DÜNYA HALİ


Osmanlı Devleti Hakkındaki Diğer Konuların Paylaşıldığı Forum

Moderatörler: ucharfbesnokta, Ertugrul

DÜNYA HALİ

Mesajgönderen yuksel » 25 Nis 2009, 21:46



Dünya Hali
Halil AKGÜN • 115. Sayı / DÜNYA HALİ



Galibi Olmayan Kavga

Türkiye’deki kutuplaşma giderek derinleşiyor. Toplumda hiçbir konuyu aklı selim ile konuşamaz hale geldik. Spordan siyasete, ekonomiden eğitime her alanda tartışmak demek, kılıçları çekmek demek. “Ya hep ya hiç” yaklaşımı o kadar derinlere gidiyor ki ittifak ettiğimizde cephe oluşturuyoruz; ihtilaf ettiğimizde savaş ilan ediyoruz.

Bu kadar keskin ve bıçkın tutumlar öne çıkınca aslında herkes kaybediyor. Ama bunun farkında değiliz. Son 3-4 aydır Türkiye’de yaşananlara bakın. Yargı eliyle hükümeti devirme girişimleri yargı dahil her kurumu ayağa düşürdü. Herkes birbirini karalama peşinde. “Bugün nasıl bir gol atarım” diye her gün yeni kumpaslar kuruluyor. Kimsenin yarını düşündüğü yok. “Bugünü kurtarayım da gerisi mühim değil” diyen bir zihniyetin ülkeye hizmet etmesi mümkün mü?

Bu kutuplaşmanın birinci aktörleri siyasetçiler. Siyasetçi deyince sadece siyasi parti üyesi yahut milletvekili politikacıları kastetmiyoruz. Maşallah Türkiye’de herkes siyasetçi. Türkiye dünyanın en politize olmuş toplumlarından biri. Herkes siyaset, ekonomi, eğitim, sağlık, vergi… uzmanı! Siyasilerin başını çektiği kutuplaşma, toplumu da geriyor. Kimse ‘reel siyasetle’ yani, halkın gerçek sorunlarıyla, hizmet etmekle uğraşmak istemiyor. Varsa yoksa ‘kimlik siyaseti’. Yani ideolojik saldırılar, suçlamalar, ithamlar, hakaretler…

Türk basını bu kutuplaşmada aslan payına sahip. Her gün atılan manşetler, yeni kampanyaların keşif kolları. Biri on, onu bir yapan Türk basını yapıcı bir rol oynamıyor. Doğru habercilik, araştırmacı gazetecilik gibi kavramlar bizim basının lügatinde yok. Dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar köşe yazarı bizim gazetelerde var. Neden? Çünkü bizde amaç doğru habercilik yapmak değil, halkın kanaatlerini şekillendirmek. Gazetelerde bu kadar köşe yazarı yerine araştırmacı gazeteci olsaydı, bugün Türk basını çok daha iyi bir yerde olurdu.

Basının bu durumunu şu söz güzel özetliyor: “Türkiye’de basının gücü yok, gücün basını var.” Yani medya patronları gazeteci olmadan önce patron, iş adamı. Her birinin milyarlarca dolarlık yatırımları, işleri, bağlantıları var. Gazetelerin çoğu buna hizmet etmek için var. Basın üzerinden baskı suretiyle ihale almaktır bu iş. Nitekim çok satan bir gazetenin meşhur genel yayın yönetmeni bir defasında hiç utanmadan, hem de övüne övüne yazmıştı: “Ben hem gazete yönetirim, hem de patronumun ihalelerini takip ederim.”

Bu ülkeye yazık oluyor. Zemin ayağımızın altında kayıyor. Bu kutuplaşma, bu ideolojik kamplaşma, bu siyasi çatışma ortamı devam ederse geriye büyük Türkiye değil, bir enkaz kalacak. Hak ve hukuk sınırlarını aşan her müdahale ülkeyi kaosa sürükler. Nitekim sürüklüyor da. Biz o yüzden siyasileri, basını, vatandaşları, kısacası herkesi sağduyulu olmaya davet ediyoruz. Bir tane Türkiye olduğunu onlara hatırlatmak istiyoruz. Bu Türkiye zarar görürse hepimizin kaybedeceğini unutmayalım.

İran Hedef Tahtasında

Geçtiğimiz ay İran yine gündemdeydi. Bush yönetimi İran’ın nükleer programının Ortadoğu ve Amerika için en büyük tehdit olduğunu bıkıp usanmadan dile getiriyor. Avrupalılar da İran’ı Amerikan istekleri doğrultusunda ikna etmeye çalışıyorlar. Fakat geçen ay çok önemli bir gelişme oldu ve ilk defa İsrail bu tartışmaya açıktan ve resmen katıldı. İsrail hükümeti İran’a karşı bir saldırı düzenleyebileceklerini söyledi. İran karşıtı kampanyanın arkasında İsrail’in olduğu biliniyor. Fakat resmi ağızdan İsrail’in böyle bir açıklama yapması daha önce duyulmuş bir şey değildi.

Bunlar Amerika’nın İran’a saldırma ihtimalinin arttığını gösteriyor. Yıl sonunda görevini bırakacak olan Bush, İran’a saldırabilir mi? Bush yönetiminin şu ana kadarki çılgın savaş politikalarını esas alırsanız, bu ihtimali gözardı edemezsiniz. Fakat saldırı durumunda İran ne yapar? Bölgedeki ülkeler nasıl tepki verir? Bu iki sorunun cevabı açık ve net olmadığı için Bush yönetimi saldırı konusunda hâlâ tereddüt ediyor.

Bir saldırı durumunda İran’ın vereceği tepki, hem ABD hem de İsrail için tam bir yıkım olabilir. İran Irak’taki ve Körfez’deki ABD hedeflerine, ayrıca İsrail’e saldırabilir. Ayrıca İran destek verdiği Hizbullah gibi grupları harekete geçirebilir. Arap ülkeleri savaşta “tarafsız” (yani ABD’nin yanında) kalmayı tercih edecektir ama “Arap sokağı” sessiz kalmayacaktır.

Kısacası bu bir Ortadoğu savaşının başlangıcı olur. ABD ve İsrail böyle bir savaşa gerçekten hazır mı acaba?

Suriye ile İsrail Arasında Türkiye

Olur olmaz derken, Türkiye Ortadoğu’daki iki can düşmanı arasında arabuluculuk yaptığını resmen açıkladı. Haber, Türkiye’nin ve dünyanın gündemine oturdu. Daha önce de “görüşmeye çalışan” İsrail ve Suriye bu sefer Türkiye’nin marifetiyle belli konularda anlaşabilecek mi? Ortadoğu barış sürecine şüpheyle bakanlar hiç ihtimal vermiyor. İki tarafın da talepleri makul değil; o yüzden anlaşamayacaklar diyorlar. Fakat çoğu gözlemci bölgedeki dengelerin değiştiğine ve İsrail’in barış aramak zorunda olduğuna dikkat çekiyor. Yani İsrail “barış”ı bu sefer ciddiye almak zorunda.

Fakat sorun tam da burada: İsrail “barış” deyince ne anlıyor? Suriyelilerin ve Türklerin zihnindeki barış ile İsrailinki aynı mı acaba? Bizce pek değil. O yüzden bu süreç zor ve sancılı geçecek. Ama Türkiye’nin bu rolü üstlenmesi son derece önemli. Böylece bir ilk gerçekleşiyor ve İsrail’in, “Ben ABD’den başka arabulucu tanımam; çünkü Avrupalılar da Araplar da bize karşı ön yargılı…” gibi sözleri havada kalıyor. Yani Türkiye aslında surda bir gedik açmış oldu. Bu tür angajmanlar İsrail üzerinde baskı yapmak için iyi bir başlangıç olabilir.

Obama: Bir O Tarafa, Bir Bu Tarafa

Demokrat Parti başkan adaylığını garantileyen Barack Obama, siyaset yolunda zikzaklar yapmaya başladı. Önce Ermenilere “Ermeni soykırımını tanıyacağım” diye söz verdi. Gelen tepkiler üzerine tutumunu yumuşattı. Sonra Amerikan yahudilerine “İran’a haddini bildirmeliyiz!” dedi. Yine gelen tepkiler üzerine “benim kastettiğim…” türünden açıklamalar yaptı. Son olarak Detroit’te bir mitingde başörtülü Amerikalı müslüman hanımları inciten Obama, mitingden sonra onlardan özür diledi.

Bu zikzaklar siyasetin bir parçası. Ama çok fazla eğilip büküldüğünüzde omurganızı kaybetmeye başlarsınız. Obama başkanlık yolunda yeteri kadar tecrübesi olmayan bir siyasetçi. İyi niyetli, açık fikirli. Cesur adımlar atabilecek bir lider izlenimi veriyor. Ama bütün bu hasletlerin, iyi politikalarla desteklenmesi gerekiyor. Obama’nın şu ana kadarki zikzaklarından hem çok iyi işlenmiş politikalarının henüz oluşmadığı hem de baskılardan etkilendiği sonucu çıkıyor.

Her neyse, seçilirse Obama Amerikalıların başkanı olacak, bizim değil. Ama Amerika gibi dünyanın her işine burnunu sokan bir ülkenin başına kimin geçeceğine de insan kayıtsız kalamıyor.

Futbol Deyip Geçmeyin

Türk milli futbol takımının Avrupa kupasındaki başarıları turnuvaya damgasını vurdu. Siz bu satırları okurken Türkiye ya Almanya tarafından elenmiş olacak ya da finale çıkacak. Fakat önemli olan burası değil. Önemli olan Türkiye’nin başarısının İslâm dünyasındaki yankıları. Türkiye Hırvatistan’ı yendiği gün Boşnaklar Saraybosna sokaklarına akın ettiler. Mısır’dan, Azerbaycan’dan, Malezya’dan, Pakistan’dan coşku naraları yükseldi. Avrupa’da yaşayan müslüman topluluklar Türklerle beraber kutladılar yarı final heyecanını.

Şimdi insanın durup düşünmesi gerekiyor: Böyle bir coşkuyu bir başka milletle yaşamak mümkün mü? Arabı, Pakistanlısı, Malayı, Azerisi hepsi birden Türkiye’nin sevincine ortak oluyor. Sanki kendi milli takımları kazanmış gibi heyecan duyuyor, dua ediyor, şükrediyor. Türk milli takımıyla gurur duyuyor. Şanlı mazisini hatırlıyor. Özgüveni artıyor. Sokağa çıktığında “ben de varım” diyor. Bu teveccüh başka hangi millete gösteriliyor ki?

Bunun sebebi ne iyi futbol oynamaktır, ne de AB üyeliğine aday olmak. Bunun tek bir sebebi var: Geçmişte din-i mübin’e hizmet etmiş olmak. İslâm ümmetinin bu kadar farklı evlatları Türk milli takımını bunun için seviyor. Ah keşke 1930’lara, 40’lara takılıp kalmış bizdeki bazı “gericiler” bu gerçeği kavrasalar!


Kısa Kısa

Yükselen petrol fiyatları bütün dünyayı etkiliyor. Amerikalılar yine Suudluların tepesine binmiş durumda. Günlük petrol üretiminin arttırılması için baskı yapıyorlar. Dünyanın en büyük petrol üreticiler grubu OPEC ise bu baskılara şimdilik direniyor. OPEC’e göre sorun üretimden değil, piyasadaki spekülatörlerin tutumlarından kaynaklanıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi küresel petrol piyasasının en büyük kartelleri ABD’ye ait. Yani kim kime ne için baskı yapıyor anlamış değiliz. ABD OPEC’ten önce kendi şirketlerine çeki düzen vermeye çalışsa daha iyi eder.

***

Bu yılki ÖSS imtihanına yaklaşık 2 milyon kişi girdi. Yani üniversite okumak isteyen iki milyon genç. Bu yıl YÖK kontenjan artırımına giderek çok önemli bir adım attı. Yeni düzenlemeyle bu yıl üniversiteye yaklaşık 900 bin kişi girecek. Önümüzdeki yıllarda da kontenjan artırılacak. Dahası yeni üniversiteler kurulacak. Böylece artık ÖSS imtihanına her yıl yüzbinlerce kişi girmeyecek. 70 milyonluk Türkiye 300 üniversiteyi kaldıracak kapasitededir. Yeni üniversiteler ve kontenjanla umarız o hedefe kısa sürede ulaşırız.

***

Siyasi gündemin azizliğine uğrayan çok önemli bir proje açıklandı geçen ay: Yeni GAP Kalkınma Programı. Program Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine önümüzdeki 5 yıl içerisinde yaklaşık 20 milyar YTL kaynak aktaracak. 4 milyon kişiye istihdam oluşturulacak. Bölgede cazibe merkezleri kurulacak. Projenin amacı Güneydoğu sorununun sosyo-ekonomik ayağında ciddi iyileştirmelere gitmek. Projenin parası hazır olduğu için herkes umutlu. Umarız bu açılım terör örgütünün kaynaklarını kuruturken, bölge halkına da ekonomik rahatlama getirir.

***

Amerika’nın Irak’ta daimi askeri üs kurma planları yaptığı bu sefer resmi kanallardan doğrulandı. Amerikalılar böyle bir hedeflerinin olmadığını söyleseler de Irak hükümetine sundukları anlaşma bunu teyit ediyor. Irak’taki Amerikan askeri üslerinin süresi bu yılın sonunda bitiyor. Amerikalılar yeni anlaşmada 50’ye yakın üs kurulmasını ve daimi olarak Irak’ta kalmasını öngörüyor. Iraklı siyasi gruplar anlaşmaya tepki gösterdiler ve “bu, Irak işgalinin resmen uzatılmasıdır” dediler. İran da bu anlaşmaya tepki gösterdi. Bugünlerde İran ile Bush yönetimi arasında yaşanan gerginliğin perde gerisinde biraz da bu var. Bakalım Iraklılar bu ‘daimi işgal’ teklifine karşı koyabilecekler mi?
yuksel
Özel Üye
Özel Üye
 
Mesajlar: 360
Kayıt: 27 Oca 2008, 00:00
Konum: bodrum

Reklam

Dön Genel

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir