AH! KEŞKE TOPRAK OLSAYDIM…


Diger Forum Konularımız

Moderatörler: Ertugrul, ucharfbesnokta

AH! KEŞKE TOPRAK OLSAYDIM…

Mesajgönderen aharun » 23 Haz 2010, 12:05



Ah! Keşke dünyaya geri dönebilseydim…

İnsanın diğer yaratılmışlardan farklı özelliklerinden birisi de doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırabilmesi, günah işlediği zaman farkında olması ve pişmanlık duyabilmesidir. İşlediği günahlardan dolayı pişman olmak, üzülmek, insana has bir özelliktir.

Bu kısa dünya hayatı, Allah Teâlâ’nın bize verdiği bir sermayedir. Bu kısacık ömrümüzde yapacağımız güzel ameller, salih davranışlar, hasenatlar o sermayenin kazancı sayılacaktır. Yok, eğer hayatımızı boş hevesler ve günahlarla kirletirsek, bu da bizim bu dünyadan zararla ayrılacağımızı gösterir. Allah Teâlâ’nın “asr”’a (zaman) yemin etmesinin hikmeti de budur.

Bu kısacık ömrümüzü salih amellerle doldurmalıyız. Allahu Teâlâ’nın Kuranı Kerim’de bize yüklediği görevleri öğrenmeli ve harfiyen yaşamalıyız. Nehyettiklerini de öğrenip onlardan kaçınmalıyız. Bize verilen bu kısacık ömürde yapacağımız salih amellerle beraber, yine de Allah’ın rahmetiyle ancak kurtuluşa ereceğimizi unutmamalıyız.

Allah Teâlâ rahman ve rahîmdir. Elbette kullarını cezalandırmak istemez. Ama unutmamalıyız ki Allah Teâlâ aynı zamanda “şedidul ikab”dır (şiddetle cezalandıran). Hiç kimsenin akıbeti ile ilgili garantisi yoktur.

Rivayet edilir ki Hz. Ömer Efendimiz, ölüm döşeğinde iken ve tam vefat edeceği sırada ağladığı görülmüş, âdeta boğazına bir düğüm girmişti. Bu manzarayı gören Sa’d bin Ebi Vakkas ona diyor ki: “Ey Ömer, sen ilk Müslümanlardansın, İslâm seninle kuvvet buldu. Sen Bedir, Uhud, Hendek ve Huneyn’e katıldın. Sen Resulüllahın sadık dostusun. Sen cennetle müjdelendin ey Ömer, sen cennetliksin, neden ağlarsın?” Hz. Ömer Efendimiz gözlerini ona çevirmiş büyük bir hüzünle ve yaşlı gözlerle onu süzdükten sonra “Ey Sa’d, ya Allah Teâlâ beni affetmezse ya beni cezalandırırsa ben ne yaparım!” Demiş.

Şuna kesin inanmamız lâzım, eğer mahşer günü mizan kurulacaksa mutlaka hesap da vardır ve herkes yaptıklarından ve yapması gerekirken yapmadıklarından sorguya çekilecektir. Dünya hayatında üzerimize düşenleri yaparsak, günahlardan uzak durursak elbette peygamberimiz bize şefaat edecektir ve eteğine yapıştığımız salih mürşid ve rehberlerimiz bize sahip çıkacaklardır. O da hazırlıklı olmamız kaydı ile. Üstümüze düşeni yapmamız kaydı ile.

Biz yapabildiklerimizi yapmalıyız ki, yapamadıklarımız için Allah’tan af dilemeye yüzümüz olsun. Noksanlarımızı, unutkanlıklarımızı, ihmallerimizi ve bilmeden içtimaî hayatımızda yaptığımız hatalarımızı, Allah Teâlâ af edecektir inşaallah.

Peygamberimiz (sav) bir gün kızı Fatıma ve halası Safiye’ye seslenerek: “Sakın ahirete hazırlıksız gitmeyin, orada ben sizin için bir şey yapamam.” Demiştir. Demek ki şefaate nail olabilmemiz için mutlaka istikamet üzere olmamız lazım.

İnsanın Allah’ın affına güvenerek görevlerini yapmaması veya günahlara dalması, şeytanın desiselerindendir. Nitekim Allahu Teâlâ, Kuranı Kerim’de şöyle buyurur: “Münafıklar şöyle seslenirler: “Biz de sizinle beraber değil miydik?” Müminler cevap verirler: “Evet, beraberdiniz, fakat siz kendi canınızı yaktınız, müminlere hep felâket gelmesini gözleyip durdunuz, şüphelere düştünüz, sizi birtakım kuruntular oyaladı. Bir de baktınız ki emri Hak gelmiş. Böylece o dessas, çok aldatıcı şeytan, sizi Allah'ın affı ve keremi ile aldattı.” (Hadid, 14)

Son pişmanlık fayda verir

“Bir insan, bu dünyada işlediği günahlardan tövbe ederse Allah bütün günahlarını bağışlar.” “Tövbe eden, günde yetmiş defa aynı günahı işlese ısrar etmiş sayılmaz.” Ama “Bir insan günah işlemeye devam ederken tövbe etse Allah ile alay etmiş olur.”

Bir insanın işlediği günahlardan nedamet duyması, utanması, mahzun olması güzel bir şeydir. Yani pişmanlık, yapılanı onaylamamak demektir veya çirkin addetmek demektir. Bu da insanı tövbeye ve salih amellere sevk keder. Bir insan, günlük hayatında sürekli zikzaklar çizerek kâh günah işliyor kâh tövbe ediyorsa yine Allah Teâlâ o insanı affedecektir inşallah. Çünkü pişmanlık göstermek, fıtratın tefessüh etmediğine ve kalbin katılaşmadığına delâlettir.

Yalnız, sürekli zikzak çizerek yaşayan insanları bekleyen büyük tehlikeler vardır. O da şudur: İnsan günah işledikçe kalbi kararıyor ve katılaşıyor. Her tövbe ve istiğfar getirişinde, bir önceki tövbesi kadar güçlü irade gösteremeyebilir. Yani günahla beraber hem irade zayıflar hem de günahlardan mütevellit, o insanın hayata bakışı da değişir. Yaptığı hatalara mazeretler uydurur, her şeye itiraz eder, enaniyeti büyür ve derken tövbe etmeyi unutur. Allah muhafaza öyle bir gün gelir ki bu insan tövbe ettiği halde, Allah onun tövbesini kabul etmez ve günahlarda ısrar edenlerden yazar. “Bir insan günah işlemeye devam ederken tövbe etse Allah ile alay etmiş olur” hadisi şerifinden anlaşılacağı üzere, o insan şekavet ehlinden olur.

Mevlâna Celaleddini Rumî (rahmetullahi aleyh) derki: “Bir adamın sürekli kullandığı yolunun üzerinde bir diken ağacı bitiyor. Bu adam için en doğru olanı, daha zayıf olan o diken ağacını kökünden söküp atmasıdır. Çünkü diken ağacı daha çok zayıf, kendisi de çok genç ve güçlü. Bunu bir an önce yapmalıdır. Yok, eğer o adam, o diken ağacının sağından ve solundan geçerek onu yolundan temizlemese ihmal ederse o diken ağacı daha derinlere kök salar ve günbegün güçlenir buna mukabil bu adam da sürekli yaşlanır ve zayıflar ve öyle bir gün gelir ki o diken ağacı, adamın doğru yolunu tümüyle kapatır ve adam o şehvet ağacının gölgesinde zillet içinde yaşar.” Burada anlatılmak istenen şudur; o diken ağacı, nefsanî isteklerdir ve insan genç ve benliği günahlarla yıpranmadan onu yenmeli. Yoksa geri kalan ömründe nefis ona galip gelir. Ve o da nefsin azgın emirleri doğrultusunda zillet içinde bir hayat yaşar.


Peki, bu gaflet galimizle ne yapmamız lâzım, treni çoktan kaçırdık mı? Her şey bitti ve artık Allahın rahmet kapıları kapandı mı? Hayır, son pişmanlık fayda verir elbette. Allah’ın rahmet kapıları açıktır. Tövbe edersek ve istikamet üzere olmayı taahhüt edersek, umulur ki Allah bizi affeder ve peygamberlerin ve salih kullarının şefaatine nail oluruz.
Biz bu dünyada yaşadığımız sürece, son pişmanlıklarımız fayda verir elbette.

Velev ki defalarca tövbemizi bozmuşsak bile. Ve Allahu Zülcelal’in: “Birinize ölüm gelip de: ‘Rabbim, beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!’ demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allah) için harcayın.” (Münafikun; 10) ayetinde geçen ‘yakın süre’ hakkında, günümüzün büyük âlimlerinden Seyda Muhammed Konyevî’nin şu söylediğini unutmayalım: “Şöyle denmiştir: ‘Kul, gözünden perde kalkıp ahiret ahvalini görünce, ölüm meleğine:

- Ölümü bir gün olsun tehir et de o günde Rabbime kulluk edeyim, günahıma yanayım ve salih amel işleyeyim, der.
Ölüm meleği kendisine:
- Bütün günlerini tükettin, artık sana mühlet yok! Der. Kul:
- Bir saat olsun mühlet ver! Der. Ölüm meleği de:
- Bütün saatlerini harcadın. Artık sana bir saat olsun mühlet yok! Der. Ruh boğaza ulaşır, gırtlağa gelince, tövbe kapısı da kapanır. Kulun dünya ile irtibatı kesilir ve ameller son bulur. Ahiret perdesinin açılmasıyla o tarafı müşahede eder. Bundan sonra kul, gerçekleri ve başına gelecekleri net bir şekilde görür.

Artık son nefesine sıra gelince, nefesi zorla çıkar. Kul, saadet ehlinden ise önceden kendisine takdir edilen saadet hükmü üzerinde tecelli eder ve ruhu tevhid üzere çıkar. İşte bu, güzel sondur. Yahut kula ezeldeki şekavet hükmü tecelli eder ve ruhu şek ve şüphe içinde çıkar. Bu kimsenin hali ayeti kerimede şöyle anlatılmıştır: “Yoksa günah işleyip de kendisine ölüm gelince: ‘İşte, ben şimdi tövbe ettim.’ diyen kimselerin tövbesi kabul edilmez.” (Nisa; 18) İşte bu durum kötü akıbettir. Bundan Allahu Zülcelal’e sığınırız”

Son pişmanlık fayda vermez

“Cehennem ehlinin çoğu, tövbeyi sonraya bırakanlardır.”
Ahirette herkes için ancak yaptıkları vardır ve buradaki pişmanlıkların hiç bir faydası da olmayacaktır. İnkâr edenler ‘niçin iman etmedik’ diye pişman olacak ve “yâ leyteni kûntu turâb┠diye çaresizliklerini dile getirecekler. Günah “işleyenler niçin tövbe etmedik”, üzerinde kul hakkı bulunanlar niçin “helâlleşmedik” diye pişmanlık duyacaklar. İbadet eden müminler de “keşke daha fazla ibadet etseydik” diye pişman olacaklar. Ama bütün bu pişmanlıkların bir faydası da olmayacaktır. Ancak bu pişmanlıklar ve farkındalıklar dünyada olsaydı faydalı olacaktı.

Allahu Teala’ya iman etmeyenler, Peygamberimizi reddedenler, İslamiyet’i kabul etmeyenler, bu tercihleri sebebi ile Cehenneme gönderildikleri zaman, çok feryat edecekler ve; “Yarabbi bizi tekrar dünyaya gönder, hiç günah işlemeyeceğiz, hep ibadet edeceğiz” diyeceklerdir. Ama oradaki görevli melekler; “Zaten dünyadan geldiniz” cevabını verecekler ve bu feryatlarının, pişmanlıklarının bir faydası olmayacaktır. Bundan sonrasını Allah’ın eşsiz kelâmına bırakalım:

“Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var, ne de sıcak bir dostumuz. Ah keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak.” (Şu'arâ; 100-102)

“Keşke benim için bir kez daha (dünyaya dönüş) olsaydı da güzel hareket edenlerden olsaydım' demesinden. (Allah şöyle buyurur): ‘Hayır, sana ayetlerim geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve nankörlerden oldun.” (Zümer; 58-59)

“Oradan, (o) gamdan her çıkmak istediklerinde (demir kamçılarla vurularak) oraya geri çevrilirler ve ‘Yangın azabını tadın’ (denilir).” (Hac; 22). “Uyanlar, şöyle dediler: ‘Âh keşke bir daha dünyaya gitmemiz mümkün olsaydı da şimdi onların bizden uzak durdukları gibi biz de onlardan uzak dursaydık.’ Böylece Allah, onlara işledikleri bütün fiilleri hasretler (pişmanlık kaynağı olarak) gösterir. Ve onlar, ateşten çıkamazlar.” (Bakara; 167)

“Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkârcının, ‘Keşke toprak olaydım!’ diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık.” (Nebe; 40)

“O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları; ışıkları, önlerinde ve sağlarında koşar durumda görürsün. (Kendilerine): ‘Bugün müjdeniz, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacağınız cennetlerdir’ (denilir), işte büyük başarı budur. O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar (cennete gitmekte olan) müminlere derler ki: ‘Bize bakın da sizin nurunuzdan yararlanalım’. Onlara: ‘Arkanıza dönün de nur arayın’ denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet vardır, dış yönünde de azap… ‘Bugün artık ne sizden, ne de inkâr edenlerden fidye alınmaz, varacağınız yer ateştir. Sizin lâyığınız odur. Ne kötü gidilecek yerdir orası.” (Hadîd; 12-13-15).

Şeyh Yusuf Ennebhani (ks) buyuruyor ki:
“Ey insan! Vereceğin karar çok önemli. Vakit ise çok azdır.
Muhakkak öleceksin!
Öldüğün vakti düşün! Başına geleceklere hazırlan!
Son pişmanlık fayda vermez.”

MUHAMMED Z. YILDIZ

Gülistan Dergisinden Alıntıdır
aharun
Yeni Üye
Yeni Üye
 
Mesajlar: 12
Kayıt: 05 Oca 2010, 00:00

Reklam

Dön Genel Konular

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir