URVE-İ VUSKA


Yüce Kitabımızın Tefsir İlgili Konuların Tartışıldığı Alanımız

Moderatörler: Ertugrul, ucharfbesnokta

URVE-İ VUSKA

Mesajgönderen gulyuzlum » 25 May 2008, 20:38



Urve-i Vuska; Kur’an-ı Azimuşşan, Resulullah (s.a.v.) ve Müslümanlıktır diye, tefsir edilmiştir.
Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) de hadis-i şeriflerinde, “Temessekû bi’l-urveti’l-vüskaa: Lâ ilâhe illallah!” buyurmuşlardır. Yani, urve-i vuska (sağlam bir kulp) olan “Lâ ilâhe illallah” kelime-i tevhidine yapışınız.

Kays b. Ubad (r.a.) anlatıyor: Medine'de bir takım insanların arasında bulunuyordum. Aralarında Rasûlüllah’ın (.a.v.) bazı sahabeleri de vardı. Derken yüzünde huşu eseri bulunan birisi geldi. (Ravi, içeriye gelen huşulu adam Abdullah b. Selam'dı dedi.) Cemaatten biri:

- İşte bu Cennet ehlinden bir kimsedir, işte bu Cennet ehlinden bir kimsedir, dedi.

O zat, uzatmadan iki rek’ât namaz kıldı, sonra dışarıya çıktı. Ben de peşine düştüm. Evine girdi, ben de girdim. Bir süre konuştuk. Bana ısınınca ona: Sen insanların yanına girdiğin zaman bir kimse senin hakkında şöyle şöyle söyledi dedim. Abdullah b. Selam cevaben dedi ki:

- Sübhanallah! Hiç bir kimseye bilmediği şeyi söylemesi yakışmaz. Bunu niçin söylediğini sana anlatayım: Ben Rasûlüllah (s.a.v.) zamanında bir rüya gördüm ve onu Rasûl-i Ekrem’e anlattım. Şöyle ki:

Rüyamda kendimi bir bahçe içinde gördüm. (Abdullah, o bahçenin genişliğini, çimenlerini ve yeşilliklerini anlattı) Bahçenin içinde demirden bir direk vardı. Bu direğin alt tarafı yerde, yukarısı gökte idi. Tepesinde bir kulp vardı. Bana: Haydi bu direğe çık denildi. Ben: Yapamam, dedim. Bunun üzerine yanıma bir minsaf geldi. (Ravi Abdullah b. Avn: Minsaf, hizmetçi demektir dedi). Ve arkamdan elbisemi tutup yukarı kaldırdı. (Abdullah b. Selam, onun kendisini arkasından kaldırışını eliyle tarif etmiş.) Bunun üzerine ben direğin ta tepesine kadar çıktım ve kulpu yakaladım. Bana: İyi tut, denildi. Bir de uyandım ki kulp elimdedir. Bu rüyamı Rasûlüllah’a anlattım. Rasûlüllah (s.a.v.):

"O bahçe İslâm'dır. Direk de İslâm'ın direğidir. O kulp da Urve-i Vuska'dır. Sen vefat edinceye kadar İslâm üzere kalacaksın" buyurdu. (Müslim, Sahih, Hadis No: 4536)

Urve-i vuska için ayet-i kerimede, “Le’n-fisaame lehaa”… Öyle ki, bu ne kopar, ne de kırılır, buyrulmuştur. Ama insanlar kendileri koparır veya kırarlarsa, o başka tabii…

Nitekim Asr-ı Saadet’te gerek Peygamberimize (s.a.v.), gerekse Ashabına (r.anhüm) neleri vaat etmediler ki? Tabir caizse dünyaları, her türlü maddi saltanatı teklif ettiler… Ancak ne Onu ne de Ashabını imandan ve Allah yolundan ayırabildiler. Bu vaatlerle ayırmak mümkün olmadığı gibi, baskı ile tazyikle de mümkün olmadığı tarihin tasdikiyle-şehadetiyle sabittir.

Mesela müşrikler Peygamberimize davasından vazgeçmesi için genç kızlarını, paralarını, saltanat dahil her türlü maddi teklifte bulunmuşlar… Ve ona yeter ki sen bu davadan vazgeç demişlerdi. Bu teklifi kendisine getiren, amcası Ebu Talib’e Peygamberimiz:

“Lev vazau’ş-şemse alâ yemînî, ve’l-kamera alâ şimîlî, mâ teraktü haaze’l-emra Amm┠diye cevap vermişlerdi.

Manası: “Eğer (onları değil), güneşi sağ elime getirip koysalar, ay’ı ise sol elime yerleştirseler, yine de ben bu işi, bu davayı bırakmam, bırakamam ey amcacığım!”

Bu sözleri söylediğinde, belki o gün cebinde bir kuruş, midesinde ise bir lokma ekmek yoktu.

Vaatlerin işi yaramadığını gören müşrikler, bu defa da Ashap’tan Bilal-i Habeşi gibilere hatta bizzat Peygamberimize zaman-zaman, dinlerinden dönmeleri için, ne kötülükler yaptılar, ne işkenceleri reva gördüler…

Peygamberimiz namaz kılarken Ebu Cehil gelip, deve bağırsaklarını üzerine yükletti. Müslümanlara aylarca süren ekonomik ambargo uygulayarak çoluk-çocuk aç bıraktılar. Bugün Yahudilerin Filistin halkına uyguladıkları abargolar... Batı’nın Kuzey Kıbrıs’a uyguladığı çifte standart gibi…

Hatta Hz. Bilâl’in üzerine değirmen taşı büyüklüğünde taşlar yükleyerek, dininden dönmesini istemişler; ama o bütün bu eza ve cefaya sabrederek, dininden dönmemiş; “Allahu ahad, Allahu ahad” yani Allah birdir, Allah birdir, diyerek imanında sebat etmiştir.

Nitekim Ashab-ı Kiram o devri bize şöyle anlatıyor: Habbab ibn Eret (r.a.) rivayet ediyor, diyor ki:

"Rasûlüllah'a (s.a.v.) gidip halimizden, artık tahammül edemediğimizden şikayette bulunduk. O ise, Kâbe’nin gölgesinde bürdesine (hırkasına) bürünmüş dinleniyordu. Dedik ki:

“Ne olur! Bizim için Allah’a dua etmez misin? Allah’tan yardım dilemez misin?” Bunun üzerine Resul-i Ekrem buyurdu ki:

“Eskiden bir mü’min adam yakalanır, onun için kazılan bir çukura konur, sonra testere ile baştan ayağa ikiye ayrılır ve demir taraklarla etleri, kemikleri parçalanırdı da, yine de bu iş onu dininden çeviremezdi. Allah’a yemin ederim ki, Allah Teala bu işi (dini) kemâle erdirecektir. Hatta, atlı bir kişi San’a şehrinden Hadramevt’e kadar gidecek, Allah’tan ve koyunlarına kurdun saldırmasından başka hiç bir şeyden ve hiç bir kimseden korkmayacaktır (böyle günler gelecektir). Ama siz acele ediyor, sabırsızlanıyorsunuz, buyurdular." (Riyazu’s-Salihin, Hadis No: 41)
Yolun düşer, Medine’yi münevvereye uğrarsan  Var Yeşil Ravza’yı gör seher yeli.  Yüzüm, imkânım yok, beni sorarsan  Yakar ciğerimi, kor seher yeli..
gulyuzlum
Özel Üye
Özel Üye
 
Mesajlar: 637
Kayıt: 17 Oca 2008, 00:00

Reklam

Dön Kur'an Tefsiri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir