Felah Surelerinin Tefsiri...


Yüce Kitabımızın Tefsir İlgili Konuların Tartışıldığı Alanımız

Moderatörler: Ertugrul, ucharfbesnokta

Felah Surelerinin Tefsiri...

Mesajgönderen rana » 26 Ağu 2007, 18:41



Felak Suresi

Meal

Rahman ve Rahim olan Allah'in adiyla

1- (Ey Rasûlüm!) De ki: «Karanligi yarip sabahi ortaya çikaran Rabbe siginirim».

2- «Yarattiklarinin serrinden».

3- «Çöküp her tarafi kapladigi zaman karanligin serrin­den.»

4- «Dügümlere üfleyenlerin (sihirbaz kadinlarin) serrin­den».

5- «ve hased ettigi zaman hasetçinin serrinden».

Giris

Mekke Dönemi'nde nazil olmustur. 5 ayettir.

Bu sure Hasan, Ata, Ikrime ve Cabir'in rivayetlerine göre Mek-kî'dir. tbn Abbas, Ebu Salih, Katade ve bir cemaatin rivayetine göre & Medenî'dir. Medenî olmasi daha dogrudur. Çünkü bunun seK,bi nüzulü bir yahudinin sihir yapmasidir. Nitekim bu durum daha ileride mufassalan gelecektir. Onlar Rasûl-ü Ekrem'e Medi­ne'de sihir yaptilar.-Nitekim sahih hadis kitaplarinda böyle gelmis­tir. Mekki oldugunu tashih edene iltifat edilmez. Nas Suresi'nde de hüküm böyledir Ayetleri ihtilafsiz 5'tir. Kelimeleri 23, harfleri 74'tür.

Bu sure ile Nas Suresi Beyhaki'nin Delail'inde yer aldigina gö­re beraber nazil olmuslardir. Bununla beraber ikisi «EUMuavvu zeteyn» isminde ortak olmuslardir. Ikisinin basmda da «Kul: Eu-zu» tabiri vardir.

Müslim, Tirmizi ve Nesei su hadisi naklediyorlar: «Bu gece benim üzerime az ayetler indi. Fakat hiçbir zaman onlar gibisini görmedim. Bunlar Felak ve Nas Sureleri'nin ayetleridir».

Buhari, Ebu Davud, Nesei ve îbn Mace, Hz. Aise'den su ha­disi rivayet eder: «Rasûl-ü Ekrem yatagina geldigi her gece iki eli­ni bir araya getirir, sonra onlara üfler, sonra onlarin içine Ihlas, Felak ve Nas surelerini okur. Sonra elleriyle nereye kadar yeti­sirse bedenini sivazlardi. Bunu üç defa tekrar ederdi».

Bu iki surenin (Felak ile Nas Sureleri'nin) fazileti hakkinda çok hadis varid olmustur. Onlarin bir kismini zikrettik. Bir kismi da genis kitaplardan elde edilebilir.

Felak Ve Nas Sureleri Kur'an'dandîr.

Rivayete göre Ibn Mesud, «Bu iki surenin Kutan olmadigim» iddia etmistir. îmam Ahmed, Bezzar, Tabarani ve Ibn Merduveyh, sahih bir yolla Ibn Mesud'dan söyle rivayet ediyor: Ibn Mesud, Mushaf'tan Felak ile Nas Surelerini kazimis ve «Sakin Kur'an'a Kur'an'dan olmayan seyleri karistirmayin» demistir. Bunlarin iki­si Allah'in Kitabi'ndan degildir. Ancak Rasûlullah'a emredilmistir ki onlarla Allah'a siginsin, Ibn Mesud onlari namazlarinda okumu­yordu.» Bezzar «Bu hususta bir tek sahabi dahi Ibn Mesud'a ka­tilmamistir. RasûLü Ekrem bu iki sureyi de namazda okumustur.

Bu da bu iki sure ana mushaf olan Hz. Osman'in devrinde mus. haflara geçmistir» der.

îmam Ahmed, Buhari, Nesei ve îbn Mace, Zirr b. Hubeys'ten söyle rivayet ederler: «Medine'ye vardim. Hz. Osman'in mushafint derleme zamaninda Mushaf Derleme Komisyonu'nun üyesi ve bü. yük bir sahabi olan Ubey bin Kâb'la karsilastim. Ona: «Ya Eba Munzir, (Bu Hz. Ubey'in künyesidir), ben îbn Mesud'u gördüm. Mushafina Felak ile Nas Sureleri'ni yazmiyordu» dedim. Bunun üzerine Ubey bana dedi ki: «Dikkat et, Muhammed'i hak ile pey. gamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki ben bunu Rasû-lullah'a sordum ve o günden bugüne kadar senden baskasi da ben­den bunu sormadi. Rasûl-ü Ekrem bana su cevabi verdi: «Bana denildi ki, de. Ben de emri yerine getirerek «Kul euzu bi Rabbin-nas, kul euzu bi Rabbilfelak» dedim. Siz de (RasûUü Ekrem, Ubey'e söyleyerek sahabileri ve müslümanlan kastediyor). «Kul euzu bi Rabbinnas, Kul euzu bir Rabbil felak'i okuyun.» îste biz (bu söz Ubeyy'indir) Allah Rasûlü'nün dedigi gibi deriz. Yani bu iki sureyi Kutandan kabul eder ve okuruz.»

Bazi mülhidler, dinsizler, Kur'an'in icazina tânetmek için bu ihtilafi delil göstermisler ve demislerdir ki: «Eger Kur'an'in be-lâgati icaz hududuna varsaydi, Kur'an olmayan kelâmlarla karis­tirilmasi mümkün olmazdi». Oysa biz Felak ve Nas surelerinin Kur'an'dan olduklarinda zerre kadar ihtilâf etmeyiz. Kur'aniyetini kabul ederiz. Malûmdur ki onlarin Kur'an olduklarinda ittifak vardir. Muavvizeteyn'in Kur'an'dan olduguna sahabe ittifak etmis­tir. Ve demislerdir ki onu inkâr etmek küfürdür. Umulur ki Ibn Mesud gibi bir zat da o sözünden dönüs yapmistir.

El-Mevakif serhinde söyle denilmektedir: Sahabilerin bazi sureler hakkindaki ihtilaflari ahadi hadisler seklinde rivayet edi­liyor. O ancak zan ifade eder. Kur'an'in bütünü ise kesinlik ifade eden tevatür yoluyla nakledilmistir. Kesinlik zanni siler, süpürür!

Tevatür karsiliginda artik o ahad hadislere zerre kadar iltifat edil­mez.

Eger biz bu konudaki ihtilaflari teslim etsek dahi deriz ki, on­lar bu ayetlere Peygamber'e indiginde, belagatta icaz hududuna vardiginda degil de sadece onun Kur'an'dan oldugunda süpheleri vardi. Bu ise bizim bu konumuza zarar vermez.

Kurtubi, bu hususta sunu yazmaktadir: «Ibn Mesud'un iddi­asina göre Felak ve Nas sureleri duadir. Peygamber onlarla teav-vuz etmistir ve onlar Kur'an'dan degildirler». Ibn Mesud bu söz­leriyle sahabi ve ehlibeytin icmaina muhalefet etmistir.

Ibn Kuteybe der ki: «Abdullah ibn Mesud, Mushafmda Felek ve Nas surelerini yazmadi. Çünkü o, Rasûl-ü Ekrem'in zaman za­man Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'i bu iki sure ile afsun ettigini gör­dü ve zann etti ki bunlarin ikisi su dua gibidir: «Ikinizi Allah'in tam olan kelimeleriyle koruyorum. Her seytan ve her kinayid gözden».

Iste Ibn Mesud, «Bunlar nasil dua ise Felak ve Nas sureleri­nin de böyle dua oldugunu» zannetmistir.

Ebu Bekir el-Enbari der ki: Bu söz Ibn Kuteybe'nin yüzüne vurulan, reddedilen bir sözdür. Çünkü Felak ve Nas sureleri Rab-bul âleminin kelamindandirlar. Bütün mahlûkâti acizde birakan kelâmlaridirlar. Ikinizi Allah'in tam kelimeleriyle seytanin, hamme-nin, leim olan gözün serrinden koruyorum, seklindeki dua ise be­ser sözüdür. Ve böyle oldugu apaçik ortadadir. Peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed'in mucizesi ve bütün kafirlere . karsi hücceti olan Allah kelâmi ise hiçbir zaman beser kelamiyla kanstirilamaz. Hele Abdullah bin Mesud gibi fasih, lügati bilen kelamin cins ve çesitlerine vakif olan bir sahabi için bu gibi hu­suslar hiç de gizli olamaz. (El-Enbarî, bu rivayetleri kabul etme­mektedir).

Bazi müfessirler, «Abdullah bin Mesud, Felak ve Nas sureleri­ni mushafinda yazmadi; çünkü onlari unutmayacagindan emindi. Bu bakimdan onlari yazmadi; fakat hifzetti. Tipki Fatiha'yi da Mushaf'inda yazmadigi gibi. Çünkü onu güzelce ezberledigine süp­hesi yoktu» demislerdir. Bu söz de reddedilmistir. Buna delil ola­rak aleyhte su ifade getirilmistir:

Abdullah bin Mesud, Nas Suresi'ni, Kevser ve Ihlas sureleri­ni yazdi. Halbuki bunlarin üçü de uzun olmamak noktasinda ay­nen Felak ve Nas sureleri gibidir. Hatta bunlari hifzetmek daha da kolaydir. Bunlari unutmamaktan da Abdullah Ibn Mesud emin­di. O halde niçin onlari yazmadi da ötekilerini yazdi? Bunlarin hep­si Fatiha Suresi hakkinda bir noktada muhaliftirler. Çünkü namaz ancak Fatiha'nin okunmasiyla tamam olur. Her rekatta, Fa­tiha okunacak; mukaddime olacak, soma ondan sonra okunan zammi sure gelecektir. Durum böyle olunca Mushafi'ndan Fatiha' yi iskat etmesi sihhatli olur. Çünkü onun hifzinda emindir, unut­mayacagindan da emindir ve bu hususta da Fatiha'nin yerini tu­tacak hiçbir sure yoktur

Ibn Merduveyh, Hanzale Es-Sedusi'den söyle rivayet ediyor: «Ben Ibn Abbas'in talebesi îkrime'den sordum: Namazimi Felak ve Nas süreleriyle kiliyorum. Ne buyuruyor sun?» Dedi ki: «Oku onlari. Çünkü ikisi de Kur'an'dandir». (Suyuti; Ed-Durrulmensur).

Ibn Sa'd, Yusr bin Muhammed'den O da Sabit bin Kays bin Semmas'tan söyle rivayet ediyor: Kays'm oglu Sabit hasta oldu.

Rasûlü, Ekrem ona geldiginde kendisini hasta gördü. Felak ve Nas süreleriyle onu afsunladi. Onun bedenine üfledi ve sunlari söyledi: «Ey insanlarin Rabbi Allahim! Siddeti Sabit bin Kays bin Semmas'tan kaldir!» Bunlari söyledikten sonra vadilerinden bir avuç toprak aldi, suya atti. O suyu ona içirdi. (Suyuti, Ed-Durrul-mensur)

Sihir Var Midir?

Sahihayn'da Hz. Aise'nin hadisiyle sabit olduguna göre Beni Zureyka yahudüerinden Lebid bin A'sam isimli yahudi Hz. Pey-gamber'e sihir yapmisti. Rasûl-ü Ekrem'in hayaline yapmadigi bir seyi yaptim diye geliyordu. Bir müddet bu sekilde durdu. Sa-hihaynin haricindeki kitaplarda «Bir sene durdu» tabiri vardir. Sonra dedi ki: «Ey Aise, ben sezdim ki Cendb-i Hak fetva istedigim konuda bana fetva verdi. Iki melek bana geldi. Birisi basimin ucunda digeri ayaklarimin yaninda oturdu. Basimin yaninda oturan, ayaklarimin yaninda oturana: «Kisinin durumu ne-dir?» diye sordu. Öbürü: «Kisiye sihir edilmistir» dedi. Bastaki: «Ona kim sihir yapmistir?» diye sorunca ayak tarafimdaki zat: «Le­bid bin A'sam isimli kisi» dedi. Bastaki zat: «Acaba bunu nerede yapmistir?» diye sordu. Ayaklarimin yaninda oturan: «Bir tara­ma zamaninda düsen tüylere ve bir erkegin sünnet yerinin kabugu­na yapilmis ve Erva kuyusunun içindeki tasin altina konmustur» dedi. Bunun üzerine o kuyuya geldiler ve onu çikardilar. Sahili'de bu kadari vardir. (Kurtubi)

îbn Abbas'in rivayetinde söyle denilmektedir:

Rasûl-ü Ekrem, Hz. Aise'ye «Ey Aise! Allah bana hastaligimin tedavisini haber'.verdigini sezmedin mi,» dedikten sonra Hz. Ali, Zübejjr ve Ammar bin Yasir'i gönderdi. O kuyunun bütün suyunu çektiler. Su sanki kina katilmis gibiydi. Sonra tasi kaldirdilar. O kabugu çikardilar. Insanin basini taradigi zaman düsen tüyleri bir taragin dislerine baglanmis vaziyette buldular. Bunun üzerinde de hepsi ignelenmis olarak onbir dügüm vardi. O zaman Cenab-i Hak bu iki sureyi indirdi. Ikisi onbir ayettir. O dügümler kadardir. On-larla afsun yapmayi emretti Cenab-i Hak. Rasûl-ü Ekrem bir ayeti okudugunda bir dügüm açti. (Veya dügüm kendiliginden açildi). Sonra bütün dügümler açilinca sanki Hz. Peygamber ipteymis de ipten birakilmis gibi kendisini hafif hissetti. «Bende herhangi bir hastalik yoktur» dedi. Böylece Cebrail, Rasûl-ü Ekrem'i afsunladi ve Allah'in ismiyle seni afsunluyorum. Sana eziyet veren her se­yin serrinden seni Allah'a sigindiriyorum. Hasetçi bir kimsenin serrinden nazarinin serrinden seni afsunluyorum. Allah sana si­fa versin» dedi.

Sahabe: «Ey Allah'in Rasûlü! Biz bu Lebid denilen habisi Öl­dürelim mi?» dediler.

Hz. Peygamber: «Beni Allah sifaya kavusturdu. Halkin üzerin­de bir ser koymak da hosuma gitmez» buyurdu.

Kuseyri, tefsirinde, sunlari söylüyor: «Sahih hadislerde riva­yet edildigine göre yahudi bir genç Rasûl-ü Ekrem'e hizmetkârlik ediyordu. Esasinda yahudiler, onu Rasûle yaklastirmislardi. Bu ço­cuk firsati kolladi ve Rasûlullah'in basini taradigi taragi aldi. Dü­sen tüylerden de aldi. Onlari bir yahudiye verdi. Yahudiler de ona sihir yaptilar. Bu sihiri yapanlarin basinda Lebid bin A'sam ge­liyordu.»

Sihrin hakikatinin olup olmadigi hususunda ihtilaf vardir. Hanefilerden el-Gaznevi, «Uyun'uLMeanî» ismindeki eserinde söyle der: «Mutezile'nin nezdinde sihir asilsiz bir aldatmacadir. Safiîler nezdinde vesvese ve hastaliktir. Hanefiler nezdinde bir tilsimdir, bazi yildizlarin özelliklerinin tesiri üzerine bina edilmistir. Tipki Firavun'un sihirbazlarina ait olan bastonlanndaki sihrin günes tesiri altinda oldugu gibi.»

Malikiler katinda sihir haktir. Onun hakikati vardir ve sihirde kullanilmasi gereken nesneler kullanildigi zaman Allah onda tesiri yaratir. Sihrin bir kismi vardir ki Saveze gibi el hafifligiyle olusur, tbn Faris el-Mücmelinde, Saveze*den maksat süratle yapilan si­hirdir ve badiye ehlinin kelâmindan degildir. Yani göçebelerin fa­sih kelâmindan degildir» diyorlar.

Sihrin bir kismi, ezberlenen birtakim konusmalar, Allah'in isimlerinden meydana gelen birtakim muskalar ve bazan da sey­tanlardan alinan tilsimlardan oluyor.

Sihrin Hangi Kismi Haramdir?

Sihirden bir kisim vardir ki onu isleyen küfre girmis olur. Mesela insanlarin suretini tagyir etmek, onlari hayvanlar heyetin­de ortaya çikarmak, bir aylik mesafeyi bir gecede katetmek, ha­vada uçmak, halka hak oldugunu göstermek, (vehmettirmek) için bunlari yapan bir kimse Islam ve iman dairesinden çikar. Bunu Ebu Nasr Abdurrahman Kuseyri söylüyor.

Ebu Amr, «Hangi sihirbaz bir canliyi bir suretten çikarip di­ger bir surette gösterir, mesela insam -merkep, merkebi de baska bir sey yaparsa ve cesedleri nakletmek, helak etmek, tagyir etmek gücüne sahip oldugu iddiasinda bulunursa, o sihirbazin Öldürül­mesi caizdir. Çünkü bu sihirbaz peygamberleri inkâr etmektedir. Ayetler ve mucizeler gibisini getirebilir iddiasindadir. Böyle bir sey meydanda oldu mu peygamberlik sihhatinin bilgisi de suya düsmüs olur. Çünkü peygamberin getirdigini hile ile insanlar da getirmis olur» der.

«Sihir aldatmadir, birtakim hayallerdir» seklinde iddiada bu­lunan bir kimseye gelince, sihirbazi öldürme cezasi ona gerekli olmamistir. Ancak kendi fiiliyle birini öldürürse o zaman kendi­sine kisas tatbik edilir.

Ehli-Sünnete Göre Sihir

Ehli sünnet ve'1-cemaate göre sihir sabittir ve hakikati var­dir. Mutezile'ye ve Safiilerden Ebu Ishak'ul-Istirabadi'ye göre sih­rin hakikati yoktur. O ancak gözboyaciliktir, hayal ve birtakim vehimleri meydana getirmekten ibarettir. Nitekim Cenab-i Hak ha­yal tabirini Firavundun sihirbazlari hakkinda kullanmistir.

Rasûl-ü Ekrem'in daha önce geçtigi gibi «Allah bana sifa ver­di» sözü ancak hastalik illetinin kaldirilmasiyla mümkündür. Has­talik zail olur, sifa ondan sonra gelir. Bu sözden anlasiliyor ki sih­rin hakikati vardir, hem ayet ve hem de hadislerle sabit olmustur. Bir de ehli hal ve'lakd'in sihrin olduguna dair icmai vardir. Bu ic-ma olduktan sonra Mutezile ve onlara uyanlarin «yoktur» demeleri bir kiymet tasimaz.

Eski zamanlarda da sihir insanlar arasinda yayilmisti. Halk bu hususta konusmustur. Sihrin olmadigini hiçbir sahabi, hiçbir tabiin savunmamistir. Süfyan bin Aver, Ikrime'den O da Ibn Ab-bas'tan rivayet eder: «Sihir Misir'in köylerinden, kasabalarindan, ancak adi Ferame olan kasabada ögretilirdi. Kim onu yalanlarsa küfre girer Allah ve Rasûlü'nü yalanlamis olur. Gözle sabit olan tir ilmi inkâr etmis olur.»

Malikiler, «Sihirbaz harikuladelikler yapabilir. Hastalik, par­çalama, aklin giderilmesi, bir azanin yamuk olmasi gibi normal olarak beserin kudreti dahilinde olmayan seyleri yapabilir. Sihir­bazin yaptiklari mustakillen yapilmis degildir. Allah bu esyayi sih­rin var oldugu anda ihdas etmis, yaratmistir. Mesela yemek anin­da Cenab'i Hak doymayi, su içmek aninda da kanmayi yaratir.» derler,

Süfyan bin Ammari Zehebi'den rivayet ediliyor: Velid bin Uk-be'nin yaninda ip üzerinde yürüyen bir sihirbaz vardi. Bu sihirbaz merkebin duburundan girip agzindan yikiyordu. Cundub onu bir kiliç darbesiyle öldürdü. Bu zat, Rasûü Ekrem'in, Cundup bin ,Kâb'ul-Ezd adli sahabisidir. Buna El-Beceli de denilir, feasûl-ü Ek-jj rem onun hakkinda «Benim ümmetimden bir kisi olacaktir. Ona |! Cundup denilecektir. O kiliçla bir darbe vuracak hakki ayirt edeçektir» demistir, tste bu sihirbazi öldüren Cundub bu hadisi daha önce naklediyordu.

Ali bin Medeni, bu hadisi, hadiseden önce, Haris bin Muder-rib'ten, O da Cundub'tan rivayet etmistir.

Sihirle Kerametin Farki

Müslümanlar su hususta ittifak etmislerdir: Sihirbazlar Allah katinda peygamberlerin mucizesi olan seyleri yapamazlar. Sihirle mucize arasindaki fark sudur: Sihir sihirbazdan gelir. Bazan bun- lar bir cemaat olur, onu tanirlar. Onu tek vakitte meydana getir- me imkânlari olur. Mucizeye gelince, Allah onun mislini veya mu- arizini getirmeyi hiç kimseye nasib etmemistir. Ayrica sihirbaz peygamberlik iddiasinda bulunamaz. Ondan sadir olan sihir ise mucizeden zaten ayridir; yani mucize mertebesine gelmemistir. Çünkü mucizenin sarti peygamberlik davasi ile beraber gelmesi­ dir.

Pakihler müslüman ve zimmi sihirbazin hükmünde ihtilaf et­mislerdir. Imam Malik'e göre, müslüman sihirbaz küfrü gerekti­ren bir kelam ile nefsinde sihir yapmissa tevbe teklif edilmeksizin öldürülür. Tevbesi kabul edilmez. Çünkü bu zindik ve zinaci bir kisi gibi içinde sakladigi bir durumdur. Ayrica Cenab-i Hak «Halbuki o iki melek: Biz ancak imtihan için gönderildik. Sa­kin kâfir olma demedikçe kimseye bir sey ögretmezlerdi» (Baka­ra: 102) ayetinde sihir, küfür olarak isimlendirilmektedir. Bu, Ah-med îbn Hanbel, Ebu Sevr, îshak, Safii, ve Ebu Hanife'nin de görüstidür. Hz. Ömer, Hz. Osman, Ibn Ömer, Hafsa, Ebu Musa, Kays bin Sa'd «sihirbaz Öldürülür» diye rivayet etmislerdir.

Eivayet ediliyor ki Rasûl-ü Ekrem: «Sihirin cezasi sihirbazi kiliçla vurmaktir» (Tirmizi) demistir. Fakat Kurtubi bu hadis hak­kinda «Kuvvetli degildir. Çünkü sadece Ismail bin Müslim onu ri­vayet etmistir. O da muhaddisler katinda zayiftir» diyor.

Ayrica Uyeyne, ismail bin Müslim'den, O da Hasan'dan mür-sel olarak rivayet etmistir!

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

(1-5) «(Ey Rasûlüm De ki: Karanligi yarip...»Bu Ayetlerin Tefsiri

«EUFelak» kelimesinin mânâsi konusunda ihtilaf edilmistir. «EUFelak cehennemde bir hapishanedir» (Ibn Abbas). «Cehennem­de bir evdir. Kapisi açildiginda bütün cehennemde yananlar onun hararetin'den bagirirlar» (Ubey bin Kab). «Cehennem isimlerinden bir isimdir» (Ebu Abdurrahman). «Cehennemde bîr vadidir» (Kel-bi). «Ateste bir agaçtir» (îbn Ömer). «Cehennemde bir kuyudur» (Said bin Cübeyr). «Daglardir», «Sular tarafindan asindirilmis bü­yük taslardir ki parçalanirlar». Bazilari da «Daglar ile taslari bir­birinden ayirmak demektir» diyor. Çünkü bunlar Allah korkusun­dan birbirlerinden ayrilacaklardir. Bazilarina göre «o ana rahmi­dir». Bazilarina göre «sabah» demektir. Bazilari «Sevgidir», bazi­lari «hurma çekirdegidir ve bitkilerden olan her seye de feVak de­nilir» diyor. (Hasan)

Dahhak diyor ki: «Felak'tan maksat bütün mahlûkattir». Danhak'in bu görüsü istikak da desteklenmektedir. Çünkü felak ke­limesi sakoldu, (ayrildi) parçalandi manasinadir.

«Yarattiginin serrinden» cümlesinden maksat, Iblis ve zürri-yetinin veya cehennemin veya Allah tarafindan yaradilmis her ser sahibinin serrinden Allah'a sigindim de, demektir.

«Gasik» gece demektir. Zira «gasak» gecenin ilk karanligidir. Bu görüs tbn Abbas, Dahhak, Katade ve Süddi'ye aittir.

«Vekabe» îbn Abbas'a göre «karardi», Dahhak'a göre «girdi», Katade'ye göre ise «gitti» demektir. Yeman b. Rabia'ya göre de «sükûna kavustu» anlamindadir. Bazilari «indi» mânâsinda oldu­gunu söylemislerdir. Bu fiil bütün bu mânâlarda kullanilabilir.

Zeccac, «Geceye gasik denilmesi gündüzden daha serin olma­sindandir. Zira gasik serin anlamindadir» diyor. Bir de geceleyin yirtici hayvanlar inlerinden, haserat da mekânlarindan çikarlar, ehli ser fesada yeltenir geceleyin. Bazilarina göre «gasik» Süreyya yildizidir. Bu yildiz düserse hastaliklar, taunlar çogalir. Dogdugu zaman da bunlar kalkar. (Abdurrahman bin Zeyd)

Bazilari «Gasik batan günes demektir» der. (îbn Sihab). Ba­zilari da «ay» mânâsina geldigini söylemistir. El-Kurtubi, «Ay'in sa­huruna girmesi demektir)) diyor. Sahur, ayin kilifi gibi bir seydir. Bu da ay tutuldugu zaman böyle olur. Her siyah seye «Gasak» de­nilir. Katade «vekabe'nin mânâsi gaib oldu demektir» der. Bu en sihhatli tefsir kabul edilmistir. Çünkü Tirmizi Aise validemizden söyle rivayet ediyor: Rasûl-ü Ekrem aya bakti ve «Ey Aise, su ayin serrinden Allah'a sigin. Çünkü sahuruna girdigi zaman gasiktir» dedi. Ebu îshak «Bu hxidis hasen ve sahihtir» demistir.

«Neffasat» kelimesinden maksat sihirbaz kadinlardir. Onlarip üzerinde muska yapmak istedikleri zaman her yapilan dügüme üflerler. Nesei, Ebu Hüreyre'den söyle rivayet ediyor:

«Kim bir dügümü dügümledikten sonra onun üzerine üfürür-se sihir yapmis olur. Kim de sihir yaparsa o Allah'a ortak kosmus olur. Kim bir seyi üzerine takarsa (muskalardan) ve kendisine ya­rar celbeder ve zarar uzaklastirir diye düsünürse Cenab-i Hak o adamla o isi basbasa birakir». Burada cahiliyet dönemindeki mus­kalar kastedilmektedir. Mesela onlar omuzlarina hayvan pençele­rini ve boncuklan takarlardi. Kur'an'dan, Allah'in isimlerinden ya­pilan muskalar ise bu hükmün haricindedir. (Sünen'in serhine bak)

Afsun yapildigi zaman üflemenin olup-olmadigmda ihtilaf edil­mistir. Bazilari «Üfleme olmaz», bazilari da «caizdir» demislerdir. Ikrime, «Afsun yapan bir kimse için üfleme uygun degildir» der. Ona göre el sürmek de uygun olmaz. Dügüm yapmak da uygun ol­maz!

Ibrahim der ki: «Selef afsunda üfürmeyi kerih görürlerdi». Bazilari der ki: «Dahhak'tn huzuruna girdim. Hastaydi: «Ey Eba Muhammed! Seni afsun edeyim mi?» dedim. «Yap fakat üfleme» dedi. Ben de «Felak ve Nas surelerini okumak suretiyle onu afsun ettim».

îbn Cüreyc, «Ata'ya dedim ki: «Kur'an ile insan üfleyebilir mi?», «Hayir», dedi; «fakat okuyacaksin». Sonra «istersen üfleye­bilirsin» sözünü ilave etti.

Muhammed bin Sirin'den, biri, Kur'an okumak suretiyle bas­ka birini veya kendi nefsini afsunladiginda üfleyebilir mi? diye so­ruldu: «Ben bunda bir beis görmüyorum» dedi.

Alimler ihtilaf ettikleri zaman onlarin aralarinda hükmeden sünneti seniyedir. Hz. Aise naklediyor: «Rasûl-ü Ekrem afsunda bize üflüyordu». (Hadisi imamlar rivayet etmislerdir).

«Hasedginin serrinden hased ettigi zaman Allah'a sigindim, de». Hased, bir kisinin mülkünün zevalini temenni etmektir. Ve­lev ki hased edene bu mülkün bir benzeri verilmesin.

Münafese ise, o adamin mülkünün mislini kendisi için te­menni etmektir. Böylece anlasiliyor ki hased serdir ve verilmistir Münafese de mubahtir ve gibta demektir. Rasûl-ü Ekrem «Mümin gibta, münafik hased eder» buyuruyor. Sahihayn'da «Iki seyde ha­sed vardir. Zengin ve Allah için verenden. Bir de ilim sahibinden» denildi. Yani burada gipta kastedilmektedir.

Alimler, «Hased zarar vermez. Ancak kisi bir sözle, bir fiille hasedini izhar ederse zarar verir. Yani sahibi aleyhine dönüsür» demislerdir.

Allah'in Rasûlü «Hased yaptigin zaman arzulama. Hased gök­te Allah'a karsi islenen ilk günahtir» buyurur. Yeryüzünde de Al­lah'a karsi islenen ilk günahtir. Iblis, Adem'den hased etti. Kabil de Habü'den hased etti. Hasetçi bir insan Allah tarafindan bugz-lanmis, tardedilmis ve lanetlenmistir!

Evet, bu sure Cenab-i Haklan her serrin ve her hayrin yara-dani olduguna delâlet eder. Ve Rasûlü'ne bütün serlerden Allah'a siginmasini emretmistir. Bunu da hasedin korkunçluguna ve za­rarinin çokluguna isaret etmek için yapmistir.

Hasedçi bir insan Allah nimetinin düsmanidir. Bazilari «Ha-sedçi Cenab-i Hak'ka karsi bes yönden harp ilan etmistir» derler: «

1- Kendisinden baskasina verilen her nimetten bugzeder.

2- Rabbinin taksimatina razi olmaz, ondan öfkelenir.

3- Allah'in fiilinden razi degildir. O'nun düsmanidir. Yani «Allah fazlini di-

ledigine verir» hükmüne rast degildir.

4- Allah'in dostlarini matu rum birakmistir veya mahrum birakmak istemistir. Onlardan ni­metin zevalini istemistir.

5- Düsmani olan Iblis'e yardimci ol­mustur».

Deniliyor M: «Hasedçi bir insan her mecliste pismanliktan baska hiçbir sey elde etmez. Melekler katinda lanet ve bugzdan baska hiçbir sey elde etmez. Halvette ancak sikinti ve üzüntü elde eder. Ahiret'te de onun yine hüzün ve ateste yanmaktan baska bir payi yoktur. Allah'tan gittikçe uzaklasir.»

Rivayete göre, Rasûl-i Ekrem söyle buyurmustur: «Üç sinif vardir, onlartn dualari kabul olunmaz:

1- Haram yiyenler,

2- Çokça giybet yapanlar,

3- Kalbinde kin ve müslümanlara karsi hased bulunan ki­siler.»

***************************

Nas Suresi

Meal

Rahman ve Rahim olan Allah'in adiyla

1- (Ey Rasûlüm!) De ki: «Insanlarin Rabbine siginirim».

2- «Insanlarin padisahina».

3- «Insanlarin mabuduna».

4- «Sinsi vesveseler verenin serrinden (siginirim)»

5- «O ki insanlarin kalbine vesvese sokar».

6- «Gerek cinlerden ve gerekse insanlardan olsun».

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

(1-6) «{Ey Rasûlüm!) De ki: Insanlarin Rabbine...»Bu Ayetlerin Tefsiri

Mekke Dönemi'nde nazil olmustur. 6 ayettir.

Bu sure Felâk Suresi'yle beraber el-Muavvizeteyn ismini al­mistir. Ve yine ayni sureyle beraber «El-Mukaskasateyn (nifaktan insani koruyan) ismini de almistir.

Mekkî mi Medenî mi oldugu ile ilgili ihtilaf Felak Suresi'nin basinda geçti. 6 ayet, 20 kelime, 79 harftir. Fakat 7 ayet oldugunu savunanlar da vardir.

Medenî oldugu hususundaki görüsler en sihhatli olanidir. (Ce-laleyn hasiyesi Cemel)

«Rabbinnas»öaji maksat, emirlerinin sahibi, islah eden seyle­ri onlara vermek suretiyle onlari terbiye edicileri demektir. Nas' in meliki, Rabbinnas'm atfi beyanidir. Zemahseri bu görüsü sa­vunmaktadir. «Ilahinnas» lâfzi da böyledir. Insanlarin padisahi olan Allah sadece onlari islah etmekle, onlarin emirlerini tedbir et­mekle, korunmalarini, himayelerini idare etmekle degil, aksine mabudiyet yoluyla onlarin padisahidir. O mabudiyet ve insanlar­da diri, ölü, varlik, yokluk yönünden külli bir tasarrufa, tam bir kudrete yeltenen uluhiyetin üzerine tesis edilmistir.

Allah bütün mevcudatin Rabbi olmasina ragmen, «De ki: Na-sm rabbine siginiyorum» tabiri insanligin serefi içindir.

Allah her ne kadar bütün hadisatin Rabbi ise de, burada «nas» kelimesini iki noktadan zikretmektedir: 1 — Insanlar bas­kasi tarafindan tazim edilirler, hatta tapilirlar. Böylece Cenab-i Hak onlari zikretmekle onlarin Rabbi oldugunu hatirlatti. Velev ki onlar tapilacak derecede tazim edilseler de. 2 — Cenab-i Hak, «Insanlarin serrinden Allah'a sigin» emrini verdigi zaman sunu ilan ett:i Onlarin serrinden koruyan benim. (Cemel)

«Eabbi'n-Nas» ifadesi, sadece mal sahibinin eli altindaki kölele­rini terbiye etmesi kadar sathi bir mânâya gelmez. Bilakis Nas'in Rabbi, onlari kâmil bir tasarruf, kahredici bir saltanat yoluyla terbiye eder. Bu engin mânâ vurgulanmak istenmistir.

Bu suredeki üç izafe (Rabbinnas, Ilahinnas, Melikinnas) ima­nin bütün kaidelerini kapsamaktadir. Ve ayni zamanda Allah'in esmaihüsnasmi da tazammun etmektedir. Çünkü «Rab» kelimesi cemal sifatlarini, «Melik» sifati celal sifatlarini, «Ilah» kelimesi ise kemal ve celâl sifatlarini toplamaktadir. Böylece bütün esmai hüsna buraya dahil olmus oluyor. Bütün esmaihüsnanin mânâsini kapsadigindan dolayi onlarla Allah'a siginan bir kimse elbette ko­runacaktir. (Cemel)

«El-Vesvasi» den maksat seytandir. Yani seytanin serrinden nasin Rabbine, nasin melikine nasin mabuduna siginirim. «Vesvas» seytanin kendisi olmayip, onun sifati olduguna göre bu ayette bir takdir vardir. Yani vesvas'm sahibinin serrinden siginirim! Ves­vas, eger o üstün (ves seklinde) okunursa vesvese yapan kimsenin ismi olur. Eger vusva seklinde okunursa o vakit mastardir, ves­vese mânâsina gelir. Tipki zilzal ve zelzal gibi. Vesvese, nefsin ko­nusmasidir. Ayni zamanda bu kelime, avcinin ve av köpeklerinin de nefes verip almasina ve su siselerinin çikardigi sese denilir.

Cemel; «mastar vasvas'i isim olarak seytana verilmistir. Çün­kü seytan haddi zahnda vesvesenin ta kendisidir. Zira vesvese onun sanati ve -mesguliyetidir» der.

El-Misbah'ta «Vesvas insanin kalbine hutur eden serrin her çesidine denir. Içinde hayr olmayan her huturata vesvese denilir» diye bildirilmektedir.

«El-Hannas», «El-Vesvas»m sifatidir. Mânâsi gizlemektir. Çün­kü seytan da çokça gizlenir. Zira Tekvir Suresi'nin 15. ayetinde «Hunnes'e yemin ederim», yani ortaya çiktiktan sonra gizlenen yildizlara yemin ederim, buyurulmaktadir. Ayrica seytan, kul Al­lah'i zikrettigi anda gizlenir ve geri çekilir. Nitekim Hadiste «Sey-. tan ademoglunun kalbi üzerinde hassas bir sekilde durur. Insan gaflete daldi mi hemen vesvese yapar. Insan Allah'i zikretti mi he­men geri çekilir» deniliyor.

Katade, «Hannas'tan maksat hortumu olan ve insanoglunun gögsüne hortum salan seytan demektir» diyor. însan gafil oldu mu vesvese yapar, Rabbini zikretti mi gizlenir.

Ibn Abbas, «Kul Allah'i zikrettiginde seytan onun kalbinden çikar gider. Gafil oldu mu onun kalbini agzina alir, ona birtakim seyler söyler, temenniler ve istekler fisildar» der.

ibrahim et-Teybi, «Vesvese insanoglunda ilk abdest tarafin­dan çikar. Yani insan orada vesveseye girer» der.

Bazilari «Hannas dönücü demek oldugundan dolayi insan Al­lah'in zikrinden gafil oldu mu seytan dönüp geri gelir» diyor.

Ibn Cübeyr, îbn Abbas'tan söyle rivayet eder: «El-Vesvas'il-Hannas'tan maksat vesvese ile hidayetten dönen veya vesvese ile yakinden çikan kimse demektir».

«Insanlarin gögüslerine vesvese yapar» ifadesi ile ilgili olarak Mukatil der ki: «Seytan bir domuz seklindedir. Kan insanoglunun neresinden çikar ve girerse oralara girer ve çikar. Allah onu in­sanogluna musallat kilmistir. Iste ayetin mânâsi budur».

Sahih hadiste Rasûl-ü Ekrem'den söyle rivayet edilmektedir: «Seytan Ademoglu'nun neresine kan çikip giriyorsa (hangi dama­rina giriyorsa) oralara girer». Bu hadis Mukatil'in yorumunu des­teklemektedir.

Sehr bin Havsab, Ebu Salebe el-Huseni'den söyle rivayet edi­yor: «Cenab'i Hak'tan bana seytani ve insanoglunun içindeki ye­rini göstermesini istedim ve gördüm. Seytanin iki eli insanoglunun ellerindedir, ayaklari ayaklarindadir. Onun azalari insanoglunun bedenindedir. Ancak onun köpek hortumu gibi bir hortumu var-dir. Kisi Allah't zikrettigi zaman gizlenir ve geri çekilir. Zikirden vazgeçtigi zaman kisinin kalbini hortumuna alir».

Bu rivayetten anlasilir ki, insanoglunun her azasinda, seytanin bir subesi vardir. Yine bunlardan anlasiliyor ki zikir onun (sey­tan) için tokmaklar gibidir. Insanlarin kalplerinde vesvese yapan Hannas cinlerden ve insanlardandir. Celaleyn «Bu, vesvese yapan seytanin cin ve ins oldugunun açiklamasi ve beyanidir» diyor. Tip­ki Cenab-i Hak'kin baska bir ayette «Insan ve cin seytanlari» de­digi gibi. Veya «Min el-Cinneti» tabiri vesvese yapan seytanin açiklamasidir. «En-Nasi» lafzi ise «el-vesvas»in üzerine atiftir. Ya­ni de ki: «Ben insanlarin Rabbine, insanlarin padisahina, insanla­rin mabuduna siginirim. O sinsi vesvesednin ve insanlarin serrin­den, o sinsi vesveseci, insanlarin gögüslerine fisildar ki o cinler-dendim.

Ayetin mânâsi eger «En-Nasi» kelimesi «El-Vesvasi» kelimesi üzerine atfedilirse böyledir. Eger atfedilmezse mealde yer aldigi gibidir.

Yani «Ennasi», «El-Vesvasi» üzerine atfedilirse ser kelimesi onun üzerine de getirilir. Yani halkin gögüslerinde vesvese yapan hannas ve vesvas'in serrinden ve ayni zamanda insanin serrinden, Rabbinnas, ilahinnas, melikinnas olan Allah'a siginirim.

«Cinnet» kelimesi cinni'nin çoguludur, «/tis» kelimesinin ço­gulu «insi» geldigi gibi. Sonundaki «ha» harfi cemaat tenisi için­dir. Cinler, kapali olduklarindan görünmez olduklarindan dolayi «cin» insanlar da apaçik olduklari için «insan» ismini almistir.

Hasan Basri, «Onlar iki seytandir. Cin seytani insanlarin gögsünde vesvese yapar. Insan seytani ise, alenen insana gelir, si-fahen vesvesesini yapar» diyor.

Katade, «Cinlerden seytanlar vardir. Insanlardan da seytan­lar vardir. O halde hem insanlarin hem de cinlerin seytanlarindan Allah'a sigin» diyor.

Ebu Zer'den rivayet edildigine göre bir kisiye «Sen insanlarin seytanlarinin serrinden Allah'a sigindin mi?» diye sordu. O kisi, «Insanlardan da seytan var midir?» dedi.

Ebu Zer: «Vardir; çünkü Cenab-i Hak En'am Suresi'nin 112. ayetinde sunlari söylüyor: «Böylece biz her peygamber için insan ve cin seytanlarindan düsmanlar kildik».

Bir kavme göre bu surenin en son kelimesi olan «Ennas» ke­limesi yine «cin» mânâsini ifade eder. Çünkü Cenab-i Hak Cin Su­resi'nin altinci ayetinde nas kelimesini cin mânâsinda kullanmis­tir: «Dogrusu insanlardan (yani cinlerden) bazi erkekler cinlerden bazi erkeklere siginirlardi da onlarin kibir ve azginliklarini artirir­lardi».

Iste bu yoruma binaen «En-Nas» kelimesi «cinneti» kelimesi üzerine, atfolunur. Lâfizlar degisik olduklarindan dolayi tekrar edilmeleri caiz olmus olur. Rasûl-ü Ekrem'den su hadis sabit ol­mustur: «Kesinlikle Allah'u Teâlâ ümmetinin içindeki hadisattan dolayi ümmetimi cezaya çarptirmaz, onlar o vesveselerle amel et­medikçe veya onu konusmadikça» (Müslim).

Bir Mu'cize

«En-Nas Suresi'nin harfleri mükerrerler atilirsa 22'dir. Fatiha Suresi'nin harfleri de yirmiikidir. Bu sayif bir görüse göre Kur'an'. m indigi seneler adedidir. Fakat meshur odur ki Kur'an 23 senede inmistir. Bu isaret gibi söyle bir isaret daha vardir: Surenin ilk harfi «Ba» harfidir. Son harfi de «sin» harfidir. Sanki «bess» (ye­ter) denilmistir. Bu isaret eder ki Kur'an, Kur'an olmayan her sey­den insani müstagni kilar ve «Kitapta hiçbir sey yoktur ki tesbit etmedik» ayetine isaret eder. Allah hakikati daha Iyi bilir.

Böylece' Kur'an'in «Hulasat'ut-Tefasir» adli tefsiri so­na ermis oluyor. Cenab-i Hak sehv, gaflet ve bilgisizlikten do­layi islemis oldugumuz suçlarimizi affeylesin. Kitabindan ve Ra-sûl'ü Ekrem'in sünneti sahihinden Cenab-i Hak bizi ayirmasin. Bü­tün ehli imana Cenab-i Hak firsat versin ve kâfirleri maglûp et­sin! (Amin)

Ben de sâirin dedigi gibi

«Tamam oldu kitabim el-hamdulillâh» eger bir sehiv eyledimse estagfirullâh» diyorum.

********************************

Ihlas Suresi

Meal

Rahman ve Rahim olan Allah'in adiyla

(Ey Rasûlüm!) De ki: «O Allah tektir.»

«Samed'dir (her varligin muhtaç oldugu yegâne zat-

«O dogurmamistir ve dogurulmamistir». «O'na hiç kimse ortak ve denk olamaz».

Giris

Mekke DÖnenü'nde nazil olmustur. 4 ayettir.

Bu sureye içindeki Tevhid'den dolayi «Ihlas Suresi» ismi ve­rilmistir. Yine tevhidden dolayi bu sureye «El-Esas» ismi de veril­mistir. Sure ayni zamanda «Kulhuvellahu Ehad Suresi» diye de meshurdur. Bu sureye daha önce de isaret ettigimiz gibi «Mukas. kise Suresi» de denilir. Tevhid, Tefrid, Tecrid, Necat, Velayet ve Marifet suresi de denilir. Çünkü Allah'in marifeti ancak bu sure­nin içindeki vasiflari bilmekle mümkündür. Rivayette bir kisi na­maz kilar ve bu süreyi okurdu. Bunu isiten Hz. Peygamber, «Bu kul Rabbini tanimis bir kuldur» buyurdu. Ve bu sureye «ELCemal Suresi» de denilmistir. Çünkü Rasûl-ü Ekrem «Allah cemildir. Ce. mali sever» demistir. Rasûlullah'tan bunun mânâsimn ne oldugu sorulunca: «Ehad, Samed, Lemyelid velemytded ayetleridir» dedi. Alusi «Bu haberin sahih oldugunu zannetmiyorum» diyor. Bu su­reye «Nisbet Suresi» denilir. Çünkü «Bize Rabbini nisbet et», yani onun soyunu söyle diyen bir kimseye cevap olarak Hz. Peygamber böyle demistir.

Bazilari da Tabarani'nin Osman bin Abdurrahman ve Taraifi' nin tankiyla Ebu Hüreyre'den rivayet ettikleri hadisten dolayi bu­na nisbet edildigini söylemislerdir: «Her seyin nisbeti vardir. Al­lah'in nisbeti.de ihlas süresidir». Bu hadis Hafiz îbn Receb'in de­digine göre cidden zayiftir. Nizam'da bu hadisin mevzu oldugu tesbit edilmistir.

Bu sureye «Samed», «Muavvize» suresi de denilir. Çünkü Ne-sei, Bezzar ve Ibn Merduveyh sahih bir senedle Abdullah bin Uneys'ten söyle rivayet ediyorlar: «Allah'in Rasûlü elini gögsümün üzerine koydu ve sonra bana dedi ki: «Söyle!» Fakat ben neyi söy­leyecegimi bilmiyordum. Sonra bana: «De ki: O Allah ehaddir» de­di. Ben bunu söyledim, surenin sonuna kadar. Sonra bana «De ki: Felak'in Rabbine sigindim, yarattiklarinin serrinden» dedi. Ben de bunu surenin sonuna kadar dedim. Sonra bana, «De Id: Nas'in Rabbine sigindim» dedi. Ben de bunu söyledim, surenin sonuna kadar. Bunun Üzerine Allah'in Rasûlü: «Iste böylece Allah'a sigi­nin. Allah'a siginanlar hiçbir zaman bunlar gibi, Allah'in hosuna giden nesnelerle Allah'a siginmanuslardir» dedi.

Bu sureye ayni zamanda «EUMania» Suresi de denilir. Bunun nedeni, îbn Abbas'tan gelen su rivayettir: «Cenab-i Hak, peygam­berine, onu Mirac'a götürdügü zaman: «Sana Ifüas Suresi'ni ver­dim. O, Arsin hazinelerinin zahir'derindendir. O sure ayni zaman­da eUMania Suresi'dir. Çünkü kabrin üzüntülerine mani olur. Ate­sin nefeslerine engeldir».

Fakat zahire göre bu haber sahih degildir. Buna îbn Dureys* in Ebu Umame'den rivayet ettigi haber de ters düsmektedir: «Dört ayet vardir ki Ars'm hazinesinden inmislerdir. O hazineden onlar­dan baskasi inmemistir. Onlardan birisi Ümmülkitab (Fatiha) Su-residir. îkincisi, Bakara Suresi'nin sonuncu ayeti, Üçüncüsü Aye-te'L-Kürsî, dördüncüsü de Kevser Suresi'dir». Bu hadisin hük­mü merfudur. Hatta seyh Ibn Hibban ve Deylemi, bir senedle Ebu Umame'den merfu olarak rivayet etmislerdir .

Bu sureye ayni zamanda «EUMuhder» suresi de denilir. Çün­kü melekler onu dinlemek için hazir bulunurlar. Ayni zamanda «Et-Munfire» Suresi de denilir. Çünkü seytan onu isitti mi kaçar. Ve bu sureye «eUBerae» ismi de veriliyor. Çünkü RasûMî Ekrem bu sureyi okuyan bir kisiyi gördü ve: «Bu kisiye gelince, o sirkten beridir» buyurdu. Alusi, «Bu hadisi rivayet eden herhangi bir kini' seye tesadüf etmedim» diyor.

Ebu Nuaym, Amr bin Merzuk tankiyla Su*be'den, O da Mu-hacir'den sunu rivayet etmistir: «Bir kisiyi dinledim, söyle diyor-, du: «Ben Rasûlullah ile bir seferde sohbette bulundum. RasûUU Ekrem, «Kul Ya Eyyuhel Kâfirun»u okuyan bir kisiyi dinledi. «Bu kisi sirkten beridir» dedi. Baska birisini dinledi, Ihlas Suresi'nI okuyordu. «O affolundu», dedi. Bu hadise göre bu isim EUKâfirun Suresi'nin ismi olur, Ihlas Suresi'nin degil.»

En uygunu, bu isim ona Tirmizi'nin su hadisiyle verilmistir, demektir. Hadis sudur: «Yataginin üzerinde uyumak isteyen bir kimse sag tarafina dönsün. Uyumak üzereyken «Kulhuvellahu eha-di» yüz defa okusun. Allah onun için atesten bir beraet indirir».

Bu sureye ayni zamanda «eUMuzekkire» suresi denilir. Çünkü tevhidin halisini hatirlatir. Bu sureye «Nur Suresi» de denilir. Çün­kü Hz. Peygamber'in su sözü vardir: «Her seyin nuru vardir. Kur'an'm nuru da Ihlas Suresi'dir».

Bu sureye «el-Inzan» Suresi de denilir. Çünkü iman ancak bu suredeki tevhid ile tamamlanir.

Alusi söyle devam ediyor: «Bu isimlerin çogunu Fahreddin Razi zikreder. Bu isimlerin niçin verilmis olduguna dair fiadisler de getirir. Fakat O (Fahreddin Razi, Allah rahmet eylesin) rivayet edilenlerin hallerini bilmek hususunda imam degildir. Onlarin sahtesini dogrusundan ayiramaz. Veya böyle bir seye perva etmez. Eline ne geçerse onu yazar. Siddetli zayif oldugunu bilse dahi ya-nar.»

Bu sure Mekkî'dir. Abdullah bin Mesud, Ata, Ikrime, Mtica-hid, Katade bu görüstedir. Ibn Abbas, Muhammed bin Kâb, Ebul-: Aliye ve Dahhak'a göre ise Medenî'dir. (Bunu El-Bahr kaydetmek­tedir)

Bu surenin ayetleri Mekke ve Sam sayimina göre 5, baska sa­yimlara göre ise 4'dür. Kelimeleri 14, harfleri 47'dir.

Tebbet Suresi'nin sonunda gelmesi Ebü Leheb üzerine özellikle reddiye içindir. Bu surenin fazileti hakkinda birçok hadisler va-rid olmustur. Onlarin bir kismim daha önce zikrettik.

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

(1-4) «(Ey Rasûlüm!) De ki: O Allah...»Bu Ayetlerin Tefsiri

«Ehad» kelimesinden maksat tek demektir. O'nun ne benze­ri ne dengi, ne zevcesi, ne çocugu, ne de ortagi vardir. «Ehad» ke­limesinin asli vahidun'dur. Bazilari «Ehadun, Allah kelimesinin bedelidir: O Allah'dir, O Ehad'dir» demislerdir.

«Es-Samed», bütün ihtiyaçlarda kendisine yönelinen zat de­mektir. (Dahhak, Ibn Abbas'tan böyle rivayet etmistir). Nitekim Cenab-i Hak baska bir ayette, «Sonra size bir zarar dokundugu zaman O'na dönüyor, O'na yalvariyorsunuz» (Nahl: 53) buyurmus­tur. Lügat alimleri «Samed, olaylar ve ihtiyaçlarda basvurulan reis, önder demektir» der. Bir kavilde Samed daimi ve baki olan zat demektir. Zail olmamis ve zail olmayan zat. Bazilari da «Lem yelid ve lem yuled» cümleleri Samed'in tefsiridirler, demistir. Ya­ni Allah Samed'dir, dogurmamis ve dogurulmamistir!

Ubey bin Kâb, «Samed dogmamis ve dogrulmamis demektir. Zira hiçbir canli yoktur ki ölmesin. Hiçbir insan da yoktur ki ma­li öldükten sonra mirasçilara kalmasin» demistir. •

Hz. Ali, Ibn Abbas, Ebu Vail, Sakik bin Seleme ve Süfyan, ((Es-Samed, serefde ve önderligin bütün çesitlerinde efendiligi sa­bit olan kisidir» demislerdir.

Ebu Hureyre, «Herkesten müstagni olan ve herkesin kendisine muhtaç oldugu zat demektir» der.

Süddi, «isteklerde kastedilen, musibetlerde yardimi istenilen zat demektir» der.

Hüseyin bin FadI, «Samed o zati kibriyadir ki diledigini isler ve diledigine hükmeder» demistir.

Mukatil, «O öyle kâmil bir zattir ki onda herhangi bir ayip yoktur» eliyor.

Hasan, Ikrime, Dahhak ve tbn Cübeyr, «Samed, içi olmayan demektir» derler.

Kurtubi, bu sözleri açikladiktan sonra sunu söylüyor: «En sihhatlisi istikakin lehinde sehadet ettigi görüstür ki o da birinci görüstür. Bunu Hattabî söylemistir».

Kurtubi söyle devam ediyor: «Allah'in uzaklastirdigi, mahrum ettigi, makamini cehennem kildigi bir kimse, sureden «kul» (De ki) lâfzim atarak, «Ehad» kelimesini de «Vahid» ile degistirerek, sureyi namazda «Allahu vahid'us-Samed» seklinde okudu. Halk da bunu dinliyordu. Kulhuve'yi böylece iskat ederek, bunun Kur'an' dan olmadigim söylemistir. «Ehad» lâfzini da «vahid» yapmistir.Iddia ediyordu ki dogrusu böyledir. Halkin üzerinde oldugu ise bâtil ve muhaldir. Böylece ayetin mânâsim iptal etmis oluyor.Çünkü tefsir ehli söyle demislerdir. Sirk ehlinin Rasûlullah'a: «BIzim için Rabbini vasiflandir. Acaba o altindan midir, bakirdanmidir, kalaydan midir?» demeleri üzerine onlan reddetmek için Cenab- Hak, «Kulhuvellahu Ehad» ayetini indirdi. Bu nedenle «Huve» kelimesinde «rab» konusunda delâlet vardir. Ve cevabin yeri vardir. «Huve» düsürüldügü zaman ayetin mânâsi iptal olunur. O zaman da Allah'in adina iftira etmek ve Rasûlullah'i yalanlamak mümkün olur!»

Tirmizi, Ubey bin Kâb'tan söyle rivayet ediyor: «Müsrikler ler Allah'in Rasûlü'ne, «Bize rabbini ispat et» dediler. Cenab-i Hak § «Kul huvellahu Ehad Allahu's Samed» ayetlerini indirdi. Samed-I dir, dogmamis ve dogurmamistir. Çünkü doguran her sey ölecek tir. Ölen her seyin mirasi baskasina kalacaktir. Cenab-i Hak ise neî ölür, ne de mirasi kimseye kalir. O'nun için hiç kimse O'na denk î olamaz. Bir benzeri, bir dengi yoktur. Hiçbir sey O'nun gibi ola-mazi»

Ebu'l-Aliye Rasûl-ü Ekrem'den rivayet ediyor: «Peygamber on­larin mabudlanndan bahsetti. Onlar da «Bize rabbini vasfet» dediler. Böylece Cebrail bu sureyi getirdi.»

Derim ki: Bu hadis «Kulhuvellahu Ehadun» lâfzini ispat ediyor.

Samed'in tefsirini de ispat ediyor. Bu daha önce de geçmisti. Ik-rime de bunun benzerini rivayet ediyor.

Ibn Abbas, «Meryem'in dogurdugu gibi Cendb-i Hak dogur-mamistir. Isa'nin dogdugu gibi Cenab-i Hak dogmamistir» der. Bu hiristiyanlann aleyhinde bir reddiyedir. Ve ayni zamanda «Üzeyr Allah'in ogludur» diyen yahudilerin de aleyhinde bir reddiyedir.

«Onun dengi yoktur».

Sürenin Fazileti

Bu surenin fazileti hakkinda gelen hadislerde üç mesele var­dir:

1- Buhari'de Ebu Said el-Hudri'den rivayet edildigine göre, sahabenin biri, «Kul huvellahu ehad»i okuyan, durmadan tekrarla­yan bir kisinin sesini isitti. Sabah oldugunda geldi ve Rasûlullah'a hadiseyi anlatti. O bunu amelde azimsiyordu. Rasûl-ü Ekrem: «Nefsimi elinde tutan zata yemin ederim, O, Kur'an'in üçte birine denktir» buyurdu. Rasûl-ü Ekrem sahabilere: «Herhangi biriniz Kur'an'in üçte birini bir gecede okuyabilir mi?» diye sorunca on­lara bu, gayet agir geldi. «Ey Allah'in Rasülü! Hangimiz buna güç yetirebilir?» dediler. Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem: «Ihlas Suresi, Kur'an'm üçte biridir» buyurdu. (Müslim bu hadisi Ebu Der-da'dan bilmânâ nakletmistir)

Ebu Hureyre, Rasûl-ü Ekrem'in söyle dedigini rivayet ediyor: «Toplanin. Ben size Kur'an'm üçte birini okuyacagim». Sahabiler toplandilar. Sonra Rasûl-ü Ekrem, «Kulhüvellahü ehadn okudu, sonra da odasina çekildi. Sahabilerin biri digerine «Bu, gökten ge­len bir haberdir» kanaatindeyim» dedi: «Iste onu tekrar odasina götüren de budur»% Sonra Rasûl-ü Ekrem gelerek: «Ben size Kur', an'in üçte birini okuyacagim diye va'detmistim. Dikkat edin! Ihlas Suresi Kur'an'm üçte birine denktir» buyurdu!

Bazi alimler, «Üçte birine denk olmasi «Samed» ismi içindir. Çünkü bu, baska bir surede yoktur. «Ehad» ismi de öyledir» de­mislerdir. Bazilari, «Kur'an üç kisim olarak inmistir. Bir kisim ahkâmdir, digeri va'du vaid'dir. Üçüncüsü de isimler ve sifatlar­dir» demistir. Ihlas Suresi isimler ve sifatlan derlemistir. Onun için Kur'an'm üçte birine denktir. Bu tevile Sahihi Müslim'de bu­lunan ve Ebu Derda'mn Rasûl-ü Ekrem'den rivayet ettigi hadis de delâlet etmektedir. Hadis sudur: «Allah Kur'an'i üçe taksim et-mistir: Kulhüvellahüehad, Kur'an'm parçalarindan biridir». Bu hadis bu hususta delildir. Iste böylece bu sureye ihlas suresi de­nilmistir. ;

2- Müslim, Hz. Aise'den söyle rivayet ediyor: Peygamber bir grup akinciya bir kisiyi kumandan tayin etti. Onlara namazlarinda okuyor, her okuyusunu da «Kulhüvellah» ile tamamliyordu. Onlar dönüp geldiklerinde Rasûlullah'a hadiseyi söylediler. Rasûl-ü Ek­rem: «Ondan sorun, niçin böyle yapiyordu?» dedi. Sordular. O da: «Bu Rahmanimin sifatidir. Ben o sifati okumak istiyorum» de­di.

Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem: «Ona haber verin. Allah da kendisini seviyor» buyurdu.

Îbn'iil-Arabi, «Bu icraat, bir sureyi her rekâHa tekrar etmenin caiz olduguna delildir. Ben «Esbat» kapisina yakin bir yerde bir imam gördüm. Yirmisekiz imamdan biriydi. Orada, ramazanda, Türklerin önünde teravin namazini kildiriyordu. Her rekatta Fa­tiha Suresi ile Ihlas Suresi'ni okuyordu. Böylece namazi tamam­liyordu. Bunu da tahfif için yapiyordu. Ayrica kulhüvellahu'nun faziletini de isteyerek bunu yapiyordu» diyor.

Ramazan'da hatim ile teravih kildirmak sünnet degildir.

Kurtubi bunlari söyledikten sonra, «Bu, Imam Malik'in kesin görüsüdür. Zira Imam Malik, Kur'an'i mescidlerde hatmetmek sünnet degildir» buyurmustur» der.

3- Tirmizi, Enes bin Malik'ten söyle rivayet ediyor: «Rasû-lullah ile beraber geliyorduk, thlas Suresi'ni okuyan bir kisinin se­sini duydu. Ve «Vacib oldu» dedi. Ben: «Ne vacib oldu ya Rasûlel-lah?» diye sordum. «Cennet ona vacib oldu» buyurdular. Bu ha­dis hasen sahih'tir.

Tirmizi'de «hasen-garibtir» diye tarif edilmistir.

Ebu Muhammed Darimi'nin Sünen'inde Enes îbn Malik'ten söyle rivayet edilmsitir. Allah'in Rasûlü: Kim Ihlas Suresi'ni okursa o kimsenin elli senelik günahi affolunur» buyurdu.

Bir kisi fakirlikten Hz. Peygamber'e sikayette bulundu. Hz. Peygamber ona: «Eve girdigin zaman orada kimse varsa se­lâm ver. Kimse yoksa bana selâm ver ve «kulhüvellahu ehad'i bir defa oku. Kisi bunu yapti ini Cenab-i Hak ona bol nztk verir ve komsulari bile kendisine yardimda bulunurlar» dedi.

Enes der ki «Biz Rasûlullah ile beraber Tebük'te bulunuyor, duk. Günes bembeyaz, bemberrak çikti. Isigi vardi, nuru vardi. Es­kiden böyle çiktigim hiç görmemistim. Cebrail geldi. Rasûl-Û Eh. rem Cebrail'e: «Ey Cebrail! Günesi böyle piril piril parlar halde niçin görüyorum? Ben böyle bir sey görmemistim, daha önce» de­di. Cebrail: «Onun sebebi sudur: Muaviye bin Muaviye el-Leysi Me­dine'de bugün,vefat etti. Allah yetmis bin melek gönderdi. Onun üzerine namaz kiliyorlar» dedi.

Rasûlü Ekrem: «Niçin bu böyle olmustur?» deyince Cebrail: «O thlas Suresi'ni çokça okurdu. Yürürken, ayakta iken, oturur­ken okurdu» buyurdu. Sonra «Ey Allah'in RasûUü yeri kabzede-yim (düreyim) mi? Sen onun üzerinde namaz kilacak misin?» de­di. RasûUü Ekrem «evet» dedi. Böylece RasûUü Ekrem onun üze­rine cenaze namazini kildi, sonra döndü» (Salebi).

******************************

Kevser Suresi

Meal

Rahman ve Rahim olan Allah'in adiyla

1- (Ey Rasûlüm!) Kuskusuz ki biz sana Kevser'i (sayisiz nimeti) verdik.

2- öyle ise Rabbin için namaz kil ve kurban kes!

3- Muhakkak ki sana bugzeden, asil soyu kesilmisin tâ kendisidir.

Gîrîs

Mekke Dönemi'nde nazil olmustur. 3 ayettir.

El-Bukai'nin dedigi gibi bu sureye ayni zamanda Nahr Suresi de denir. Ibn Abbas'a göre Mekkî'dir. Hasan'a göre Medenî'dir. Suyuti, îtkan'da bu son sözü daha çok tasvip etmektedir. îmam Nevevi de bunu tercih eder. Nitekim îmam Ahmed, Nesei, Ebu Davut ve Beyhaki'nin, Enes bin Malik'ten rivayet ettikleri bir ha­dis vardir: Rasûl-ü Ekrem bir ara uyukladi. Basini tebessüm ede­rek kaldirdi ve «Su anda benim üzerime bir sure indi» buyurdu. Bunu söyedikten sonra Kevser Suresi'ni sonuna kadar okudu.

Enes bin Malik ensarhdir ve Medinelidir. Bu hadiseyi rivayet ettigine göre olay Medine'de cereyan etmistir.

Bu surenin sebebi nüzulü hakkinda zikredilen haberler bir kisminin Mekkî, bir kisminin da Medenî oldugunu haber vermek­tedir. Iste bunun için durum müsküldür. Fakat Haffacî, Beyzavi üzerindeki Sihab hasiyesinde, «Bu hususta müstakil kitap yazan­lar vardir. Orada bu surenin iki kez indigini tesbit etmislerdir» diyor. O zaman müskülat ortadan kalkar.

Ayetleri ittifakla 3, kelimeleri 10, harfleri 42'dir.

Kur'an-i Kerim'de Kevser Suresi'nden ayeti daha az olan bir sure yoktur. Hatta bunun Kur'an'in en kisa suresi oldugunu da belirtmislerdir.

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

(1-3) «(Ey Rasûlüm!) Kuskusuz ki biz sana...»Bu Ayetlerin Tefsiri

«Kevser», adedi, kiymeti, manevi fazileti çok olan sey demek­tir. Süfyan; Oglu ticaretten dönen bir ihtiyar kadindan soruldu: «Oglun ne getirdi?» O da: «Kevser getirdi»; yani çok mal getirdi, demek istedi» diyor.

Erkeklerden bas olup da çok hayr isleyen kimseye «kevser» denilmistir. Arkadaslarin çokluguna da «kevser» denir.

Rasûlullah'a Verilen Kevser'den Maksat Nedir?


Tevil ehli Rasûlullah'a verilen kevser hakkinda ihtilaf etmis, lerdir ve onalti tefsir ortaya atilmistir:

1- Cennette bir nehrin adidir. (Bühari, Enes, Tirmizi)

2- Hasr'da Rasûlullah'a verilen bir havuzdur. (Ata)

3- Kevser peygamberlik ve kitaptir. (Ikrime)

4- Kevser Kur'andir.

5- Kevser Islâm dinidir. (Mugire)

6 - Kevser Kur'an'i kolaylastirmaktir! Seriatlari tahlif et mektir. (Hüseyin bin Fadl)

7- Kevser arkadaslarin, ümmetin ve yardimcilarin çoklugu­dur. (Ebubekir bin Ayyas)

8- Kevser müsiüman kardesini kendi nefsine tercih etmek­tir. (Ibn Keysan).

9- Kevser Hz. Muhammed'in saninin yüceligidir. (Maverdi)

10- Kevser senin kalbinde bir nurdur. Seni bana muttali kilar, benden baskasindan da alikoyar. Sefaat ta bundandir.

11- Kevser Allah'tan gelen mucizelerdir ki onunla icabet üm­meti hidayet bulmustur. (Sa'lebi)

12- Kevser «Lailaheillellah Muhammedun Rasûlullah'tir».

13- Bazilarina göre «dinde fikihtir». (Hilal bin Nisar)

14- Kevser büyük emir demektir.

15- Kevser Makami Mahmud'dur.

16- Rasûlullah'in sifatindan olan birçok faziletlerdir.

EI-Bahr'da «cennette bir nehirdir» görüsü ile «hayri kesirdir» görüsü tasrih edilmistir.

Mahserdeki havuz, mizan ve köprüden öncedir. Bazilari «Cen­net yapisina yakin oldugu halde mizan ve köprüden sonradir. Oraya ümmeti Muhammed'den gelenler doldurulur. Aralarinda zulüm varsa onlarinki verilir» demistir.

Bazilari, «Dünya arazileri üzerinde degil de onun yerine ge­len arazi üzerindedir» demistir.

Bazilari, «RasûUü Ekrem'in iki havuzu vardir; Biri köprüden Önce, biri de sonradir. Her ikisine de kevser denilmistir}) der. Fa­kat en sihhatlisiKüCeuser cennettedir» sözüdür. Onun suyu bolca akmaktadir, onun için de ona «kevser» denilmistir. Kevser'in verilmesi sadece Rasûl-ü Ekrem'in özelligi degildir. O, bütün pey­gamberlere verilecektir. Fakat bütün peygamberlerin kevser ha­vuzlarina inanmak vacib degildir. Fakat Rasûl-ü Ekrem'e verilen havuza inanmak ise vacibtir. Tabii bu ehli sünnet katmdadir. Mu­tezile alimleri bunu da inkâr etmektedirler.

Rasûl-ü Ekrem'e verilene iman etmek vacibtir; çünkü hadis­ler mütevatir noktasina varmislardir. Ama diger peygamberler hakkindaki hadisler böyle degildir. Onlar ahadî hadislerdir. Hatta o hadislerden birtakimlari sihhatli bile degildir.

«Namazi kil»; yani senin boynuna farz olan namazi kil (Ka-tade ve Ibn Abbas'tan).

Katade, Ata ve îkrime, «Rabbin için namazi kil; yani kurban bayraminin namazim kil», demek oldugunu söylediler.

maksat kurban kes demektir. Enes der ki: «Ra-sûl-ü Ekrem önce kurban keser, sonra namaz kilardi». Zira bura­da önce namaz kilma, sonra kurban kesme emri verildi.

Said bin Cübeyr, «Rabbin için farz olan sabah namazini Müz-delife'de kil. Kurbanim Mina'da kes demektir» der.

Said bin Cübeyr, «Bu ayet Hudeybiye zamaninda nazil oldu. Rasûlullah'in Kabe'yi ziyaret etmesine mani oldular. Allah Hudey-biye'de namaz kilip kurbanlarim kesmelerini emretti. O da öyle yapti ve gitti» diyor.

Ebu Salih, Ibn Abbas'tan söyle naklediyor: «Kurban keserken kibleye yönel demektir». (Ferra, Kelbi, Ebu'l-Ahves)

Cenab-i Hak, «Sana verecegiz» yerine «Sana verdik» tabirini kullaniyor. Bu tabirin kullanilmasi bu nimetin mutlaka tahakkuk edecegine, vermenin de büyüklügüne isaret etmektedir. Ve ayrica bu, gözetilen bir emirdir, yerine getirilinceye kadar da terkedil-mez. Sen daha yokken senin saadet sebeplerini hazirladik. Sen var olduktan, ubudiyetle mesgul olduktan sonra seni ihmal etme­yiz, unutmayiz.

«Ebter» zürriyetsiz, soyu sopu kalmayan kisi veya arkasinda zikredilecek hayirli bir isi olmayan kimse demektir. Rasûlullah'a bugzeden As bin VaiTdir. Araplar erkek ve kiz çocuklari, dogduk­tan sonra ölüp giderlerse, ona «ebter» derlerdi. As, Rasûluüahln yaninda durarak onunla konustu. Kureys ileri gelenlerinden bir grup, As'a, «Sen kiminle beraber durmustun?» deyince As, «O, Eb-ter'le beraber durmustum» dedi. Bu hadiseden Önce Rasülullah'in «Abdullah» adli oglu ölmüstü. Bu, Hz. Hatice'den dogmustu. Ce-nab'i Hak o zaman bu ayeti nazil etti: «Sana bugzeden As bin Vail asil ebter'dir». Yani onun dünyadan, hayirdan zikri kesile­cektir.

Ikrime, tbn Abbas'tan rivayet ediyor: «Cahiliyet döneminde insanlarin oglu ölürse, «falan adam ebter oldu» derlerdi. RasuUü Ekrem'in oglu îbrahim vefat ettigi zaman Ebu Cehil, arkadasla­rina çikip «Muhammed ebter kaldi» dedi. Yani Ebu Cehil bu ha­disenin oldugunu Medine'de isitmistir. Bu hadise olduktan bir müddet sonra bunu söylemistir. Yoksa Ebu Cehil, Mekke'de, Ib­rahim ise Medine'de dogmus ve ölmüslerdir.

Bazilari, «Allah Peygambere vahyettiginde, onun da Kureys'i imana davet ettigi zaman Kureysliler: «Muhammed bizden ayni. di, bize muhalefet etti» mânâsina gelen «Inbetere» fiilini kullandi-Iar. Bunun üzerine Cenab-i Hak «onlar mebturdurlar»; yani mu­halefeti onlar yapti buyurdu. (îkrime, Sehr bin Havseb)

Lügat ehli «Ebter çocugu olmayan erkek demektir» derler. Diger canlilar içinde kuyrugu olmayan hayvana denir. Bu ayetten anlasildigina göre kizlarin çocuklari da kisinin zürriyetindendir. Bu, birçok alim tarafindan da böyle kabul edilmistir. Bu mesele iman etmezden önce Rasûlullah'tan bugzeden büyük sahabiler ile müskül olamaz. Çünkü Rasûl-ü Ekrem onlarin katinda nefislerin­den daha sevimli, ruhundan daha azizdi. Ve bu sahabiler eb­ter olamazlar, çünkü Rasûlullah'in bugzu onlarin boynunda kal­mamistir. Zira ebteriyet bugzun sebebiyet verdigi bir durum­dur.

*********************************

Insirah Suresi

Giris

Mekke Dönemi'nde nazil olmustur. 8 ayettir.

Bu sureye ayni zamanda «Suretu Serh» adi verilmektedir. Bu sure Ibn Zübeyr ve Hz. Aise'den rivayet edildigine göre Mekki'dir. Bunu Ibn Dureys, Nuhas, Beyhaki ve îbn Merduveyh Ibn Abbas' tan da rivayet etmislerdir. Ibn Abbas'in diger bir rivayetinde «Bu sure Duha'dan sonra nazil olmustum eki vardir. El-Bukai «Bu su­re Ibn Abbas nezdinde Medenî'dir» diye iddia eder. Zira «Gerçek­ten her zorlukla beraber kolaylik vardir. Kesinlikle her zorlukla beraber bir kolaylik vardir» ayeti ona göre Medine'de nazil olmus­tur.

Surenin ayetleri ittifakla sekiz, harfleri 103, kelimeleri 27'dir.

Duha Suresi'yle siki bir baglüügi vardir. Hatta Tavus ve Ömer bin Abdulaziz'den gelen rivayete göre «ilcisi bir suredir» demisler ve ikisini beraber bir rekâtta okuyarak aralarinda besmele getir­memislerdir. Tabersi'nin rivayet ettigine göre sü alimleri de bu görüstedir.
Imam Pahreddin Razî der ki: «Iki surenin bir su. re oldugu söylenmektedir. Nitekim «Senin gögsünü serhetmedik mi» ayetini «seni yetim olarak bulmadik mi» ayeti üzerine atfediyortar. Fakat durum hiç de böyle degildir. Çünkü birincisi, Rasû-lullah'm kâfirlerin eziyetinden üzüntüye garkolmast halinde nazil olmustur. Bu hal ise siddet ve darlik haliydi. Ikinci ayet ise, nazil oldugu zamanda Rasûlullah'in kalbi sevinçli olmasi gerekir. O hal­de bu iki sey nasil bir araya gelir?» Fakat îmam'in görüsünde na­zar vardir. Böyle bir sey dirayetle degil ancak rivayetle tesbit edi­lebilir. Tevatüre göre bunlar iki suredir ve aralarindaki besmele fasli da bunu tesbit eder. Ancak onlar manen birbirlerine bagli­dirlar. Buna da Ibn Ebi Hatim'in rivayet ettigi Isra hadisindeki durum delâlet etmektedir. Allah, Rasûlü'ne: «Ya Muhammed, seni yetim olarak bulmadim mi? Seki barindirdim, seni dal olarak bul­dum, hidayet ettim. Fakir olarak buldum, zengin kildim ve senin gögsünü açtim. Senin günahini sildim. Senin zikrini yücelttim. Ben nerede zikredilirsem sen de benimle beraber zikredilirsin» buyur­mustur.

Meal

Rahman ve Rahim olan Allah'in adiyla

1 - (Ey Rasülüm!) Senin gögsünü genisletmedik mi?

2- Ve senin yükünü üzerinden atmadik mi?

3- o yük ki belini bükmüstü.

4- Senin nâmini dahi yükseltmedik mi?

5- Kuskusuz ki her zorlugun beraberinde bir kolaylik vardir.

6 - Muhakkak ki her zorlugun yaninda bir kolaylik vardir.

7- O halde mesgul olmadigin zaman kalk (Rabbine yal­var da) yorul!

8- Ve yalnizca Rabbina niyaz et!


Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

(1-8) «(Ey Rasûlüm!) Senin gögsünü...» Bu Ayetlerin Tefsiri

«Nesrah» fiili serh kökünden gelir. Serh'in esas mânâsi ge­nisliktir. Fakat izah mânâsinda kullanilmasi da yaygindir. Kitabin serhi, onun izahi demektir. Zira bir seyin genisligi onun iç kismi­ni izah etmesi gerekir.

Gögsün serhi onu açmaktir. Yani gögsünü Islâm'a açmadik mi? îbn Abbas'tan yumusatmak mânâsina geldigi rivayet edilmis, tir. Yani senin kalbini açip yumusatmadik mi? Hasan Basri «Gög­sün serhedilmesi hikmet ve ilimle doldurulmasi demektir» der.

Enes bin Malik, Malik bin Sâsâa'dan söyle rivayet ediyor: Al­lah'in Rasûlü buyurdu: «Ben uyku ile uyaniklik arasinda oldugum bir devrede Beyt'in yaninda bulunuyordum. Baktim biri: «O üç ki­siden biri» diyor. Böylece altindan bir legen getirdiler. Orada zem­zem suyu da vardi. Benim gögsümü açtilar, suraya kadar».

Katade, «Neyi kastediyor acaba RasûUü Ekrem?» diye sormus­tur. Nitekim hadisin ravisi, «Karninin altina kadarki noktayi kas­tediyor. Yani gögsünün açilmasi oraya kadar olmustu» der. Ra-sûl-ü Ekrem devam etti: «Kalbim çikartildi. Zemzem suyuyla yukandi. Sonra yerine kondu. Sonra iman ve hikmetle doldurulup örtüldü».

Bu hadiste bir olay anlatilmaktadir. Yani Hz. Peygamber bir ameliyat geçirmistir. Tabii bu manevi bir ameliyattir. Böylece «Elem Nesrahain mânâsi, kesinlikle biz serhettik, demektir. Bunun delili de «Ve senden yükünü indirmedik mi?» seklindeki üçüncü ayettir.

«Vizr» kelimesi günah demektir. Yani senin günahim senden sildik. Ibn Mesud, «Senden yükünü çözüp indirdik demektir» der. Bu tipki «Bundan dolayi Allah senin geçmis ve gelecek günah­larini bagislayip üzerindeki nimeti tamamlayacak» ayeti gibidir. (Fetih: 2)

Müfessirler der ki: Bütün bunlar Peygamber olmazdan önce cereyan eden hadiselerdir. Yani senden, cahiliyet emrinden içinde bulundurdugunu attik! Çünkü Hz. Peygamber kavminin birçok adetlerini yasiyordu. Putlara tapmadi. Fakat onlarin adetleri üze­rinde idi.

Katade, Hasan ve Dahhak, «RasûLü Ekrem'e agirlik yapacak günahlari vardi. Cenao-i Hak hepsine sünger çekti, onlari affetti» demislerdir.

«Enkada» fiili agirlik yapti, demektir. Peygamberlerin günah­lari bu agirlikla ancak su noktadan ötürü vasiflandirilmistir: Pey­gamberler affedilmelerine ragmen günahlari için siddetli ihtimam, siddetli pismanlik ve siddetli hasret gösterirlerdi.

Abdulaziz bin Yahya ve Ebu Ubeyde, «Senden peygamberlik agirligini tahfif ettik. Sana artik agir gelmez» demektir, demis­lerdir. Rasûl-ü Ekrem'e baslangiçta vahy çok agir geliyordu. Hat­ta neredeyse nefsini yüksek tepelerin basindan asagi atmak istiyordu. Sonunda Cebrail geldi, kendisini ona gösterdi ve aklim ka­rismistir korkusunu ondan izale etti.

«Senin sanini yükselttik» ayeti üzerine Mücahid «Ezanla yük­selttik demektir» demistir. Dahhak, Ibn Abbas'tan söyle rivayet eder. Ibn Abbase diyor ki: «Cenab-i Hak Peygamberine, benim zik-redildigim yerde, ezanda, kamette, tesehhüdde, cuma günü min­berler üzerinde, zikir ve kurban bayramlarinda, tesrik günlerinde, | Arefe günlerinde, Cemrelere tas atildigi zaman Safa ve Merve'de sen de benimle birlikte zikredilirsin. Benim ismimi anan seni de anar. Mesela cuma hutbesinde, yeryüzünün dogusunda ve batisin­da, ben nerede anilirsam sen de anilirsin.»

Bir Hüküm

Hayati boyunca Allah'a ibadet eden, cennet ve cehennemi tas­dik eden, her iyiligi yapan bir kimse bütün bunlara ragmen «Mu. hammed Allah'in Rasûlü'dür» demezse yaptiklarinin hiçbir yara­rini görmez ve kâfir olur.

Bazilari; «Senin zikrini ilan ettik. Seni daha önce peygamber­ler üzerinde inen kitaplarda bahis konusu yaptik. O peygamberlere senin müjdem vermelerini emrettik. Hiçbir din yoktur ki senin dinin ona galib gelmesin» demistir.

Bazilari da «Ayetin mânâsi, senin zikrini melekler katinda ve semada yücelttik. Yeryüzünde ve müminler katinda yücelttik. Ahi-rette de sana verecegimiz Makami Mahmud ve kerim dereoslerle senin zikrini yücelttik demektir» demislerdir.

«Yusr», darlik ve siddettir. «Usr» ise genislik ve zenginliktir. Bu cümle iki kez tekrar edilmistir ve ikincisi birincisinin tekididir. Mesela biri, çocugunu eline kötü bir sey aldigim görünce «at, at»der. Birini istiyorsa «acele gel, acele gel» der. Nitekim Cenab-i Hak da Kur'an'inda, «Hayir, ileride bileceksiniz. Sonra yine hayir ileri­de bileceksiniz» (Tekasür: 3) buyurur.

Araplar arasinda bir kaide vardir. Onlar bir lâfzi marife ola­rak tekrar ederlerse o birinci lâfzin aynisidir. Mesela burada el-Usr, birinci el-Usr lâfzinin aynisidir. Fakat Cenab-i Hak bir keli­meyi nekre olarak tekrar ederse birincinin mânâsi ayri ikincinin mânâsi da ayri olur. Buradaki Yusren kelimesi gibi. Bunun için Ibn Abbas bir hadisi kudsiyi su sekilde naklediyor: «Ben bir tek usr (zorluk), iki yusr (iki kolaylik) yarattim. Hiçbir zaman bir zorluk iki kolayliga galip gelemez».

Bu sure hakkinda Hz. Peygamber'den gelen bir hadiste «Hiç­bir zaman bir usr iki yusru maglûp etmez» buyurulmustür.

Cürcani'nin de içinde bulundugu bir cemaat, «Bir sey marife ola­rak tekrar edilirse ikincisi birincisinin aynisidir. Nekre olarak tek­rar edilirse ayri ayridir» sözü yerinde bir söz degildir. Nitekim «in. ne mealfarisi seyfen inne mealfarisi seyfen» (Kesinlikle binicinin yaninda bir kiliç var, kesinlikle binicinin yaninda bir kiliç var) buyurulmustür. Bu kaideye bakilirsa burada binici bir kisidir. Fa­kat kiliçlar ikidir. Fakat en dogrusu söyle söylemektir: Allah Mu-hammed'i fakir olarak gönderdi. Müsrikler fakirligi sebebiyle onunla alay ettiler. Cenab-i Hak ona zenginlik va'detmek suretiyle çetinlikle beraber yusr va'detti. Yani onlarin ayiplamalarindan üzülme. Çünkü bu zorlugu mutlaka dünyada bir kolaylik takip ede­cektir. Cenab-i Hak, Rasûlü'ne va'dettigini de verdi. Çünkü Pey­gamber ölmezden önce Hicaz ve Yemen fethedilmisti. Peygamber' in eline çok ganimet geçmisti. Hatta ikiyüz deveyi bir kisiye verebi-lecek kadar zengindi. Bu lütuf dünya emrindendir. Her ne kadar Rasûl-ü Ekrem'e mahsussa da ümmetinin bir kismi da buna girmis­tir. Ikinci «Kesinlikle zorlukla beraber kolaylik vardir» cümlesi ahlrete aittir. Bunun müstakil bir cümle oldugunun delili sudur:

Ne basinda «fa» var ne âe^vau» veya ne de bir atif harfi. Bu, bütün müminler için bir va'ddir. Hiçbir mümin bunun haricinde degil­dir. Yani dünyada müminler için olan sikinti ahirette kesinlikle kolaylik olur.

Bazan da dünya ve ahiret kolayligi bir arada bulunur. «Bir zorluk iki kolayligi maglûp etmez» seklindeki hadis de buna ham­ledilir.

Bazilari «Usr'dan maksat müsriklerin Rasûl-ü Ekrem'i Mekke* den çikarmalari, yusr'dan maksat da Rasûl-ü Ekrem'in fetihle be* raber onbin kisiyle izzet ve serefle Mekke'ye girmesidir» demis­lerdir.

Yedinci ayet hakkinda Ibn Abbas ve Katade sunu söylüyor: «Sen namazindan farig oldugunda duada ve Allah'tan istemek hu­susunda çok çok dua et, çokça iste!».

îbn Mesud, «Farz vazifelerini bitirdikten sonra gecenin sün­netlerine katil demektir» dedi. Kelbi, «Peygamberligi teblig ettik­ten sonra, hem günahin için hem de mümin erkekler ve mümin kadinlar için af talebinde bulun demektir» der. Hasan ve Katade, «Düsmanla savasmaktan kurtulduktan sonra Rabbinin ibadetine koyul demektir» demislerdir. Mücahid, «Dünyadaki isini bitirdik-ten sonra namazina devam et» demek oldugunu söyler. Cüneydi Bagdadi, «Mahlûkun emrinden farig oldugun zaman hakkin iba­detine dal demektir» der. Siilerden bazilari kelimeyi «Fensib» sek­linde okumustur. Yani peygamberlik vazifen tamam olduktan son­ra Ali'yi imamete, ümmetin basina getir! Halbuki ayette mefulun hususiyetine dair bir delil yoktur. Zira sünnî bir kimse de «Fensib» okundugu zaman mefulu Ebubekir olarak takdir, edebilir. Allah cümlemizi, körü körüne taassubtan muhafaza eylesin! (Amin)
rana
Yeni Üye
Yeni Üye
 
Mesajlar: 3
Kayıt: 25 Ağu 2007, 23:00
Konum: istanbul

Reklam

Re: Felah Surelerinin Tefsiri...

Mesajgönderen beria » 05 Ara 2007, 11:32

itiraf edeyim yazıyı okumadım...neki bu arşiv mahiyetli mi, bilgilendirmek amaçlı mı koyulmuş...
yalnız bi şey dikkatimi çekti göz atarken "sihrin hangi kısmı haramdır" şeklinde, belki okusam cevabı bulurdum da, ne yani sihri helal kılan durumlar mı varda gizli bir iltifat sunulmuş , haram kısmı varsa helal kısmı da vardır şeklinde düşünülmüyor mu...bi aydınlatabilirmisiniz...
beria
Özel Üye
Özel Üye
 
Mesajlar: 535
Kayıt: 19 Eki 2007, 23:00
Konum: konya

Re: Felah Surelerinin Tefsiri...

Mesajgönderen TuAnA » 05 Ara 2007, 13:09

ABLA BENİMDE ORASI DİKKATİMİ ÇEKTİ VE ŞİMDİ OKUDUM DA O BAŞLIĞIN ALTINDA YAZAN ŞEY BAŞLIKLA ALAKASIZ YANİ BEN Bİ ALAKA BULAMADIM SİHRİN HANGİ KISMI HARAM YA DA HELAL BELİRTİLMEMİŞ KONUSU BİLE GEÇMEMİŞ HATTA BİLGİLENDİRİYİM DEDİM SELAMETLE
Zindandan Dışarı Giden Tek Yol; RüYa
TuAnA
Özel Üye
Özel Üye
 
Mesajlar: 1165
Kayıt: 06 Şub 2007, 00:00
Konum: SULTANAHMET


Dön Kur'an Tefsiri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir