Veladet (Mevlit) Kandili


Mübarek Aylar, Mübarek gün ve Geceler hakkinda bilgilerin bulunduğu bölüm

Moderatörler: Ertugrul, ucharfbesnokta

Veladet (Mevlit) Kandili

Mesajgönderen ucharfbesnokta » 08 Mar 2009, 09:38



Rabbimiz Ayet-i Kerimede Me'alen buyuruyor ki,
128-Yemin olsun ki, size hakikaten bir resul geldi öyle bir resul ki sizden biri, kendi içinizden, kendi cinsinizden, melek değil, beşer cinsinden, aslı ve nesebi belli, Arabî ve Kureyşî, Harem ehlinden, sizin sıkılmanız ona ağır gelir, gücüne gider. Yani, azap görmeniz şöyle dursun, bir takım zahmete, sıkıntıya uğramanız bile onu üzer, son derece rahatsız eder. Yahut sizi sıkan, zorunuza giden şeyler beşeriyet icabı onu da üzer, onun dayanma gücü ve metin görünüşü, sıkıntılara göğüs germesi, üzülmediğinden değil, peygamber oluşundandır.

İşte bu ayette (Nahl 16/37) âyetinde de işaret buyurulduğu üzere hidayet ve iyiliğinize, faydanıza, hayrınıza hırslıdır. Üzerinize toz kondurmak istemediği gibi, sizi mutluluğun zirvesine eriştirmek, selamete çıkarmak, cennete ve rıdvana kavuşturmak için bütün hırsıyla ve var gücüyle uğraşır. Üstelik onun merhameti yalnızca Kureyş'e, Arab'a, şu veya bu kavme değil, hangi kavimden olursa olsun bütün müminleredir ki, o raûftur. Re'feti çok fazladır, yani gayet ince bir şefkati ve derin bir merhameti vardır. Rahîmdir. Fıtraten, doğuştan, yaratılıştan, Allah tarafından pek ziyade merhametlidir. Günahkârlara bile acır. İşte bütün bunlardan dolayı ey insanlar, Kur'ân'da söz konusu olan mükellefiyetler, özellikle bu Berâetün Sûresi'nde yer almış olan tevbe, cihad vesaire hakkındaki emirler, yasaklar, ikazlar ve itaplar, ağırınıza gitmemeli, gönlünüzü incitmemelidir. Bütün bunlar küfür ve nifakın zararlarına ve uğursuzluklarına karşı genellikle müminlere gayet büyük bir sevgi ve şefkatin tecellileridir. Onun için hiç vakit geçirmeden bunlara iman edip, gereğince amel etmelisiniz.

129- Buna rağmen yine de yüz çevirirlerse (ya Muhammed) sen de onlara deki: Allah bana yeter, O'ndan başka ilâh yoktur, ancak O'na dayandım ve O, azîm (yani azametli) Arş'ın Rabbi'dir. Bütün kâinatı kuşatmış olan, en büyük hükümranlığın, en yüce saltanatın sahibi ve rabbidir.

İşte idrak edeceğimiz gece böyle bir rasülün dünyayı şereflerlendirdiği, dünyayı nura gark ettiği bir gecedir. Öyle ki dünyaya gelmeden evvel bütün dünyayı küfür bulutları kaplamış, zulüm ve her çeşit dalelet hüküm sürüyordu. Cahiliyet insanları ahlak dışı ve sapık hareketler sürüklenmişti. Lakin garip tarafı, böyle bir rasülün geleceğini de biliyorlardı.

Hz Allah’ımız hiçbir peygambere kendi isminden iki ismi vermemiştir. Ancak Rasülellah (sav) e vermiştir. Onlarda baştaki okumuş olduğumuz ayet-i kerimede geçen Raûf ve Rahîm isimleridir. Gerçekten de Resulü'ne bu isimleri vermesi ve onu böyle vasıflandırması, onun hakkında büyük ikram ve tekrîm demektir. Bundan da anlaşılır ki, Allah'ın güzel isimlerinin hepsi "Allah, Rahmân ve Rab" gibi sırf Allah'a mahsus olan isimlerden değildir. Resulullah'ın kendisi, ilâhî ahlâk ile mütahallik olduğundan dolayı müminlere raûf ve rahîmdir. Getirdiği din de bütün yönleriyle, müminler için ayniyle nimet ve rahmettir.

Beşeriyetin babası Adem (as) dünyaya gönderildiğinde yasak olan meyveden yiyip zelle sadır olunca bin sene ağladığını ve o ağlamadan ırmakların hatta ağaçların meydana geldiğini biliyoruz. Ve affedilmesi için Allah’ım beni beni Hz Muhammed hürmetine affet diyordu.
Cenab-ı hak soruyordu? Niçin Muhammet hürmetine diyordu.
Adem (as) Yarabbi Cennet-i alaya girdiğimde gördüm ki nerede لا اله الا الله Yazarsa devamında, ondan sonra محمد رسول الله Vardı, o yazı takip ediyordu.
Nitekim o zaman sormuştu? Hz Muhanned kimdir. O zamn rabbimiz ولدك سبب لخلقك O senin çocuğun ama o senin bile yaratımlına sebeptir. Sonra adem (as) Allah’ım çocuğu hürmetine babasını merhamet et diye dua ediyordu ki bildiğimiz gibi bütün mahlügatın mükevvenâtın yeryüzünün yaratılmasına sebepti.

Nitekim Hadis-i Kutside لولاك لولاك ما خلقت الأفلاك Sen olmamış olsaydın ey Allah’ın rahmeti ben mahlügatı yaratmazdım buyurmuştur.
Resullerin rasülü Hazret-i Muhaınmed (sav) Mekke-i Mükerreme'de Rebiulevvel ayının on ikisine raslayan bir pazartesi günü dünyaya şerefler kazandırdı. Henüz tanyeri ağarmadan, Mekke ufuklarında doğan şems-i Muhammedi ile bütün cihan aydınlandı.
Rebiulevvel ayı, Resûlullah Efendimiz'in hayatında çok mühim tecellilere zarf olmuş bulunmaktadır. Dünyaya gelişi, Medine'ye gidişi ve Âlem-i Cemale göç etmesi hep bu aya tesadüf etmektedir bunları aşağıda izah etmeye çalışacağız….
Efendimiz dünyayı şereflendirdiğinde dedesi Kabe’de tavaf da idi. Beyti şerifin sütünları fasih bir şekilde tekbir ve tehlilini duydum. Muhammed Mustafa hürmetine diye Allah’a hamd olsun diye ve daha sonra kâbenin bölümlerinin bazası diğer bazısına gelişini müjdeledi. Bu manzaraya şahit olunca safa kapısından çıktım Muhammed (as)mın evine yöneldim. Kabenin üzerinde ki putların yıkıldığını gördüm. Amine’nin evini kuşların ihata ettiğini gördüm. Evin kapısını çaldım. Amine hatun çıktı. Kendisinde doğum zafiyeti, nifas rahatsızlığı yoktu. Titremeye başladı. Ve dedim ki
Alnındaki nur nerede? Şöyle cevap verdi.
Onu güzel bir şekilde dünyaya getirdim dedi.
Haifden bir ses adını Muhammed koy diyordu.
Bunu işitince Amine çocuk nerede ?
Küçük bir odayı işaret etti. Oraya yöneldim bir de ne göreyim kapıda dehşetli, sağlam yapılı iri tarı bir şahıs duruyordu. Benide titreme aldı. Dedi ki Meleklerin ziyareti bitinceye kadar üç gün yanına girmen mümkün değil dediğini ifade ediyordu.
Efendimiz doğduğu gece Peygamber Efendimiz'in doğduğu gece dünyâda fevkalâde hâdiseler oldu. Şöyle ki

O devrin en büyük devleti Kisrâ'nın sarayında, mimarların mühendislerin yıkılmaz diye rapor verdiği ondört sütun çöktü.

Sâvâ gölü kurudu.

Mecûsîlerin uzun müddetten beri sönmeden yakıp tapındıkları ateşgedeleri söndü.

Müşriklerin Kâbe üzerine koymuş oldukları putlar devrilip kırıldı. Onların, hâşâ, Allah diye tapındıkları putları küp kırığına dönmüştü.

Peygamber efendimize Hazret-i Âdem'in heybetini, Hazret-i Nuh'un bilini-ni, şükrü Hazret-i Byyûb'un sabrını, Hazret-i İbrahim'in teslimiyetini, Haz¬ret-i ismail'in itaatini, Hazret-i Yusuf'un güzelliğini, Hazret-i Musa'¬nın yed-i beyzâsını, Hazret-i isa'nın ruhlara hayat verme Hz Süleyman’ın tevazusu gibi diğer enbiyâ-i mürselinin ahlakı efendimizde toplanmıştı mevcuttu.

Ve efendimiz (sav)
Pazartesi günü dünyayı şereflendirdi.
Pazartesi günü hicret için yola çıktı.
Pazartesi günü Medine-i Münevvere ye girildi
Pazartesi günü irtihal buyurdular
Pazartesi günü Mekke fethedildi

Silsile-i sâdâttan Ebu-l FAruk Hz.nin ifadesi ile “Mahbub-i Mutlak-ı Hüd┠olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in fazilet ve meziyetlerini saymakla bitirmemiz ve kelimelerle ifade etmemiz elbette mümkün değildir. Bu derece mükemmel bir şahsiyet olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.), her hal-ü kârda ümmetini düşünür ve onlara dua ederdi. Ayeti Celile’de O’nun hakkında; “Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” buyurulması ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in “Allah’ım ümmetimi muhafaza buyur, ümmetime merhamet eyle” diye ağlayıp yalvarması O’nun ümmetine ne kadar düşkün olduğunun delilleridir.

Bu gecenin manevi zenginliğinden istifade etmek için bir tesbih namazı kılmalı, ve birde hatm-i enbiya yapmalıdır. Tesbih namazına şu şekilde niyet edilir;
Ya Rabbi, niyet eyledim rıza-i şerifim için tesbih namazına.Ya Rabbi, bu gece teşrifleriyle alemleri nura gark ettiğin habibin, başımızın tacı Resul-i Zişan Efendimiz hürmetine ve bu gecedeki esrarın hürmetine ben aciz kulunu da avf-ı ilahiyene,feyz-i ilahiyene mazhar eyle Allahü ekber diyerek namaza başlanır.

Efendimizi anlatmaya efendimzin büyüklüğünü anlatmaya bir hayat boyu kelimelerle ifade edilmez. Ancak bizler iki kelime ile de olsa anlatmaya çalıştık…ŞUnuda söylemeden geçemeyeceğim. Bizler HZ Peygamberimizi görmeden sevdik bağrımıza bastık Acaba efendimizi hayatta görseydik ne yapardık veya ne yapmayım düşünürdük Ama şöyle nihayet verelim İnşeAllah Efendimizin livâ-ül hamd sancağı altında efendimizle sevdiklerimizle beraber olmayı nasip etsin…Amin (islamiyasam.com//ücharfbeşnokta )
Bin tane mazeret, bir tane başarıya denk değildir… Tarih yazılırken okunmaz, yazıldıktan sonra okunur...
ucharfbesnokta
Forum Sorumlusu
Forum Sorumlusu
 
Mesajlar: 428
Kayıt: 11 Kas 2008, 00:00
Konum: http://alicinan.wordpress.com/

Reklam

Re: Veladet (Mevlit) Kandili

Mesajgönderen ucharfbesnokta » 24 Şub 2010, 08:09

Yarın akşam inşaallah kandilimiz (25/02/2010)
Rabbim ayımızı ve mübarek veladet kandilimizi en güzel sekilde cümlemize ihya etmeyi nasip eylesin...
Bin tane mazeret, bir tane başarıya denk değildir… Tarih yazılırken okunmaz, yazıldıktan sonra okunur...
ucharfbesnokta
Forum Sorumlusu
Forum Sorumlusu
 
Mesajlar: 428
Kayıt: 11 Kas 2008, 00:00
Konum: http://alicinan.wordpress.com/

Re: Veladet (Mevlit) Kandili

Mesajgönderen inci » 25 Şub 2010, 21:11

İnşeAllah Efendimizin livâ-ül hamd sancağı altında efendimizle sevdiklerimizle beraber olmayı nasip etsin…Amin


AMİN AMİN AMİN

Allah razı olsun hocam, emeğinize sağlık. "Rabbim ayımızı ve mübarek veladet kandilimizi en güzel sekilde cümlemize ihya etmeyi nasip eylesin..."
 Bizim yolumuz, incinmemek ve incitmemek yoludur!..
inci
Forum Sorumlusu
Forum Sorumlusu
 
Mesajlar: 1056
Kayıt: 29 May 2008, 23:00

Mesajgönderen aykar » 26 Şub 2010, 14:12

Resim
aykar
Özel Üye
Özel Üye
 
Mesajlar: 238
Kayıt: 27 Mar 2008, 00:00
Konum: izmir


Dön Dini Gün, Geceler ve Mübarek Aylar

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir