Bir seyyâhın hatırâtından:
Bugün kendi eşyamla, yol arkadaşım olan eski bir Macar zâbitinin eşyasını taşımak için, bir köylünün arabasını kiraladım.
Buralarda yatağın hayali bile mevcut olmadığı için, gece üstüne uzanmak üzere biraz kuru ot satın almak isteyince, son derece nazik bir Türk, bana refâkat teklifinde bulundu. Arabasını kiraladığım köylü de öküzlerini koşumdan çıkarıp, bizi bütün eşyamızla beraber sokağın ortasında bıraktı. Sandıklar, portmantolar, denkler, paltolar, kürkler, atkılar hep açıktaydı. Ben onun uzaklaştığını görünce dedim ki:
- "Burada birisi kalmalı!.." Yanımdaki Türk hayretle sordu:
- Niçin?
- Eşyalarımızı beklemek için.
- "A!.. Ne lüzûmu var. Eşyâlarınız bir hafta burada kalsa bile, dokunan olmaz.
Ben bu sözü kabûl ettim ve döndüğümde her şeyi yerli yerinde buldum.
Şu noktayı da unutmamalı ki, o sırada İslâm askerleri bile mütemadiyen gelip geçmekteydi. Bu vak'a bütün Londra kiliselerinin kürsülerinden Hıristiyanlara ilân edilmelidir; içlerinden bâzıları rüyâ gördüklerini zannedecek-lerdir. Artık uykularından uyansınlar! (A. Ubucini, 1855)


