PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN SON HASTALIĞI VE BİR HANIM SAHÂBÎ
Hazret-i Âişe (r.anhâ) vâlidemiz anlatıyor:
“Huleyde (r.anhâ), Resûlullah (s.a.v.)’ın son hastalığında yanına girdi. Onu sıtma nöbeti geçirirken görünce,
— Yâ Resûlellah! Seni hiçbir kimsenin tutulmadığı sıtmaya tutulmuş görüyorum, dedi. Resûlüllah (s.a.v.),
— Bizim ecrimiz kat kat verildiği gibi, bize isâbet eden musîbet de böyle kat kat olur. İnsanlar hastalığım hakkında ne diyor? Huleyde (r.a.),
— Halk, Resûlüllah’taki hastalık zâtülcenptir (akciğer zarı iltihabı ve akciğer boşluğunda su toplanması: Plörezi) diyorlar, dedi. Resûlullah (s.a.v.),
— Allah bana böyle bir hastalık vermiş değildir; o sadece şeytanın bir vesvesesidir. Ancak, Hayber’de oğlunla birlikte tatmış olduğum zehirli etin acısından şu anda kalp damarımın koptuğunu duymaktayım” (Tabakât-ı İbn-i Sa’d, 8/313) buyurdu. Huleyde (r.a.) dayanamayarak,
— Anam-babam sana fedâ olsun, yâ Resûlüllah! dedi.
Hz. Huleyde (r.a.), Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’e ilk bîat eden ve malının üçte birini Allah yolunda harcanmak üzere vasiyette bulunan sahâbe Berâ bin Mârun (r.a.)’un zevcesidir. Bütün güzel annelik vasıflarını üzerinde toplamış, oğlu Bişr Bin Berâ’ı tam ve kâmil bir Müslüman olarak yetiştirmişti. Bedir, Uhud ve Hendek muhârebelerinde bulunan Bişr (r.a.), sonunda Heyber’de Efendimiz (s.a.v.)’e hediye edilen zehirli etten yemiş ve şehâdet şerbetini içmişti.



