YAVUZ ve OĞLU


Osmanlı Sultanları Hakkında Ayrıntılı Bilgiler

Moderatörler: Ertugrul, ucharfbesnokta

YAVUZ ve OĞLU

Mesajgönderen yuksel » 08 May 2009, 21:48



Yavuz ve Oğlu

Yavuz Sultan Selim, sadeliği sever ve sade giyinirdi. İhtişam ve debdebeden hoşlanmazdı. Kendisi için lüks şeyler yapılmasını istemezdi. Sarayında eski geleneklerin ve hasletlerin devamını isterdi.

Sirkeci ile Sarayburnu arasında sahile yakın bir yerde kendisi için sade ve basit bir köşk yapılmasını emretmi şti. Yavuz bir gün bu köşkü ziyaret ederken, iradesi hilafına mükellef (külfetli) bir köşk yapıldığını görünce canı sıkıldı. Hazine defterdarı Abdüsselam Bey'i azarladı:

- Ben sana bu kadar akçe sarfına ruhsat vermemiştim. Bir muhtasarca gölgelik yapılmasını emretmiştim. Bu ne ola?

Abdüsselam Bey zor duruma düştüğünü, Yavuz'un kaşlarının çatıldığını görünce titremeye başladı. Canını kurtarmak için:

- Padişahım! Ben bu köşkü helal malımdan hünkârım için hediye olarak yaptırdım. Arz ve kabulünü istirham eylerim, dedi.

Yavuz Selim asabiyetiyle meşhurdu. Yapacağı işleri uzun düşünür, kat'i kararını verdikten sonra tatbik sahasına kor ve artık itiraza tahammül edemezdi. Bununla beraber makul gördüğü sözleri de reddetmez, kabul ederdi.

Yavuz Sultan Selim inceleme ve araştırmayı sevdiği gibi, hayır ve hasenatı da pek severdi. Fakat muazzam inşaat ve muhteşem yapılarla uğraşmaya ne hâli ne de zamanı müsaitti. Hatta kendi camiinin bile yalnız temellerini attırabilmiş, ikmaline imkan bulamamıştı.

Bir gün Kubbealtı'nda Divan kurulmuştu. Emektar eski vezirler, ocak ağaları, cümle ulema, defterdarlar ve nişancı efendiler huzur-ı hümayünde toplanmış, konuşuyorlardı. Bir ara şehzade Sultan Süleyman'ın Divan'a gelmesi için Harem'e haber salındı. Kanunî babası gibi değildi, ziynet ve ihtişamı severdi. Giyindi kuşandı, sırtında atlas ve kürk olduğu halde huzura girdi. Mutad selamını verip babasının vereceği iradeyi bekledi. Yavuz oğlunu şöyle bir süzdü:

- Süleyman, anan ne giysin? dedi.

Vekiller, vezirler önlerine bakıyorlardı. Bu hadiseden sonra bir daha ihtişam içinde Divan'da hazır ve nazır olmadılar.

A. Ragıp Akyavaş, Üstad-ı Hayat (Ankara 2005), 1/241.

Sokullu'nun Ölümü

Sokullu Mehmed Paşa'nın edebiyata olduğu gibi tarihe de merakı vardı. Her gece hazinedarı Hasan Ağa'ya Tevarih-i Âl-i Osman'ı okuturdu. İlk padişahlara büyük hürmeti vardı. Bursa'da Osman Gazi türbesine de Kur'an cüzleri vakfetmişti.

Sokullu bir gece yine uyandı, abdest aldı, namazını kıldı. Hazinedarı Hasan Ağa'yı çağırdı, Tevarih-i Âl-i Osman'ı okumasını emretti. Hasan Ağa hangi bölümden okuyacağını sorunca, Sokullu:

- Sultan Murad'ın Kosova şehadeti mahallini oku, dedi.

Hasan Ağa, Kosova gazasını bütün tafsilatıyla okudu. Nihayet Miloş Kopiliç'in Murad Gazi'yi hançerle vurup şehid ettiği yere geldi. Sokullu müteessir oldu, gözlerinden yaşlar akarak:

- Bana dahi şöyle bir şehadet nasib et ya Rabbi, diye dua etti.

Ertesi gün adeti üzere vazifesiyle meşgul oldu. Kabasakal'daki sarayına geldi. İkindi divanı icra ederken içeriye divane tavırlı biri girdi. Bu herif Boşnak'tı. Ekseriya Sokullu'yu karşılar, ihsan taleb ederdi. Sokullu da daima gönlünü yapmaktan geri durmazdı. O gün yine para istemeye geldiğini zannetti. Elini cebine soktu, para çıkarıp vereceği sırada, herif kolunun içine sakladığı hançeri çıkardı. Çavuşlar tutmak istediler, tutamadılar. Hançeri çarçabuk Sokullu'nun göğsüne sapladı. Çavuşlar katili yakaladılar. Paşayı içeriye odasına götürdüler. Bütün divan telaşta idi. Derhal cerrah çağrıldı. Hançer fena tesir etmişti. Sokullu'nun yarım asırdan ziyade devlet işleriyle yorulan zayıf vücudu bu öldürücü yaranın tesirine dayanamadı. İhtiyar vezir, Ayasofya Camii'nin minarelerinde akşam ezanı okunurken gözlerini bu fani dünyaya kapadı.

Vezir-i âzamın gördüğü son mükâfat, sinesine saplanan kanlı bir hançerden ibaret oldu. Divanenin parça parça edilmesinin de ehemmiyeti yoktu. Bunların müretteb (plânlanmış) şeyler olduğuna birçok kimseler kani idi. Cenazesi Ebu Eyyûbü'l - Ensarî civarına defnolundu. Herkes bu acı haberi gözyaşlarıyla karşıladı.

Üstad -ı Hayat, 1/282.

Abdülezel Paşa

Abdülezel Pa şa, on altı yaşında iken bir nefer olarak orduya katıldı. İlk askerlik hizmetini Arabistan'da yaptı, hizmeti takdir edilerek subay oldu. Plevne muharebesinde ( 1877-78 ) Gazi Osman Paşa'nın çok sevdiği mert arkadaşlarından biri oldu. Harb dönüşü İstanbul'a geldi. Sultan İkinci Abdülhamid , Plevne madalyasını eliyle taktı ve onu kucaklayarak hararetle tebrik etti.

Son olarak bizimle Yunanlılar arasında Girit adası yüzünden çıkan muharebeye iştirak etmi ştir. Bu muharebe, Alasonya/Tesalya muharebesiydi (1897).

Hakkı Paşa'dan şunları dinlemi ştim:

“Genç bir kurmay yüzbaşı idim. Beni Abdülezel Paşa'nın maiyyetine vermi ş lerdi . Buna çok sevinmiştim. Çünkü paşanın birliğindeki zabit ve neferleri şefkatle koruduğunu işitirdim. Yenişehir Ovası'ndaki çiftlikler, köyler iyice seçiliyor, muharebe bütün şiddetiyle devam ediyordu. Abdülezel Paşa livasının başında, kır bir atın üzerinde idi. Mütemadiyen yüksek sesle Kur'an okuyor, askerin maneviyatını yükseltmek istiyordu. Uzun boylu ve vücut yapısı kuvvetli olan paşanın vakarlı yüzünü ak bir sakal süslerdi.

Muharebe ciddiyet kazanmıştı. Abdülezel Paşa tunçtan bir heykel gibi gözünü kırpmadan muharebeyi at üzerinden temaşa ediyordu. Bir ara yanına sokuldum:

- Aman paşam! Kendinizi korumuyorsunuz; düşman askerlerini teşhis edecek derecede yakın bir mesafede bulunuyorsunuz, dedim.

- Bugüne kadar seksen muharebeye girdim, hiç birisinden çekinmedim. Muharebe, millet düğünü demektir, düğünden kaçılır mı? dedi.

Paşa, Kur'an okumaya devam etti. Bu esnada nasıl oldu bilmem, paşanın çenesine bir mermi isabet etti, attan yuvarlandı, ak sakalı al kanlara boyandı. Şehadetiyle çok sevdiği Türk ordusuna karşı şükran borcunu ödedi. Paşanın bu şehadeti , hamiyyet ve vatanperverliğin müşahhas bir misali oldu.

İki gün sonra da fırkamızın İkinci Liva kumandanı Celal Paşa'yı kaybettik. Fakat Milora kapıları da ardına kadar açıldı. Abdülezel Paşa'nın mübarek naa ş ını , Alasonya kasabası Çarşı Camii haziresinde Allah'ın rahmetine emanet ettik.”

Üstad-ı Hayat, 1/ 395-96.

SEMERKAND - Aylık Tasavvufî Dergi
ISSN 1302-5074
Arşiv
Dergi Yılı Seçiniz 2009 2008 2007 2006 2005
Bölümler
SUNUŞ
BAŞYAZI
AYIN KONUSU
BİNBİR DAMLA
TAVAN ARASI
ŞİİR
DÜNYA HALİ
TENCERE
KAPAKTAKİLER
DİĞER YAZILAR
Arama

Detaylı Arama İçin Tıklayınız
Reklam
yuksel
Özel Üye
Özel Üye
 
Mesajlar: 360
Kayıt: 27 Oca 2008, 00:00
Konum: bodrum

Reklam

Dön Osmanlı Sultanları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir