abu_hayat » 11 Oca 2007, 20:35
Efendimiz zamanında, Åžam’da o asrın nadir yetiÅŸtirdiÄŸi Yahudi ulemasından bir haham var idi. Bin sure ve bir suresi bin ayetten ibaret, H.z. Musa’ya nazil olan Tevrat’ı Åžerifi bir cumartesi günü mabetlerinde okurken, Tevrat’ın dört yerinde Efendimizin İsmi Celilerini okur ve okuduktan sonra Efendimize hasedinden, hıyanetinden ve düşmanlığından, Efendimizin ismi celilini görmemek için yazan sayfaları yırtıp çıkartır.Ertesi hafta aynı gün Tevrat’ı Åžerifi okurken Tevrat’ın sekiz yerinde Efendimizin methini görür.Yine aynı sayfaları yerinden yırtıp atar. Üçüncü hafta Tevrat’ı okurken, Cenabı Hakkın Resul’ü nün on iki yerde övdüğünü görünce tefekküre varıp insafa gelir.O anda kalbi MUHAMMED nuru ile dolup, iman ÅŸulesi kalbinde yanmaya baÅŸlar ve Medine’ye gitmeye karar verir.Bir baÅŸka hahama “Medine ne taraftadır? Tarif eder misin?” diye sorar.DiÄŸer haham: “Aman ne yapıyorsun. O ÅŸehre sakın gitme.Orda bir sihirbaz vardır.Sihri ile alemi kendine aşık etmiÅŸtir.Korkarım ki seni de sihri ile celb etmesin” der. Kalbine Ahmed nuru tulu eden haham “Sus. Halt etme.İşler senin dediÄŸin gibi deÄŸildir.” Diyerek yoluna devam eder. Medine yolunu baÅŸka bir zattan öğrenip, Kalbi Muhammed aÅŸkı ile yanarak, gözlerinden yaÅŸlar dökerek, yemeyi ve içmeyi unutarak yoluna devam eder. Medine ÅŸehrine geldiÄŸi vakit, güzellikte biraz Efendimize benzeyen Selman Farisi’ye rastlar.“Ey efendi, ben garibim. Beni mahbubu Huda, ÅŸefii ruzi ceza, Melcei fukara olan ahir zaman nebisine götürür müsün” diye rica da bulunur. Selman Farisi r.a. “gel benimle” diyerek alıp Ravza-ı Åžerife doÄŸru götürür. Halbuki Efendimiz hak aleme göç edeli dört gün olmuÅŸtur. Medine matem içindedir.Selman bu haberi o zata bildirmemiÅŸtir. Gözlerinden yaÅŸlar dökülür.O zat da MUHAMMED aÅŸkı ile aÄŸlıyordur.Her ikisi aÄŸlayarak Ravza-ı Åžerif'e varırlar.Selman Farisi:"Ey MUHAMMED cemaline aşık! O senin didarını özleyip görmek için geldiÄŸin zat ki, Habibi Mevla Hazretleri MUHAMMED MUSTAFA bundan dört gün evvel ALLAH'ın emri ile ahirete göç edip bizleri öksüz ve yetim bıraktılar." der. Bunları duyunca Efendimize aşık olan zat mahzun bir feryad ile "Ey efendi! Onu nasip olup göremedim.Sen gördün mü?Meclisinde oturdun mu?Sesini iÅŸittin mi?" der.Selman "Evet.Onun cemalini gördüm.Meclisinde oturdum.Ben Onun ehli beytindenim" der ve Efendimizin kabrine varırlar.Orada bulunan ashab ile feryadı figan ederek Nebiye salatu selam ederler.Åžamdan gelen o zatı muhterem "Ey nas 'İçinizde ahir zaman Resulüne akraba olan kimse yok mudur?" der. İmam ALİ ortaya çıkar ve " Ben onun emmi oÄŸluyum, varisiyim, muhterem kerimesi hala nikahımdadır" cevabını verir. O zat " Ey Resulullah’ın yakını bana O habibden haber ver" der. H.z. Ali Resulden haber vermesi üzerine o zat başından geçen olayı anlatır. " Vallahi ve Billahi iÅŸte benim Tevrat'ı Åžerif'in yirmi dört yerinde methini gördüğüm ahir zaman Peygamberi H.z. MUHAMMED MUSTAFA ÅŸeksiz şüphesiz budur" dedikten sonra "Sizden rica ederim acaba bu Resulün mübarek vücudu ÅŸeriflerini mesh eyleyen elbiseleri yok mudur? Onu koklayayım hiç olmazsa kokusunu ondan duyayım" der. H.z. Ali " Ya Selman evden Resulün mübarek hırkasını al da getir" buyurur. Selman Efendimizin hırkasını alıp ravzaya getirir. H.z. Ebu Bekir, H.z. Ömer, H.z. Osman ve H.z. Ali r.a. Hırka-ı Saadeti sıra ile alıp yüzlerine, gözlerine sürerler. O zat da hırkayı alıp yüzüne gözüne sürer ve o an Resulün kabrine karşı durup ÅŸehadet parmağını kaldırarak "EÅžHEDÜ EN LA İLAHE İLLALLAH VE EÅžHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH" der ve ÅŸiddetle aÄŸlamaya baÅŸlar. Daha sonra emin bi tavırla " YA RAB Sen büyüksün, Erhamerrahimsin.EÄŸer benim sana ve Habibi Ekremine olan imanımı ve tasdikimi kabul buyurdun ise bu kulunu bundan böyle yaÅŸatma. Habibi Ekremin kabri Åžerifi huzurunda Ruhumu kabz eyle" der ve hemen bir kere ALLAH deyip secdeye varır.Bir de bakarlar ki orada can vermiÅŸ ruhu cennete hasıl olmuÅŸ.....