OKUMADAN GEÇME YASAKLI KÖPRÜ


Birbirinden Güzel Mekanlar Hakkındaki Bilgilendirici Yazılar ve Resimler

Moderatörler: Ertugrul, ucharfbesnokta

OKUMADAN GEÇME YASAKLI KÖPRÜ

Mesajgönderen yuksel » 17 Nis 2009, 17:16



Dün Bugün Yarın
Sadık ILGAZ • 118. Sayı / DÜN BUGÜN YARIN



Yasaklı Köprü

1886 yılında Sivas’ta doğan Nuri Demirağ, Cumhuriyet tarihinin ilk müteahhitlerinden ve hayırsever iş adamlarından. Gençliğinde biriktirdiği 252 kâğıt lirayla ticarete başlayan Demirağ, demiryolu, uçak, giyim, çimento, selüloz, demir-çelik gibi birçok sanayi dalında yatırımlar yaparak Cumhuriyet devrinin ilk milyonerlerinden biri olmuştur.

Kurduğu onlarca fabrikayla memleket sanayisinin kalkınmasına öncülük etmiş ve halkın sevgisini kazanmış Demirağ’ın en büyük hayali ise, İstanbul Boğazı’na iki kıtayı birleştirecek bir köprü yapmaktır. Zira Boğaz’ın iki yakasında artan trafik ve belediyenin araba vapurları yüzünden her ay yaklaşık 70 bin lira zarar etmesi, Boğaz’a bir köprü yapımını zorunlu kılmaktadır.

İstanbul’un bu ihtiyacını gören Demirağ, o dönemde Amerika’nın San Francisco Eyaleti’ndeki Hudson Körfezi üzerine yapılan mühendislik harikası Goldengate Köprüsü’nün aynısını İstanbul Boğazı’na yapmak ister. Bu amaçla, burslarını kendi cebinden verdiği beş genç Türk mühendisi Goldengate Köprüsü’nde çalışmaları için ABD’ye gönderir.

Bu mühendisler Türkiye’ye geri döndüklerinde, Nuri Demirağ önderliğindeki bir ekiple bir köprü projesi hazırlarlar. Hazırlıkları 1933’te tamamlanan projeye göre, bugünkü Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün bulunduğu yere yapılacak olan köprü 11 milyon liraya mal olacak, yapımı da üç buçuk yılda tamamlanacaktır. İstanbul’un ve Boğaziçi’nin çehresini tümüyle değiştirecek köprü, 67 yılda kendi masrafını çıkartacaktı. Ayrıca bu sayede zarar eden belediye ayda 30-40 milyon net gelir sağlayacaktır.

Hazırlıklarını tamamlayan ekip projenin onayını almak için Ankara’ya gider. Nuri Demirağ projeyi öncelikle Atatürk’ün görmesini ister. Bu amaçla Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı Salih Bozok kanalıyla proje Atatürk’e sunulur. Projeyi çok beğenen Atatürk, “Aferin Nuri’ye!” diyerek, onay için Bayındırlık Bakanlığı’na sevk eder. Bakanlık mühendislerinin de çok beğenisini kazanan proje artık bakanın imzasına kalmıştır.

O dönemde Bayındırlık Bakanı, İstiklal Mahkemeleri Başkanlığı da yapmış olan Ali Çetinkaya’dır. Çetinkaya, Başbakan İsmet İnönü’ye çok yakın bir isimdir. Ayrıca bu iki ismin Nuri Demirağ’a karşı kişisel bir husumeti vardır. Köprü projesinin halkın Nuri Demirağ’a olan sevgisini artıracağını düşünürler. Bu yüzden “bir gün yükselir de yerimize geçer” endişesini taşırlar. Sonuçta Ali Çetinkaya, “Olmaz bu iş! Boğaz’a köprü mü olurmuş? Kat’î surette yıkılır!” diyerek projeyi reddeder. Demirağ, tüm iyi niyetiyle “İstanbul böylesi bir nimetten mahrum kalmamalı. Saymakla bitmez faydası vardır. İnsaf edin, yapmayın, etmeyin...” dese de, projeyi onaydan geçiremez. Ve köprü projesi çöpe atılır.

Nuri Demirağ’ın projesine onay vermeyen zamanın siyasileri, İstanbul halkına köprüye ihtiyaç olmadığını göstermek için büyük masraflarla Sirkeci-Haydarpaşa Feribot Hattı’nı kurarlar. Bu hat ise, zaten zarar eden belediyenin zararını günden güne katlar. Hükümetin kendine ve İstanbul halkına haksızlık ettiğine inanan Nuri Demirağ ise, tüm iyi niyetli mücadelesine devam etse de, masraf edip bastırdığı bir bildiriyi uçakla İstanbul halkına dağıtsa da, hükümetin projeye olan tavrını değiştiremez. Sonunda pes eden Demirağ, oğluna şu vasiyette bulunur: “Bu iş bir gün olacaktır. İstanbul buna muhtaçtır. Bana yaptırmadıkları köprüyü benim adıma yap. Eğer ki yaparsan, köprüye üzerinde ‘Bu köprüden İnönü de, Ali Çetinkaya da geçemez!’ yazan bir levha as!..”

Milli Şef İsmet İnönü ve tesirindeki hükümetler ve siyasetçilerden çok çeken Nuri Demirağ, İnönü ve baskı idaresine karşı 1945 yılında “Artık Yeter!” sloganıyla Milli Kalkınma Partisi’ni kurar. Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı dönemin ilk muhalefet partisi olan bu partinin genel başkanlığını da üstlenerek siyasete atılan Demirağ’ın partisi seçimlerde başarılı olamaz ve kapanır. Demirağ, 1954 yılında yapılan seçimlerde Demokrat Parti Sivas milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmeyi başarır. Ölüm tarihi olan 13 Kasım 1957’ye kadar da bu görevini sürdürür.

Yenilmişlik Psikolojisinin Kökenleri

20. yüzyılın ünlü tarihçilerinden İngiliz Arnold Joseph Toynbee, dünyanın en önemli tarihçi ve sosyologlarından biri olarak kabul gören İbn-i Haldun’un meşhur eseri “Mukaddime” hakkında şöyle der: “Mukaddime’deki tarih felsefesi türünün en büyük eseri. Şimdiye kadar hiçbir çağda, hiçbir insan zekâsı böyle bir eser ortaya koymamıştır.”

Mukaddime halen birçok tarihçinin başucu kitaplarından biri. Yazılışının üzerinden altı asırdan fazla zaman geçmesine rağmen, değindiği konular itibariyle güncelliğini koruyor.

Eserde geçen konulardan biri, başka toplumlar karşısında duyulan aşağılık kompleksidir. İbn-i Haldun, Mukaddime‘de eserinde bu psikolojiyi “yenilmişlik” üzerinden izah ediyor:

“Yenilmiş kavimler, giyim ve kuşam, mezhep, diyanet ve başlıca hâl ve alışkanlıklarında kendilerini yenen kavim ve hükümdarları örnek alırlar. Bunun sebebi şudur; nefis ve kalp daima kendi kavimlerine galebe çalmış ve kendi kavmine boyun eğdirmiş olanların olgunluk ve üstünlüklerine inanır. Kendisine galebe çalanı ululamak kalbine yerleşmiştir. Kendinin ona boyun eğmesinin tabii sebeplerden olmayarak, kendini yenen kimsenin kemal ve fazilet sahibi olmasından ileri gelmiş olduğuna inanır ve de bu konuda yanılır. Yenilen kimse bu hususta yanlış fikre kapılarak, buna inandıktan sonra, kendisini yeneni örnek edinir ve ona benzemeye çalışır. Yahut kendisini yenenin zaferinin meslek veya mezhep üstünlüklerinden ileri geldiği gibi yanlış bir fikre kapılır.

İşte bu gibi sebeplerden dolayı, yenilgiye uğrayan kimse giyim, kuşam, hayvana binmek, silahlanmak ve bütün diğer hâl ve işlerinde kendisini yeneni örnek edinir. Bu tıpkı, oğulların babalarını örnek edinmeleri gibidir. Oğullar, babalarının olgunluk ve üstünlüklerine inandıkları için onları örnek alırlar.

Bir kavim diğer bir kavimle komşu olup, o kavmin komşusu olan diğer kavimden üstün ise, büyük bir ölçüde üstün olan kavme benzeme ve o kavmi kendilerine örnek etme hali görülür. O üstün kavmin hali ve adeti onlara sirayet etmektedir. Bu halleri gören kişi: ‘Halk hükümdarın dinindendir’ sözünün manasını anlar. Çünkü bunlar, bu kabilden olan şeylerdir. Hükümdar, idaresi altında bulunanlardan üstündür. Tebaa, hükümdarlarında olgunluk ve üstünlük bulunduğuna inanır.”

Tarihin İçindeki Anlam

Tarihin içinde saklanan mana, incelemek, düşünmek, araştırmaktan ve varlığın (kâinatın) sebep ve illetlerini dikkatle anlamak ve hadiselerin vuku ve cereyanının sebep ve tertibini inceleyip bilmekten ibarettir. İşte bundan dolayı tarih üstündür ve hikmetlerle doludur. İbn-i Haldun

Bir Soru

İnsan aklı ile kurulan en sağlam, en muteber, en ‘yıkılmaz’ bilimsel teoriler kâğıttan bir kule gibi devrilebildiğine göre, ben, “çırılçıplak bu dünyaya fırlatılmış olan insan”, kime ve neye güveneyim de, “İşte! Eşya’nın hakiki bilgisi, onun da ötesinde tüm hakikat; o, hiç değişmeyen ve değişmeyecek olan ezelî ve ebedî hakikat budur!” diyeyim?
Durmuş Hocaoğlu, “Bilim ve Hakikat- I” isimli makalesinden, Aksiyon Dergisi, Sayı: 272, s. 31.

SEMERKAND - Aylık Tasavvufî Dergi
ISSN 1302-5074
Arşiv
Dergi Yılı Seçiniz 2009 2008 2007 2006 2005
Bölümler
SUNUŞ
BAŞYAZI
AYIN KONUSU
BİNBİR DAMLA
TASAVVUF KLASİKLERİ
HÂL DİLİ
DÜN BUGÜN YARIN
DÜNYA HALİ
KAPAKTAKİLER
DİĞER YAZILAR
Arama

Detaylı Arama İçin Tıklayınız
Reklam
BU KISMI EKLEMEDİR..;100 SENEDİR HEP AYNI DEĞİŞMEMİŞ.DEĞİŞMEZDE BUNLAR DEVE KUŞU MİSALİ KAFALARI KUMDAN ÇIKMAZ.
yuksel
Özel Üye
Özel Üye
 
Mesajlar: 360
Kayıt: 27 Oca 2008, 00:00
Konum: bodrum

Dön Tarihi ve Kültürel Mekanlar

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir