MOSTAR KÖPRÜSÜ VE TASAVVUF : Makaleler

MOSTAR KÖPRÜSÜ VE TASAVVUF

İslami İçerikli Makaleleri Paylaşabileceğiniz Alan

Yetkili: Zulal, Berzah, inci

  • Reklam

MOSTAR KÖPRÜSÜ VE TASAVVUF

İleti alperen » 08 AÄŸu 2007, 04:25

MOSTAR KÖPRÜSÜ VE TASAVVUF

ALPERENGÜRBÜZER


Mostar ismini andığımızda hep heyecanlanırız. Özellikle 1566 yılında 456 kalıp taşla inşa edilmiş tek kemerli köprüsü doğudan batıya doğru yayılan ışığı hatırlatırcasına ruhumuzu ötelere taşır hep. Belki de Aşık Paşa’nın bu köprüye ‘Kudret kemeri’ demesi içinde taşıdığı bu gökkuşağı heyecanın yansıması olsa gerektir. Bilindiği üzere ilk kudret ışığımız Mekke’de doğup önce Allah Resulünün elinde Medine’ye ve derken Hülafa-i Raşidinle doğuya yayılır. Şimdi bu ışık Balkanların ortasında Bosna sayesinde doğudan batıya uzanmış durumda. O halde Bosna’da tüm haşmetiyle karşımızda duran mana yüklü Mostar Köprüsü’nün sıradan taş yığınından öte adeta geçmişten geleceğe uzanan, aynı zamanda doğu ile batı medeniyetini buluşturan bu inci tanesinin yapılış gayesinden söz edebiliriz.
Hilal kaşlı Mostar Köprümüze ait ilk projenin izlerini Mimar Sinan’ın talebelerinden Mimar Hayreddin’in 8–10 yaşlarında yaşadığı hatıradan anlamak mümkün. Zira bir gün çocuk yaştaki arkadaşlarıyla birlikte nehrin karşı tarafa yüzerek geçmek isterlerken, bir anda arkadaşının biri akıntıya kapılıp aşağılara kadar sürüklendiğini görünce kendi kendine; “Ben büyüyünce buraya köprü inşa edeceğim” diye and içiyor. İşte diline düşen bu sözlerden kendine hedef belirlediğini görüyoruz. Nihayet bu hedef doğrultusunda İstanbul’a gelir ve uzun bir eğitim sonrasında Mimar olur. Böylece küçük yaşta hayal ettiği Mostar Köprüsü Kanunu Sultan Süleyman’ın emri doğrultusunda hayal olmaktan çıkarıp, sözünü yerine getirmeyi başarır da. Böylece batı ile doğu bu köprü sayesinde gönül bağı kurabilmiştir. O aynı zamanda insanlığın yeryüzünde tek sırat köprüsüdür.
Osmanlı yaptığı her eserde bir, dört, beş ve altı gibi anlam içeren kilit taşları kullanmış. Bir başka ifadeyle köprülerimiz halk arasında kemer sayısına göre mana almışta. Zira köprünün beş kemerli olması İslam’ın beş şartını, dört kemerli olması dört büyük halifeye ve altı kemerli olması ise imanın altı şartı dediğimiz amentüye işaret ettiğine inanılır. Mostar Köprüsüne de bir kilit taşı yerleştirilmiş. Belli ki Neretva nehri iki yakasına 12 metre uzunluğundaki bir kemerli köprü kurulması tevhidi simgelemekte. Öyle anlaşılıyor ki Avrupa, Evliya Çelebinin ‘Kavs-i Kuzah’, Michel’in ise ‘Taş kesilmiş bir hilal’ diye tarif ettiği bu mana yüklü köprü karşısında durdukça gözünü hep buraya dikmişler. Osmanlı oralardan çekilince fırsattan istifade Habsburg’un askerleri camilerin bir kısmını kiliseye çevirdikleri gibi ayakta kalanları da yerle bir etmekle işe koyuldular, bunu İkinci Dünya savaşında faşist Hırvat milislerinin yıkım faaliyetleri izledi. Neyse ki bu yıkıma karşı ayakta kalmayı başarabilen tek eserimiz Mostar köprümüz olabilmiştir. Derken o gün bugündür Salib Hilali hedef alırcasına köprüyü yıkmayı hedef edinmişler. Nitekim 9 Kasım 1993’te Hırvat topçusunun ateşiyle tarihi Mostar Köprüsü yıkılmıştır. Aslında yıkılan bir köprünün ötesinde yıkılan doğu ve batı yakasına uzanan dostluk elinin kesilmesiydi. Mostar’ı bu anlamda topa tutarak amaçlarına ulaşacaklarını sanmışlar. Oysa biz tarihte zulüm yapmadığımız gibi gökkuşağındakine benzer rengârenk içerisinde her ırktan, her dinden ve her çeşit insana adil davranmış ve geniş özgürlükler tanımıştık. Bugün bile Foynica şehrindeki Fransiskon Kilisesi’nin duvarında 526 yıldır asılı duran 1478 tarihli Fatih Sultan Mehmed Han’ın; “Ben Fatih Sultan Mehmet Han, bütün dünyaya ilan ediyorum ki; Bosnalı rahipler ve kiliseleri ve her din ve her milletten herkes himayem altındadır… Emrediyorum ki hiç kimse (Bende dahil) bu insanların özgürlüklerini sınırlamayacak ve onlara zarar vermeyecektir..” yazılı fermanı adil davranışımızın en iyi göstergesidir. İşte batı ile Osmanlının farkı bu.
Osmanlı’dan önce 13. yüzyılın ortalarında Moğol kasırgasından hicret ederek Balkanlara ilk gelen gönül ereni Sarı Saltuk’tur. Sarı Saltuk’un attığı ilk maya ile birlikte ardından diğer gönül Sultanlarının gelmesine de vesile olur, derken Anadolu kültürü buralara taşınır. Bektaşi dervişi olan Sarı Saltuk’un Balkanların çeşitli yerlerinde tıpkı bizim Yunus gibi Saltuk türbeleri vardır. Hakeza Nakşîlerde üç dalga halinde buralara gelerek toplumsal aydınlanma görevi yapmışlar; ilk öncü olarak Übeydullah Ahrar (k.s) ve Abdullah İlahi Hz.leri Yunanistan’a ayak basmışlar, ikinci dalga olarak Şeyh Lutfullah Üsküpte, üçüncü dalga olarak da Şemsi Dede ve Ayni Dede Fatih’in ordusuyla birlikte Bosna’ya gelip Balkanları irşat etmişler. Aslında bir asıra yakın zaman diliminde Nakşîler Halveti tarikat-ı aliyyenin gölgesinde kalmışlar, daha sonraları yani XVIII. yüzyılın sonlarına doğru doruk noktaya ulaşmışlardır. Hüseyin Baba Zukiç Foynitsa’da temel dini eğitimini aldıktan sonra Hocasının işaretiyle sırasıyla; Konya, Semerkand ve Buhara’ya gelerek tasavvufu öğrenmiş, daha sonra da Bosna’ya dönerek Vukelyiçi’de Nakşibendî Tekkesini açmıştır. Böylece Bosna’nın Hüseyin Babası olmuştur.
XVII. yüzyılın başlarında Mevlevi ve Kadiri Tarikatı mensupları Balkanlara gelir, onlarda zaman içerisinde güçlenerek tekkeler kurmuşlardır. Hatta Hacı Bayram Veli’nin sofileride gelmişler ve tekke kurup toplumsal aydınlanmaya hizmet etmişler. Nitekim Rufailer de öyle, onlar da iki koldan dal budak salarak Bedevi ve Şazeli tarikatı olarak özellikle Saraybosna’da yerini almışlardır, fakat zamanla nispetleri yok olmuştur.
Ne zaman ki Osmanlı Balkanlardan elini ayağını çekince ister istemez Tarikatlarda etkisini yitirerek güç kaybına uğradılar. Hele hele Yugoslavya’da kominizmin nüksetmesiyle tekkeler resmi olarak kapılarına kilit vuruldu. Ancak 1970 yılında yeniden nefes alabilmişler ve 1974 yılında da tarikatlar bir araya gelip Tarikatlar Birliği adında entegresyona giderek yeniden toplumsal aydınlanmaya yönelik faaliyetler içerisine geçebilmişlerdir. Böylece 1980 yılına kadar tasavvuf Bosna kültüründeki yeri tekrar önem kazanır. Sırpların 1991–1995 yılları arasında bütün dünyanın gözü önünde giriştikleri katliamda Tasavvuf Erbablarının direnişi ve mücadelesi tarihte yerini alacak türdendir. O’nlar Bosna-Hersek savaşında canları pahasına kahramanca savundular, yılmadılar usanmadılar ve ellerinden gelen her nevarsa ortaya koydular.
Dün tasavvufun gönül erleri Balkanları nasıl aydınlattılarsa, bugünde Avrupanın ortasında Müslüman ülke olan Bosna Hersek aynı ruhla hale dipdiri ve tertemiz olarak güneş gibi duracağına inancımız tam. Bu yüzden o ışık orda durduğu sürece belli ki boş durmayacaklar. Dış mihraklar ne yaparsa yapsın, onlar bir kere inanmışlar Allah nurunu tamamlayacak diye. Dolayısıyla bu nur Balkanlardan da öteye taşacaktır elbet. Bu nuru ne kadar engellemeye kalkışsalar da güneş balçıkla sıvanamaz gerçeği bizim güç kaynağımız. Nitekim silahlar sustuğunda Mostar Köprüsünün yeniden inşa edilmesiyle birlikte köprünün doğu yakasında ezanların yankılanması batı yakasında ise çanların çalınması kaybolan bağların yeniden yeşertmeye yetti bile. İşte iki medeniyeti birbirine bağlayan köprünün anısı bu, hatta daha çok şeyler yazılabilir, ancak dil bu kadar şadan.
Vesselam.
En son alperen tarafından, 11 Tem 2010, 19:08 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 değişiklik yapıldı.
Kullanıcı avatarı
alperen
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 619
Kayıt: 15 Haz 2007, 23:00

İleti abu_hayat » 10 AÄŸu 2007, 01:45

[ img ] [ img ]

[ img ] [ img ]


Çok güzel bir paylaşımdı.. Ben bu bilgiye sahip olduğumu resimleri görünce anladım.. Bildiğimi bile unutmuşum. Unuttuklarımı hatırlattığın ve beni taa ortaokul yıllarına götürdüğün için Allah razı olsun..
Kullanıcı avatarı
abu_hayat
İçerik Sorumlusu
İçerik Sorumlusu
 
İleti: 586
Kayıt: 03 Arl 2006, 00:00

resim

İleti alperen » 07 Kas 2007, 20:31

resimler için tşkler
Kullanıcı avatarı
alperen
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 619
Kayıt: 15 Haz 2007, 23:00

slm

İleti alperen » 02 Åžub 2009, 06:51

evet güneşle balçıkla sıvanamaz
Kullanıcı avatarı
alperen
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 619
Kayıt: 15 Haz 2007, 23:00

Re: slm

İleti SIRR » 04 Åžub 2009, 16:24

Sağolasın Alperen kardeşim,
Mostar köprüsü hakkındaki bilgilerden ötürü.

Bosna deyince Aliya İzzet begoviç 'i anmadan geçemeyeceğim.
Bir gün inşallah onunla ilgilide bir yazı kaleme alırsınız..
Rab ondan ve onun gibilerden Razı olsun..
Aynı yalınlıkla ölmek isterim Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösteriÅŸsiz....Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde Yeryüzü uzansın altımda sessiz.......(Jose Marti)
Kullanıcı avatarı
SIRR
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 911
Kayıt: 04 Eyl 2007, 23:00
Konum: Uzak mescidin yüreğinden..

Re: slm

İleti alperen » 08 Åžub 2009, 08:35

Sizde sağolun. Aliya İzzet Begoviç daha önce yaınlandı, demekki rastlamamışsınız. forumlardan alperenin yazılarının tümünüe bak bulursun sanırım.
Kullanıcı avatarı
alperen
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 619
Kayıt: 15 Haz 2007, 23:00

Re: slm

İleti alperen » 11 Tem 2010, 19:09

mostar unutulmayacak, o gönüllerde taptaze tutku olarak kalacaktır.
Kullanıcı avatarı
alperen
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 619
Kayıt: 15 Haz 2007, 23:00


  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Gösterim
    Yazar

  • Reklam

Makaleler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir