MEKRUHTA OLSA NAMAZ LEKE KALDIRMAZ


Namaz hakkında her türlü bilgiyi bulabileceğiniz bölüm

Moderatörler: Ertugrul, ucharfbesnokta

MEKRUHTA OLSA NAMAZ LEKE KALDIRMAZ

Mesajgönderen alperen » 13 Tem 2007, 08:45



MEKRUHTA OLSA NAMAZ LEKE KALDIRMAZ

ALPEREN GÜRBÜZER

Namazı tam kılmak varken mekruh kılmak niye derseniz, doğrusu bu bizlerin eksikliğidir. Zira mekruhta olsa namaz leke kaldırmaz. Malumunuz, mekruh; dinimizce pek caiz görülmeyen ya da kerih (çirkin) görülen fiil demektir. Bu yüzden fakihler namazı mekruh kılan bir kimse vakit varsa yeniden kılması müstehap olur demişlerdir. Unutmayalım ki, mekruhun harama yakını var, helale yakını var. Şöyle ki; bir vacibin terki nasıl tahrimen mekruhsa (harama yakın mekruh), bir sünnetin terki de tenzihen mekruh (helale yakın mekruh) olarak addedilir. Hakeza bir müekked sünneti (kuvvetli sünnet) terk etmek ise bir vacibi terk etmek derecesine yakın kerahet içerir. Sonuçta namaz beyaz gelinlik gibidir, asla leke kaldırmaz, madem öyle namazda leke oluşturabilecek mekruhlar neymiş bir görelim.
Namazın mekruhları:
—Namazda insanın vücudu ya da elbisesiyle oynaması (elbiseyi secdeye giderken kaldırmak gibi) mekruhtur. Şöyle ki;
Rasulullah (s.a.v) yaz zamanı secdeden kalkınca bud ve kalçaları sıcaktan yapış yapış oluyordu, bu durumda Efendimiz (s.a.v) mecbur kalıp azaları belli olmasın diye elbisesinin sağını solunu silkelemiştir.
Bir kişinin sakallarıyla oynaması, ya da bir yerini kaşıması ameli kesir (çok iş) bir fiil olacağından o namaz mekruh olur. Ancak ihtiyaç hâsıl olduğunda ameli kesir sınırını aşmamak kaydıyla caizlik kazanır. Namazdayken ihtiyaca binaen bir kimse gerçekten yediği zararlı bir şeyden dolayı vücudunu kaşımak zorundaysa, ya da rahatsız edici bir terleme varsa bu tür unsurları amel-i kesire kaçmadan giderebilir. Örnek mi, işte Rasulullah (s.a.v) terlediğinde alnını silivermesi bunun en tipik örneğini teşkil eder. Belli ki silmese ter onu rahatsız edecekti.
— Namazda herhangi bir özrü olmadığı halde bir yere yaslanmak mekruhtur.
— Parmak çıtlatmak, sağa sola yalpa yapmak gibi huşû haline gölge düşürecek hal ve hareketlerde bulunmak mekruhtur.
—Boynu çevirip sağa sola bakmak, başı yukarı kaldırmak, aşağıya eğmek, ya da tavana bakmak, gözleri kapamak gibi fiillere tevessül etmek mekruhtur. Hakeza namazda etrafa bakınmakta öyledir. İlla da bakınmak gerekiyorsa bunu farz olan bir namazda değil, belki nafile namazda bakınmak yeğdir
—Bir şeyi koklamak, kollar perçinlenmiş veya sıvanmış halde namaz kılmak mekruhtur.
—Bağdaş kurmak veya dizleri dikip oturmak mekruhtur. Zira buna köpek oturuşu dendiği malum. Ki; bu tür oturuş mekruhtur. Şayet oturma ihtiyacı hissediliyorsa namaz dışında oturulması uygun düşer.
—Namazda palto ya da ceketi omuzlara almak mekruhtur.
—Nohut tanesinden küçük ekmek veya yemek kırıntısını yutmak mekruhtur.
— Herhangi bir zaruret olmaksızın kirli ya da gasp edilmiş elbiseyle namaz kılmak mekruhtur. Besbelli ki mekruh olmasının sebebi başkasının rızası olmaksızın giyinilen bir elbise olması dolayısıyladır.
Bir kimse başkasına ait olan yerde namaz kılmak mecburiyetinde kaldığında, şayet o yer gayrimüslime ait bir arazi ya da ekilmiş bir araziyse, yol üzerinde namaz kılması daha uygun düşer. Kaldı ki gayrimüslim’in namaza razı olmayacağı malum, dolayısıyla bu hususta ısrarcı davranmaya hiçte gerek yoktur. Zaten zorla güzellik olmaz ki.
— İster mezarlık olsun, ister hamam gibi yerler olsun fark etmez bu tür yerlerde namaz kılmak mekruhtur. Ancak bu tip yerlerde namaz için önceden özel bir yer ayrılmışsa kılınmasında herhangi bir beis yoktur.
—Erkeklerin zaruret olmaksızın ipek elbiseyle namaz kılması mekruhtur.
—Başına mendil ya da sarık sarıp ortasını açık bırakmak veya saçı hotuz yapmak mekruhtur.
—Erkeklerin başı açık namaz kılmaları mekruhtur. Sakın ola ki takke de neymiş demeyin, askerde şapka neyse, ilahi huzurda takke odur. Kaldı ki ulemadan bir kısım zatlar namaz dışında bile başı açık birinin şahitliğine itibar edilemeyeceğini vurgulamıştır. Dolayısıyla başı kapalı olmayı hafife almamak gerekir, görüyorsunuz şahitlikte kriter olabilecek kadar mühim bir adaptır.
—Üzerinde canlı resim bulunan bir elbiseyle namaz kılmak mekruhtur. Şayet canlı resim ayakaltında, ya da oturulan yerde bulunursa mekruh sayılmaz. Belli ki burada resmi hakir görme söz konusudur. Ancak yaygı üzerinde ki resme secde etmek böyle değildir, yani secde edildiğinde mekruh olur. Demek ki, resim ayaklarının altında olmalı ki namaz mekruh olmasın. Peki, kese veya cüzdana konmuş bir resim, ya da resimli pul veya parayla namaz kılındığında ne olur derseniz elbette ki mekruh değildir. Zira putperestler kendi elleriyle yaptıkları putları (resimleri) karşısına dikip öyle tazim ve saygı da bulunurlardı. Kaldı ki cüzdana konmuş bir fotoğraf, resimli para ve pul bulundurmak tazime yönelik bir iş değil zarurete binaen bir taşıma işlemidir
— Namazdayken durduk yerde hiç gereği yokken çocuğu kucağa almak mekruhtur.
—Duvarda asılı bulunan Mushaf veya kılıç karşısında namaza durmak mekruhtur. Burada unutmamamız gereken husus; duvarda asılı bir Kuran’a karşı durmanın mekruh olduğudur, asılı olmayana değil elbet. Hakeza bir insanın yüzüne doğru namaz kılmakta mekruhtur. Ancak önünde namaza durmuş birinin arkasında kılmak bundan istisnadır.
—Uyuya kalmış birine karşı namaz kılmak mekruhtur.
—Ateşe veya ateş dolu mangal karşısında namaz kılmak mekruhtur. Malum, yanan ateşten maksat mum, kandil, lamba gibi aydınlatıcılar değildir, buradaki maksat kaynak ateş ve kor ateştir. Dolayısıyla aydınlatıcı aksesuarlar mekruh addedilmez.
—Kalbi meşgul eden ortamlarda namaz kılmak mekruhtur.
Meyhane türü cızırtılı, çalgı eğlence gibi yerler insanı meşgul edeceğinden buralarda namaz kılmak mekruhtur. Hatta ayakkabı gibi eşyaları arka tarafa koymakta öyledir. Zira namaz kılan her kimse onu çalınma korkusu veya endişesi saracağından önüne koymasında fayda var. Dahası kalbi meşgul eden her ne varsa onu gidermek gerekir.
— Def’i hacet ihtiyaç hâsıl olduğunda, yani abdest sıkışıklığı halde namaz kılmak mekruhtur, malum sıkışıklık hali kalbi meşgul eden bir arazdır.
—Yemek hazır olduğu halde namaza başlamak mekruhtur. Ancak vaktin çıkması söz konusu ise o sırada artık yemek düşünülemez, namaz önceliği esastır. Nitekim Evliyaullahtan büyük bir zat “Başınızı vermeye razı olun ama bir vakit namazınızı vermeye razı olmayın” demiştir. İşte görüyorsunuz namaz bu denli mühim bir ibadet, asla boş vermeye gelmez.
—Namazın ikinci rekâtını birincisinden üç ya da daha fazla ayet okuyarak kıraati uzatmak mekruhtur.
—Ezberinde birçok sure olduğu halde bile bile diğer rekâtlarda da aynı sureyi okumak mekruhtur.
—Kıraati rükû’a, sücut ve kade-i ahire (son oturuş) taşımak mekruhtur. Malum, kıraatten maksat Kur’an ayetleridir.
—Okunan ayet ve tespihleri saymak mekruhtur. Saymak ancak namaz dışında mekruh değildir.
—Secdeye varırken elleri dizden önce yere koymak, kalkındığında ise dizleri ellerden önce kaldırmak mekruhtur.
—Secdede el ve ayak parmaklarını kıbleden çevirmek mekruhtur.
—Rükû ve secdeleri alelacele eda etmek mekruhtur.
—Rükû ve secdeye varırken iftitah tekbirinde olduğu gibi elleri yukarı kaldırmak mekruhtur.
—Acelece davranıp rükû ile birlikte secde etmek mekruhtur.
İmamdan önce rükû ve secdeye varmak mekruh olduğu gibi, imamdan önce rükû ve secdeden baş kaldırmakta öyledir.
—Secde yerinden herhangi bir şey atmak mekruhtur. Bu hususta secde yerinde ufak taşları sadece bir defaya mahsus atmaya ruhsat verilmiştir.
—Kıyam dışında diğer rükûlarda Kur’an’dan ayet okumak mekruhtur.
—Erkeklerin secdede kollarını yere yamamaları mekruhtur.
—Ön saflarda açık yer bulunduğu halde arkalarda namaza durmak mekruhtur.
—Rükû veya secdede tespihleri saymak mekruh olduğu gibi üçten az söylemekte mekruhtur. Sadece namaz dışında ayet, sure ve tesbihatı el ile saymak mekruh değildir. Nitekim Yuseyre (Bazı rivayetlerde Buseyre olarak geçer) bint Yasir Rasulullah’ın muhacir kadınlara sürekli Allah’ı zikrederek tehlil, tesbih ve takdis getirmelerini ve daha sonra onlara ‘Tespih ve takdise dikkat edin! Onları parmaklarınızla sayın (parmak uçlarını yumarak sayın) Çünkü bunlar sorguya çekilecek ve konuşturulacaklardır. (Ne de kullanıldıkları konuşturulacak) Gafil olmayın ki rahmeti unutmayasınız’ tavsiye ettiğini nakletmiştir.
Amr oğlu Abdullah (r.anh.) ise şu gözlemini; ‘Bizatihi kendim gördüm Rasulüllah tesbihatı sağ elin parmakları ile sayıyordu’ (Taç. C.5 Sh. 100) nakletmiştir.
—Namazda bit, pire gibi haşere tutmaya çalışmak ya da öldürmek mekruhtur. Fakat İmam Muhammed’e göre öldürmekte beis yoktur.
Namaza yılan ve akrebin eziyet vermesinden korkulmazsa öldürülmesi mekruhtur. Rasulüllah (s.a.v); “Kara çizgili yılanla engerek yılanın öldürün ama sakın ak yılanı öldürmeyin! Çünkü o cinlerdendir” buyurmuştur. Dikkat ettiyseniz hadiste geçen öldürmeyin denilen yılandan maksat cin emaresi belirlenen yılandır. Belli ki Allah Resulü ümmetini cinlerden gelebilecek zararlardan koruma ihtiyacı hissetmiş ki, böyle bir uyarıda bulunmuştur.
—Üflemek, gerinmek, esnemek, elle ağzı kapamak, zaruret olmaksızın öksürmek mekruhtur.
Şayet ağzı kapamaya güç yetirilemiyorsa; namaz esnasında sağ elin arkasıyla, namaz dışında ise sol elin arka yüzüyle kapamak uygundur.
— Namaz kılanın önünden geçme durumlarda sütre koymamak mekruhtur. Ancak namaz kılanın önünde sütre bulunursa önünden geçmek mekruh olmaz. Bu arada unutmamak lazım gelir ki; imamın sütresi bütün cemaat içinde geçerlilik kazanır.
Bir kimse mescide girdiğinde ön saflarda boşluk bulunduğu halde son safta namaza durmuş birinin önünden geçmesinden beis yoktur. Çünkü bu kişi kendi hürmetini yitirmiş sayılır. Nitekim Allah Resulü (s.a.v); ‘Bir kimse bir safta boş yer görürse onu bizzat doldursun. Bunu yapmazda önünden biri geçerse boynunun üzerinden adımlayıp gitsin. Zira onun hürmeti yoktur’ buyurmuşlardır.
Bir kimse namaz kılanın önünden geçmek durumundaysa elinde bir sütre vazifesi görecek bir şey koyup geçmeli. Geçtikten sonra koyduğu o nesneyi alabilir de. İki kişi geçmek isterse biri önünde durur diğeri geçer, ötekide aynısını yapmalıdır. Yanında hayvan varsa hayvanı sütre edip geçmelidir. Sütre dikmek aslında menduptur. Kaldı ki dikecek bir şey bulunmasa da çizgi çizmek bile sütre hükmünde bir sünnettir.
Namaz kılan kişi, önünden geçmek isteyeni el, baş ve göz işaretiyle uzaklaştırabilir, zaten bundan fazlasına müsaade yok, yani elbisesinden çekilmez, hatta vurulmaz da. Çünkü bu iş ameli kesir (çok iş yapmak olur) derecesinde bir fiil olur.
Umum yolda sütreli veya sütresiz olsun fark etmez namaz kılmak mekruhtur. Zira yol konaklamak için değil, geçmek içindir. Resulü Kibriya (s.a.v); ‘Biriniz namaz kıldığı vakit bir sütreye karşılık kılsın. Kimseyi önünden geçirmesin’ buyurmuştur. Ebu Davud hadisinde ise ‘Yanında bir asa (sopa) yoksa çizgi çizsin’ buyrulmuştur.
—Namaz içinde verilen selamı el veya baş işaretiyle almak mekruhtur.
—Fasık ve bidat sahibinin imamlığı tahrimen mekruhtur. Çünkü dini bakımdan o kişi saygınlığını yitirmiş addedilir. Bidat deyip geçmemek gerekir, bakın İmamı-ı Rabbani (k.s) bu hususta bütün dünyanın bizim yolumuza geleceğini vaat etseler tek bir bidati yolumuza bulaştırmayız buyurmuşlardır. Malum bidat, kitap ve sünnette yeri olmayan sonradan çıkmış uygulamalardır.
—İkindiden sonra nafile kılmak mekruhtur.
—Sabah namazından sonra nafile kılmak mekruhtur.
—Akşam namazında üç rekât nafile kılmak mekruhtur, ancak imama uyduğunda o namazı dört rekât olarak tamamlar.
İmam farza, cemaat nafileye niyet ederse kerahet yoktur. Zira bu hususta Resulü Ekrem (s.a.v); “Yüklerinizin yanında namaz kılarda sonra namaz kılarda sonra namaz kılan bir cemaatin yanına varırsanız onlarla kıldığınız namazınızı sübha (nafile) yapın buyurmuşlardır. İşte bu suretle cemaat faziletine nail olunmuş olur da.
—Evde cemaat olup camiye gitmemek bidat ve mekruh addedilir.
—Sakalı bıyığı bitmemiş gencin arkasında namaz kılmak keraheti tenzihiyedir. Çünkü bu fitneye kapı aralayacak bir husustur.
—Kâbe’nin üzerinde namaz kılmak mekruhtur. Madem öyle, bu kıstastan hareketle mescid içinde mekruh olması lazım gelir. Ancak bu hususu ‘Gökyüzüne kadar mescittir’ hükmüyle karıştırmamak gerekir. Dolayısıyla sapla samanı birbirine karıştırmazsak mescid üzerinde cinsi münasebette bulunmanın tahrimi mekruh olduğunu fark etmiş oluruz. Peki, mescit üzeri hüküm buysa, ya mescit altı için hüküm nedir sorulduğunda, doğrusu bu konuda açıklanmış net bir hüküm yoktur. Mesela şöyle bir soru sorulsa mescidin altına helâ yapmak caiz midir? Maalesef bu sorunun da karşılığı yoktur diyebiliriz. Anlaşılan o ki namazın gökyüzüne uzananı mescit olduğu kadar yerin altına uzananı da mescittir tarzı dile getirilen görüşler her daim açıklanmaya muhtaç konudur. Sadece şu kadarını diyebiliriz ki; içinde mescit bulunan bir evin üzerinde cinsi münasebette bulunmak, ya da büyük küçük abdest bozmak mekruh değildir. Dikkat edin ev diyoruz, adı üzerinde ev. Yani içinde mescit için bir bölüm ayrılmış bir evde olsa ev evdir, asla mescit sıfatı kazanamaz. Dahası her seccade serilen yer mutlak manada mescit değildir. İşte görüyorsunuz ilim ve ibadet dışı fiillerin mescit üzerinde yapılmasına cevaz yok, ama bünyesinde mescit bulunduran ev üzerine cevaz var. Zaten mescidin üzerinde bulunan bir kimsenin mescit içindeki imama uyması caizdir hükmü bunu teyit ediyor. Yeter ki imama uymak üzere durduğu konum imamın hizasından ileriye geçmesin.
—Cünüp insanların, hayız ve nifaslı kadınların mescit üzerinde durmaları helal değildir.
—Vakıf heyeti mescit yararına mahzen yaptırırsa caiz olur.
—Mescide pislik sokmak mekruhtur. Bedeninde pislik olan da mescide giremez. Kaldı ki mescit yapımında kullanılan malzemenin bile temiz olması esastır. Nitekim pis çamurla mescidi sıvamak caiz olmadığı gibi pis suyla karılması da mekruhtur. Fışkı (kurumuş koyun ve inek pisliği vs.) bunun hilafınadır, çünkü çimento ve izolasyon görevine binaen zaruret söz konusudur. Temizlik o kadar mühim ki, temiz ayakkabı ve mestle namaz kılmanın yalın ayak kılmaktan efdal olduğu belirtilmiştir. Tabii buradaki incelik sadece temizlik değildir bunun yanı sıra Yahudilere muhalif olmakta vardır(Hadis). Zira Rasulullah ve ashabı Medine sokaklarında ayakkabıyla dolaşır, sonra onlarla namaz kılardı. Ancak şu da bir gerçek; Peygamberimizin mescidi, o yıllarda çakılla döşeliydi. Şimdi ihtimaldir ki günümüz şartlarında ayakkabıyla mescide girmek adapsızlık olarak haml edilir.
—Mescitte pis yağdan kandil yakmak mekruhtur.
—Mescitte yellenmek caiz değildir, ihtiyaç hâsıl olduğunda mutlaka dışarı çıkmalıdır.
Mescidin kapısını kapamak mekruhtur. Nitekim Allah (c.c); ‘Allah’ın mescitlerinde isminin anılmasını men eden kimseden daha zalim kim olabilir’ buyurmuştur. Ancak mescitteki eşyanın çalınacağından korkulursa mekruh değildir.
—Mescidin mihrabından başka yerleri nakışlamakta beis yoktur. Yani, mihrabı nakışlamak mekruhtur. Zira namaz kılanı meşgul edeceği muhakkak. Malum, buradaki mihrab’dan maksat kıble duvarıdır.
Vakıf bütçesinden (malından) nakış yapmak caiz değildir, nasıl harcanır ki, bir kere tüyü bitmemiş yetimin hakkı var, bu yüzden caiz değil denilmiştir. İlla da nakış yapılsın deniliyorsa mütevelli kendi cebinden masrafını ödemesi lazım gelir. Bakın, Rasulullah (s.a.v); ‘Şüphesiz kıyamete alametlerinden biride mescitlerin zinetlenmesidir’ diye buyurmuştur. Yine de ulemadan bazıları bu hadisin alamet vurgusuyla alakalı olduğuna kanaat getirip ziynetin müstehap olduğunu söylemişlerdir. Dolayısıyla mescidi ziynetlemek tazim (hürmet) amaçlı olabilir diyorlar. Her ne kadar namaz kılanın huşusu bozulur dense de namaz da bakılacak yer bellidir, o da secde mahallidir zaten.
Malum; yeryüzünde en faziletli mescitler sırasıyla:
Mescid-i Haram, Ravza-ı Mutahhara, Beyt-i Makdis ve Kuba Mescididir.
Resulü Kibriya Efendimiz (s.a.v); ‘Benim mescidimde bir namaz başka mescitlerde kılınan bin namaza bedeldir. Bundan yalnız Mescidi Haram müstesnadır’ buyurmuştur.
Yine Rasulüllah (s.a.v); Birinizin evinde kıldığı namaz benim şu mescidimde ki namazından efdaldir, ancak farz namaz müstesnadır buyurdu. Mescidi Aksa’dan sonra mahalle mescitleri, cadde mescitleri zikr edilmiştir, en son ev içerisinde namaz için özel ayrılmış bölümler (mescitler-odalar) gelir. Cadde mescitlerinden kasıt tayin edilmiş imamı ve müezzini olmayan mescitlerdir. Malum, kırsal kesimde tayin edilmiş imam ve müezzinler vardır.
—Mescidin ahengini bozacak şekilde dilenen kimseye para vermek mekruhtur. Şayet bu dilenci cemaatin üzerinde adımlamazsa mekruh olmaz.
—Cami içinde kayıp mal arayıp sormak mekruhtur. Nasıl mekruh olmasın ki, bakın bu hususta Resulü Ekrem (s.av); “Mescitte birinin kayıp mal aradığını görürseniz Allah Teâlâ onu sana iade etmesin deyin” ikazında bulunmuş bile.
—Mescitte abdest almak mekruhtur. Zira mescit alanını abdestten sıçrayan sudan, sümük ve balgam gibi şeylerden arındırmak zor olacaktır. Bu yüzden mescidi kullanılmış sudan uzak tutmakta fayda vardır.
—Mescitte yemek yeme, ya da uyumak mekruhtur. Ancak itikâfa giren biri veya yabancıya mekruh değildir. Hakeza mescitte soğan ve sarımsak türü etrafa koku yayan yiyecekler yemek mekruhtur, hatta bu tür ağız kokusuyla mescide gelenler men edilir de. Malum, men edilmesinin sebebi Meleklere ve Müslümanlara bu tür şeylerin eziyet vermesinden dolayıdır.
—Mescitte nikâh akdi müstehaptır.
—Mescitte kötü söz söylememek şartıyla konuşulması caizdir. Bir başka ifadeyle hayrı çağrıştıran her kelam mubahtır. Hatta sohbet etmek için mescitte oturmanın şer’an hiçbir engeli yoktur. Ehl-i Suffa (Medine mescidinin çıkmasında yaşayanlar) sürekli mescitte bulunurlardı, hatta orada hasbıhal etmekle kalmamışlar uyumuşlar da. Yeter ki mescide malayani şeyler yaşanmasın. Bir kere mescitte bulunanlar mescidin adabına riayet ettikten sonra birileri durduk yerde ayağa kalkıp bu insanları mescitten yaka paça dışarı atmasına hakkı yoktur. Şu husus iyi bilinmesi gerekir ki, bir insan padişahın huzuruna girerken ister istemez tazimde bulunur. Aynen öylede bir mescide girerken de tahiyye-i mescide niyet edip öyle girmeli. Niyet hayır olduktan sonra akıbet hayır olacağı malum. Dolayısıyla tahiyyetü’l mescitle Allah’a yaklaşmış oluruz. Zaten tahiyyet’ül mescitten maksat mescidi selamlamak değil, asıl maksat namaz kılmaktır. Bu kılınan namaz farz ya da nafile olsun fark etmez tahiyye-i mescit hükmü kazanırda. Gün içinde bir tahiyye namazı kâfi olduğundan maksat hâsıl olur da. Ulemadan bir kısım, bir kimse Tahiyye-i mescide girerde, herhangi bir sebeple tahiyye-i mescid namazını kılamazsa ‘Subhanallah velhamdülillah velailahe illallah hüvallahü ekber’ demesi müstehap olur demişlerdir. Ancak Kâbe bundan istisnadır. Zira Allah’ın beytim dediği yerin tahiyyesi namaz değil tavaftır. Oldu ya o anda tavaf etmek istemeyip oturmak isterse bu durumda elbette ki iki rekât tahiyyet’ül mescid namazı kılıp öyle oturmalıdır.
Velhasıl; mekruhta olsa huzura giden yolda eda edilen ibadet ve ibadet edilen mekânlar ak ve paktır, asla leke kabul etmez.
Vesselam.
Faydalanılan kaynaklar: İbn-i Abidin, İslam Fıkhı ansiklopedisi (Prof. Dr. Vehbe Zuheyli), İslam İlmihali (Ömer Nasuh’u Bilmen)
alperen
Özel Üye
Özel Üye
 
Mesajlar: 527
Kayıt: 15 Haz 2007, 23:00

Reklam

Dön Namaz Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir