yüce Kitabımızın Tefsir İlgili Konuların Tartışıldığı Alanımız

Moderatörler: Ertugrul, ucharfbesnokta

kuran'da kadın

Mesajgönderen enver43 » 15 Nis 2008, 22:50



Ve dedik ki: "Ey Adem sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan neresinden dilerseniz bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz." (2/35)

Sizi dayanılmaz işkencelere uğrattıklarında, Firavun ailesinin elinden kurtardığımızı hatırlayın. Onlar kadınlarınızı diri bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. (2/49)

Oruç gecesinde, kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin örtüleriniz siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah´ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda, onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar Allah´ın sınırlarıdır (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (2/187)

Hacc bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz hayır adına ne yaparsanız Allah onu bilir. Azık edinin şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, benden korkup-sakının. (2/197)

Sana ´kadınların aybaşı halini´ sorarlar. De ki: "O bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklaşmayın. Temizlendiklerinde Allah´ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever." (2/222)

Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak güzel davranışlar) takdim edin. Allah´tan korkup-sakının ve bilin ki elbette O´na kavuşucusunuz. İman edenlere müjde ver. (2/223)

Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (2/226)

(Yok) Eğer boşamada kararlı davranırsa (boşanırlar). Şüphesiz Allah, işitendir bilendir. (2/227)

Boşanmış kadınlar, kendi kendilerine üç ´ay hali ve temizlenme süresi´ beklerler. Eğer Allah´a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah´ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Aziz´dir. Hakim´dir. (2/228)

Boşanma iki defadır. (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah´ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah´ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar Allah´ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah´ın sınırlarına tecavüz ederse onlar zalimlerin ta kendileridir. (2/229)

Yine onu (kadını üçüncü defa) boşarsa (kadın) onun dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça ona helal olmaz. Eğer (bu koca da) onu boşarsa onlar (ilk koca ile karısı) Allah´ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanıyorlarsa tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi için günah yoktur. İşte bunlar Allah´ın sınırlarıdır; bilen bir topluluk için bunları (böyle) açıklar. (2/230)

Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle yaparsa artık o kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah´ın ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allah´ın size verdiği nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitab´ı ve hikmeti anın. Allah´tan korkup-sakının ve bilin ki Allah herşeyi bilendir. (2/231)

Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini de tamamlamışlarsa -birbirleriyle maruf (bilinen meşru biçimde) anlaştıkları takdirde- onlara kendilerini kocalarına nikahlamalarına engel çıkarmayın. İşte içinizde Allah´a ve ahiret gününe iman edenlere bununla (böyle) öğüt verilir. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (2/232)

Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev) de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı isterlerse ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (bir süt anneye) emzirtmek isterseniz vereceğinizi örfe uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur. Allah´tan korkup-sakının ve bilin ki Allah, yaptıklarınızı görendir. (2/233)

İçinizden ölenlerin (geride) bıraktığı eşler, kendi kendilerine dört ay on (gün) beklerler. Bu bekleme süresi dolduğunda artık onların kendi haklarında maruf (meşru) bir şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah işlediklerinizden haberi olandır. (2/234)

(İddeti bekleyen) Kadınları nikahlamak istediğinizi (onlara) sezdirmenizde ya da böyle bir isteği gönlünüzde saklamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Gerçekte Allah sizin onları (kalbinizden geçirip) anacağınızı bilir. Sakın bilinen (meşru) sözler dışında onlarla gizlice vaadleşmeyin; bekleme süresi tamamlanıncaya kadar nikah bağını bağlamaya kesin karar vermeyin. Ve bilin ki elbette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık ondan kaçının. Ve bilin ki şüphesiz Allah bağışlayandır (kullara) yumuşak davranandır. (2/235)

Kendilerine el sürmediğiniz, mehirlerini tesbit etmediğiniz kadınları, boşamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın, zengin olan kendi gücü darda olan da kendi gücü oranında maruf (meşru ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu) iyilik edenler üzerinde bir haktır. (2/236)

Eğer onlara mehir tesbit eder de, el sürmeden boşarsanız bu durumda -kendileri veya nikah bağı elinde olanın bağışlaması hariç- tesbit ettiğiniz (mehr)in yarısı onlarındır. Sizin (tümünü veya fazlasını) bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü (derece farkını) unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görendir. (2/237)

İçinizde ölüp de (geride) eşler bırakanlar (evlerinden) çıkarılmaksızın bir yıla kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar). Ama onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa artık onların maruf (meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah, güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir. (2/240)

(Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru) bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır. (2/241)

Hani İmran´ın karısı: "Rabbim karnımda olanı ´her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak´ Sana adadım benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen" demişti. (3/35)

Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş (kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım." (3/36)

Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya´yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya, her ne zaman mihraba girdiyse yanında bir yiyecek buldu: "Meryem bu sana nereden geldi?" deyince "Bu Allah katındandır. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi. (3/37)

Hani melekler: "Meryem şüphesiz Allah, seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı" demişti. (3/42)

Meryem Rabbine gönülden itaatte bulun secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et. (3/43)

Bunlar gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem´i sorumluluğuna alacak diye kalemleriyle kur´a atarlarken sen yanlarında değildin; çekişirlerken de yanlarında değildin. (3/44)

"Rabbim bana bir beşer dokunmamışken nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse yalnızca ona "ol" der o da hemen oluverir. (3/47)

Artık sana gelen bunca ilimden sonra onun hakkında seninle ´çekişip-tartışmalara girişirlerse´ de ki: "Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı kadınlarımızı ve kadınlarınızı kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah´ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım." (3/61)

Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle birbirinizle dilekleştiğiniz Allah´tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir. (4/1)

Eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız bu durumda (onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer üçer dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu sapmamanıza daha yakındır. (4/3)

Kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek (ve bir hak olarak) verin fakat onlar gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa onu da afiyetle, iç huzuruyla yiyin. (4/4)

Anne ve baba ile akrabaların bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır; anne ve baba ile akrabanın bıraktıklarından kadınlar için de bir pay vardır. Bunun azından ve çoğundan farz kılınmış bir pay vardır. (4/7)

Çocuklarınız konusunda Allah erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise bu durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise bu durumda annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir´dir. (Ancak bu hükümler ölenin) Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Babalarınız, oğullarınız siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar) Allah´tan bir farzdır. Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. (4/11)

Eşlerinizin eğer çocukları yoksa geride bıraktıklarının yarısı sizindir. Şayet çocukları varsa -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. Eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (Yine bu hükümler) Edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. Mirası aranan erkek ya da kadın çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. Eğer bundan fazla iseler bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir´de -zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (Bu size) Allah´tan bir vasiyettir Allah, bilendir (kullara) yumuşak olandır. (4/12)

Kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun. Eğer şehadet ederlerse, onları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun. (4/15)

Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık olan ´çirkin bir hayasızlık´ yapmadıkları sürece onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa belki bir şey hoşunuza gitmez ama Allah onda çok hayır kılar. (4/19)

Bir eşi bırakıp yerine bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine) yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiçbir şey almayın. Ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız? (4/20)

Onu nasıl alırsınız ki birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız. Onlar sizden kesin bir güvence (kuvvetli bir ahid) de almışlardı. (4/21)

Kadınlardan, babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu ´çirkin bir hayasızlık´ ve ´öfke duyulan bir iğrençliktir.´ Ne kötü bir yoldu o!... (4/22)

Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz size bir sakınca yoktur- sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/23)

Sağ ellerinizin malik olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan ´evli ve özgür´ olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) Bunlar, Allah´ın üzerinize yazdığıdır. Bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek kadın aramanız size helal kılındı. Öyleyse, onlardan hangi şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız onlara ücret (mehir)lerini tesbit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın tesbitinden sonra karşılıklı hoşnud olduğunuz bir şey konusunda üstünüze bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. (4/24)

İçinizden özgür mü´min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah, sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse, onları fuhuşta bulunmayan iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra fuhuş yapacak olurlarsa özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) Bu sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (4/25)

Allah´ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi) kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah´tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten Allah herşeyi bilendir. (4/32)

Anne-babanın ve yakınların geride bıraktıklarından ve her birine mirasçılar kıldık. Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını verin. Şüphesiz Allah herşeye şahid olandır. (4/33)

Allah´ın bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler kadınlar üzerinde ´sorumlu gözeticidir.´ Saliha kadınlar gönülden (Allah´a) itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür. (4/34)

(Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsanız bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar (arayı) düzeltmek isterlerse Allah da aralarında başarı sağlar. Şüphesiz Allah, bilendir, haberdar olandır. (4/35)

Allah´a ibadet edin ve O´na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (4/36)

Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/43)

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (4/75)

Ancak erkeklerden kadınlardan ve çocuklardan müstaz´aflar olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış) bulamayanlar başka. (4/98)

Erkek olsun kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa onlar cennete girecek ve onlar bir ´çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar´ bile haksızlığa uğramayacaklardır. (4/124)

Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki: "Onlara ilişkin fetvayı size Allah veriyor. (Bu fetva) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size Kitap´ta okunmakta olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız şüphesiz Allah onu bilir." (4/127)

Eğer bir kadın kocasının nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca yoktur. Barış daha hayırlıdır. Nefisler ise ´kıskançlığa ve bencil tutkulara´ hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (4/128)

Kadınlar arasında adaleti sağlamaya -ne kadar özen gösterseniz de- güç yetiremezsiniz. Öyleyse büsbütün (birine) eğilim (sevgi ve ilgi) gösterip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve sakınırsanız şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/129)

Eğer ikisi ayrılacak olurlarsa Allah her birine ´genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından´ kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) Allah (rahmetiyle) geniş olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (4/130)

Senden fetva isterler. De ki: "Allah ´çocuksuz ve babasız olanın (kelale´nin)´ mirasına ilişkin hükmü açıklar. Ölen kişinin çocuğu yok da kız kardeşi varsa geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir. Ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa kendisi (erkek kardeşi) ona mirasçı olur. Eğer kız kardeşi iki ise geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. Ama (mirasçılar) erkekler ve kız kardeşler ise bu durumda erkek için dişinin iki payı vardır. Allah -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar. Allah herşeyi bilendir." (4/76)

Hırsız erkek ve hırsız kadının (çalıp) kazandıklarına bir karşılık Allah´tan ´tekrarı önleyen kesin bir ceza´ olmak üzere ellerini kesin. Allah üstün ve güçlü olandır hüküm ve hikmet sahibidir. (5/38)

Cinleri Allah´a ortak koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiçbir bilgiye dayanmaksızın O´na oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular. O ise nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir uzaktır. (6/100)

Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O´nun nasıl bir çocuğu olabilir? O´nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O herşeyi yaratmıştır. O herşeyi bilendir. (6/101)

Bir de dediler ki: "Bu hayvanların karınlarında olan yalnızca bizim erkeklerimize aittir eşlerimize ise haramdır. Eğer o ölü doğarsa onlar da bunda ortaktırlar." Allah (bu) düzmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O hüküm sahibi olandır bilendir. (6/139)

Gerçekten siz, kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz. (7/81)

Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır´da) bozgunculuk çıkarmaları seni ve ilahlarını terketmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz." (7/127)

Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda, Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı. (7/141)

O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca ikisi Rableri olan Allah´a dua ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen andolsun şükredenlerden olacağız." (7/189)

De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah´tan O´nun Resûlü´nden ve O´nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise artık Allah´ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez." (9/24)

Münafık erkekler ve münafık kadınlar bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler iyilikten alıkoyarlar ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah´ı unuttular; O da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar fıska sapanlardır. (9/67)

Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da ve (bütün) kâfirlere içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. Bu onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azab vardır. (9/68)

Mü´min erkekler ve mü´min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder kötülükten sakındırırlar namazı dosdoğru kılarlar zekatı verirler ve Allah´a ve Resûlü´ne itaat ederler. İşte Allah´ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah üstün ve güçlüdür hüküm ve hikmet sahibidir. (9/71)

Allah mü´min erkeklere ve mü´min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah´tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (9/72)

Karısı ayaktaydı bunun üzerine güldü. Biz ona İshak´ı, İshak´ın arkasından da Yakub´u müjdeledik. (11/71)

"Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu şaşırtıcı bir şey!.." (11/72)

Onu satın alan bir Mısır´lı (aziz) karısına: "Onun yerini üstün tut (ona güzel bak) umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi. Böylelikle biz Yusuf´u yeryüzünde (Mısır´da) yerleşik kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik. Allah, emrinde galib olandır ancak insanların çoğu bilmezler. (12/21)

Evinde kalmakta olduğu kadın ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah´a sığınırım. Çünkü o benim efendimdir yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." (12/23)

Andolsun kadın, onu arzulamıştı -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o muhlis kullarımızdandı. (12/24)

Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın, onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin zindana atılmaktan veya acı bir azabtan başka cezası ne olabilir?" (12/25)

(Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi." Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir kendisi ise yalan söyleyenlerdendir. (12/26)

"Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir." (12/27)

Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu bu sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi. (12/28)

"Yusuf sen bundan yüz çevir. Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile. Doğrusu sen günahkârlardan oldun." (12/29)

Şehirde (birtakım) kadınlar: "Aziz (Vezir)´in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi. (12/30)

(Kadın) Onların düzenlerini işitince onlara (bir davetçi) yolladı oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf´a da:) "Çık onlara (görün) dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah´ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu ancak üstün bir melektir" dediler. (12/31)

Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadığınız işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim o ise (kendini) korudu. Ve andolsun eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük düşürülenlerden olacak." (12/32)

Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam bu daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra (O) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen hüküm ve hikmet sahibi O´dur." (12/100)

Allah her dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının neyi eksiltip neyi eklediğini bilir. O´nun katında herşey bir miktar (ölçü) iledir. (13/8)

Onlar Adn cennetlerine girerler. Babalarından eşlerinden ve soylarından ´salih davranışlarda´ bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) (13/23)

Andolsun senden önce de elçiler gönderdik onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah´ın izni olmaksızın (hiç) bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tesbit edilmiş süre) için bir kitap (yazı hüküm son) vardır. (13/38)

Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Allah´ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır." (14/6)

Dedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız işte bunlar benim kızlarım." (15/71)

Ve Allah´a kızlar isnad ediyorlar (haşa) O yücedir. Hoşlandıkları (erkek çocuklar) da kendilerinindir. (16/57)

Onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir. (16/58)

Allah, size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah´ın nimetini inkar mı ediyorlar? (16/72)

Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme görme (duyularını) ve gönüller verdi. (16/78)

Erkek olsun kadın olsun bir mü´min olarak kim salih bir amelde bulunursa hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (16/97)

Rabbin O´ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. (17/23)

"Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana kendi katından bir yardımcı armağan et." (19/5)

Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi. (19/14)

Kitap´ta Meryem´i de zikret. Hani o ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti. (19/16)

Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril´i) göndermiştik o da düzgün bir beşer kılığında görünmüştü. (19/17)

Demişti ki: "Gerçekten ben senden Rahman´a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)." (19/18)

Demişti ki: "Ben yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)." (19/19)

O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi. (19/20)

"İşte böyle" dedi. Rabbin dedi ki: "Bu benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti. (19/21)

Böylelikle ona gebe kaldı sonra onunla ıssız bir yere çekildi. (19/22)

Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de hafızalardan silinip unutuluverseydim." (19/23)

Böylece onu taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın." (19/27)

"Ey Harun´un kız kardeşi senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın utanmaz (bir kadın) değildi." (19/28)

Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?" (19/29)

Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece seni annene geri çevirmiş olduk ki gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de biz seni tasadan kurtarmış ve seni ´esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.´ Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa. (20/40)

Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın sonra mutsuz olursun." (20/117)

Böylece ikisi, ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı. (20/121)

Irzını koruyan (Meryem); biz ona kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (21/91)

Biz Meryem´in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik. (23/50)

Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer Allah´a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onlara Allah´ın dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya mü´minlerden bir grup da şahit bulunsun. (24/2)

Zina eden erkek, zina eden ya da müşrik olan bir kadından başkasını nikahlayamaz; zina eden kadını da zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikahlayamaz. Bu mü´minlere haram kılınmıştır. (24/3)

Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar fasık olanlardır. (24/4)

Kendi eşlerine (zina suçu) atan ve kendileri dışında şahidleri bulunmayanlar ise onlardan da her birinin şahidliği Allah adına dört (kere yemin) ile kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmektir. (24/6)

Beşinci (yemini) ise eğer yalan söyleyenlerdense Allah´ın lanetinin muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir. (24/7)

Onun (kadının) da dört kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmesi kendisinden cezayı uzaklaştırır. (24/8)

Beşinci (yemini) ise eğer o (kocası) doğru söylüyor ise Allah´ın gazabının muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dır. (24/9)

Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır. (24/26)

Mü´min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah´a tevbe edin ey mü´minler, umulur ki felah bulursunuz." (24/31)

İçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler, Allah, kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir. (24/32)

Nikah (imkanı) bulamayanlar, Allah, onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden) mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız- mükatebe yapın. Ve Allah´ın size verdiği malından onlara verin. Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları (fuhşa) zorlarsa şüphesiz onların (fuhşa) zorlanmalarından sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir. (24/33)

Kadınlardan evliliği ummayıp da oturmakta olanlar süslerini açığa vurmaksızın (dış) elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Yine de iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir. (24/60)

Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl" diyenlerdir. (25/74)

Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz. (26/166)

Yalnızca geri kalanlar içinde bir kocakarı hariç. (26/171)

Dedi ki: "Ey önde gelenler bu işimde bana görüş belirtin siz (herşeye) şahidlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim." (27/32)

Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk." (27/42)

Ona: "Köşke gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman´la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah´a teslim oldum." (27/44)

"Siz gerçekten kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz." (27/55)

Biz de onu ve ailesini kurtardık yalnızca karısı hariç; onu geride (azab içinde kalanlar arasında) takdir ettik. (27/57)

Musa´nın annesine: "Onu emzir şayet onun için korkacak olursan onu suya bırak korkma ve üzülme; çünkü onu biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik). (28/7)

Firavun´un karısı dedi ki: "Benim için de senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi. (28/9)

Musa´nın annesi ise yüreği boşluk içinde sabahladı. Eğer mü´minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı. (28/10)

Ve onun kız kardeşine: "Onu izle" dedi. Böylece o da kendileri farkında değilken onu uzaktan gözetledi. (28/11)

Biz daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi. (28/12)

Böylelikle gözünün aydın olması üzülmemesi ve gerçekten Allah´ın va´dinin hak olduğunu bilmesi için onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (28/13)

Biz insana anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar hakkında bilgin olmayan şeyle bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa bu durumda onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim. (29/8)

Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması iki yıl içindedir. "Hem bana hem anne ve babana şükret dönüş yalnız banadır." (31/14)

Bununla birlikte onların ikisi (annen ve baban) hakkında bir bilgin olmayan şeyi bana şirk koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa bu durumda onlara itaat etme ve dünya (hayatın) da onlara iyilikle (ma´ruf üzere) sahiplen (onlarla geçin) ve bana ´gönülden-katıksız olarak yönelenin´ yoluna tabi ol. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır böylece ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim. (31/15)

Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu sizin (yalnızca) ağzınızla söylemenizdir. Allah ise hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir. (33/4)

Peygamber, mü´minler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de Allah´ın Kitabında birbirlerine öteki mü´minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar Kitapta yazılmış bulunmaktadır. (33/6)

"Eğer siz, Allah´ı Resûlü´nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır." (33/29)

Ey peygamberin kadınları, sizden kim açık bir çirkin-utanmazlıkta bulunursa onun azabı iki kat olarak arttırılır. Bu da Allah´a göre pek kolaydır. (33/30)

Ama sizden kim Allah´a ve Resûlü´ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa ona ecrini iki kat veririz. Ve biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır. (33/31)

Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız artık sözü çekicilikle söylemeyin ki sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin. (33/32)

Evlerinizde vakarla-oturun, (evlerinizi karargah edinin) ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekatı verin Allah´a ve elçisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt gerçekten Allah sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. (33/33)

Evlerinizde okunmakta olan Allah´ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah latiftir, haberdar olandır. (33/34)

Şüphesiz Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar mü´min erkekler ve mü´min kadınlar gönülden (Allah´a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah´a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah´tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah´tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah´ı çokca zikreden erkekler ve (Allah´ı çokca) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır. (33/35)

Allah ve Resûlü bir işe hükmettiği zaman, mü´min bir erkek ve mü´min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah´a ve Resûlü´ne isyan ederse artık gerçekten o apaçık bir sapıklıkla sapmıştır. (33/36)

Hani sen, Allah´ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah´tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah´ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah kendisinden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd ondan ilişkisini kesince biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman onlarla evlenme konusunda mü´minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah´ın emri yerine getirilmiştir. (33/37)

Ey iman edenler, mü´min kadınları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin. (33/49)

Ey Peygamber, gerçekten biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve Allah´ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği mü´min bir kadını da -mü´minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü´minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (33/50)

Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına alıp-barındırabilirsin; ayrıldıklarından istek duyduklarına (dönmende) senin için bir sakınca yoktur. Onların gözlerinin aydınlanıp hüzne kapılmamalarına ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına en yakın (en uygun) olan budur. Allah kalplerinizde olanı bilir. Allah bilendir, halimdir. (33/51)

Bundan sonra (başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek -güzellikleri senin hoşuna gitse bile- sana helal olmaz; ancak sağ elinin malik olduğu (cariyeler) başka. Allah herşeyi gözetleyip denetleyendir. (33/52)

Onlar için babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) hakkında bir sakınca yoktur. (Ey Müslüman kadınlar) Allah´tan sakının. Şüphesiz Allah, herşeye şahid olandır. (33/55)

Mü´min erkeklere ve mü´min kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler ise gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir. (33/58)

Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü´minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (33/59)

Şundan ki: Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azablandıracak; mü´min erkeklerin ve mü´min kadınların tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (33/73)

Allah, sizi topraktan yarattı sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı. O´nun bilgisi olmaksızın hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu Allah´a göre kolaydır. (35/11)

Kendileri ve eşleri gölgeliklerde tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (36/56)

Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş, iri gözlü kadınlar vardır. (37/48)

Sanki onlar saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz). (37/49)

Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında. (37/135)

Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin erkek çocuklar onların mı? (37/149)

(Allah) Kızları erkek çocuklara tercih mi etmiş? (37/153)

Sizi tek bir nefisten yarattı sonra ondan kendi eşini var etti ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde bir yaratılıştan sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur, mülk O´nundur. O´ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz? (39/6)

Rabbimiz onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) va´dettin; babalarından eşlerinden ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin. (40/8)

Böylece o katımızdan kendilerine bir hak ile geldiği zaman dediler ki: "Onunla birlikte, iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın." Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan başkası değildir. (40/25)

Yoksa O, yarattıklarından kızları (kendine) edindi ve erkekleri size mi ayırdı? (43/16)

Oysa onlardan biri O Rahman için verdiği örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman yüzü simsiyah kesilmiş olarak kahrından yutkundukça yutkunur. (43/17)

Onlar, süs içinde büyütülüp de mücadelede açık olmayan (kızlar)ı mı (Allah´a yakıştırıyorlar)? (43/18)

Biz insana ´anne ve babasına´ iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır. Nihayet güçlü (erginlik) çağına erip kırk yıl (yaşın)a ulaşınca dedi ki: "Rabbim bana anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et; benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip Sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım." (46/15)

O kimse ki anne ve babasına: "Öf size benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni (diriltilip) çıkarılacağımla mı tehdit ediyorsunuz?" dedi. O ikisi (anne ve babası) ise Allah´a yakararak: "Yazıklar sana iman et şüphesiz Allah´ın va´di haktır." (derler; fakat) O: "Bu geçmişlerin masallarından başkası değildir" der. (46/17)

(Bütün bunlar) Mü´min erkekleri ve mü´min kadınları içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kötülüklerini örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu Allah katında ´büyük kurtuluş ve mutluluk´tur. (48/5)

Bir de; kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerle, münafık kadınları ve müşrik erkeklerle, müşrik kadınları azablandırması için. O kötülük çemberi tepelerine insin. Allah onlara karşı gazablanmış onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür. (48/6)

Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin) belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi ´olmadık-kötü lakablarla´ çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse işte onlar zalim olanların ta kendileridir. (49/11)

Ey insanlar, gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (49/13)

Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: "Kısır yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)?" dedi. (51/29)

Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz, onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz. (52/20)

Doğrusu çiftleri; erkek ve dişiyi yaratan O´dur. (53/45)

O gün mü´min erkekler ile mü´min kadınları nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. "Bugün sizin müjdeniz içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz) altından ırmaklar akan cennetlerdir." İşte ´büyük kurtuluş ve mutluluk´ budur. (57/12)

Gerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah´a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat arttırılır ve ´kerim (üstün ve onurlu)´ olan ecir de onlarındır. (57/18)

Ey iman edenler, mü´min kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü´min kadınlar olduklarını bilip-öğrenirseniz artık sakın onları kafirlere geri çevirmeyin. (Çünkü) Ne bunlar onlara helaldir ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına kendileri için) harcadıklarını verin. Onlara (hicret eden mü´min kadınlara) ücretlerini (mehirlerini) verdiğiniz takdirde onları nikahlamanızda size bir güçlük yoktur. Kafir (kadın)ların ismetlerini (nikahlarını) tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü´min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu Allah´ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (60/10)

Ve eğer eşlerinizden (kafirlere kaçmalarından dolayı) herhangi bir şey kafirlere geçer böylece siz de (savaşta onları yenip) ganimete kavuşursanız eşleri (kaçıp) gidenlere (mehir olarak) harcama yaptıklarının bir mislini verin. Kendisine iman ettiğiniz Allah´tan sakının. (60/11)

Ey Peygamber, mü´min kadınlar Allah´a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma´ruf (iyi güzel ve yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere sana biat etmek amacıyla geldikleri zaman onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah´tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (60/12)

Ey Peygamber, kadınları boşadığınız zaman iddetleri süresinde (temizlendiklerinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah´tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar; ancak açık ´çirkin bir hayasızlık´ göstermeleri durumu başka. Bunlar, Allah´ın sınırlarıdır. Kim Allah´ın sınırlarını çiğnerse gerçekte o kendi nefsine zulmetmiş olur. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah bunun arkasından bir iş (durum) oluşturur. (65/1)

Sonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulaştıkları zaman artık onları maruf (bilinen güzel bir tarz) üzere tutun ya da maruf üzere onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahid tutun. Şahidliği Allah için dosdoğru yerine getirin. İşte bununla Allah´a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilir. Kim Allah´tan korkup-sakınırsa (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir; (65/2)

Kadınlarınızdan artık adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş bulunanların iddet (bekleme süre)leri -eğer şüpheye düşecek olursanız (bilin ki)- üç aydır. Hamile kadınların bekleme-süresi ise yüklerini bırakmaları (ile biter). Kim Allah´tan korkup-sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir. (65/4)

(Boşadığınız) Kadınları gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun, onlara ´darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla´ zarar vermeyin. Eğer onlar hamile iseler yüklerini bırakıncaya (doğumlarını yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için (çocuğu) emzirirlerse onlara ücretlerini ödeyin. (Durum ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam´a uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer güçlük içine girerseniz bu durumda (çocuğu) onun (babası) için bir başkası emzirebilir. (65/6)

Geniş-imkanları olan nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da artık Allah´ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir. (65/7)

Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek Allah´ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (66/1)

Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri) bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca o da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen (herşeyden) haberdar olan (Allah), haber verdi" demişti. (66/3)

Eğer sizler, (Peygamberin iki eşi) Allah´a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız artık Allah onun mevlasıdır; Cibril ve mü´minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler. (66/4)

Belki onun Rabbi -eğer o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı, Müslüman, mü´min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler´ verir. (66/5)

Allah, inkâr edenlere, Nuh´un eşini ve Lut´un eşini örnek verdi. İkisi de kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı (kocaları) kendilerine Allah´tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle birlikte girin" denildi. (66/10)

Allah, iman edenlere de Firavun´un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim, bana kendi katında cennette bir ev yap; beni Firavun´dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar." (66/11)

İmran´ın kızı Meryem´i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı. (66/12)

Rabbim, beni, annemi, babamı mü´min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma. (71/28)

Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar. (78/33)

Ve ´diri diri toprağa gömülen kızcağıza´ sorulduğu zaman: (81/8)

Gerçek şu ki mü´min erkeklerle mü´min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler; işte onlar için cehennem azabı vardır ve yakıcı azab onlaradır. (85/10)

Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden (113/4)
Şahı merdan gavs-ı sani dolaşır menzil içinde Pervane olmuş dervişler ALLAH der gider peşinde Nefsini dizginlemiş hizmet ehli pehlivanlar edep içinde Görünce insan olanın titrer kalbi akar gözünden yaşı efendim sultanım
enver43
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
 
Mesajlar: 80
Kayıt: 08 Kas 2007, 00:00

Reklam

Dön Kur'an Tefsiri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir