Kendisi dindar olduğu halde çocuğu dinle-diyanetle hiç ilgili olmayan anne-baba gerçekten çok fazla. Bunun bir tek sebebi yok elbette. Ama sebeplerden biri de, hiç şüphesiz, çocuğun dini öğrenme sürecinde ebeveynlerin yaptığı hatalar. Bu hatalara ve ne yapılması gerektiğine kısaca göz atalım isterseniz.
Çocuklarda değer ve inançlar 2-3 yaşından itibaren şekillenmeye başlar. Bu yaştan itibaren çocukta din ve ahlâk gelişimi, bir yandan aile bireylerinin tutum ve davranışlarını taklit yoluyla kazanılırken, diğer yandan çocuk, çevrede olup bitenleri kavrayabilmek ve varoluş nedenlerini anlamak için yoğun bir çaba içerisine girer. Çünkü inanma ihtiyacı, yeme, içme, sevme, saygı görme gibi temel ihtiyaçlardan biridir.
“Yakan Allah nasıl sevilir?
İnanma ve bir deÄŸer sistemine mensup olma bu kadar tabii bir süreç olduÄŸu halde, çocuÄŸun dini eÄŸitiminde genellikle tatbik edilen ödül-cezaya dayalı anlayış, iÅŸi büyük ölçüde zora sokar. Yani çocuÄŸu disipline etmede yetersiz kalan ebeveynler, çok yanlış bir tutumla, görünmez bir varlık olarak Allah’ın adını devreye koyarlar. Yaramaz çocukları Allah’ın cezalandıracağını söylerler.
Åžu ifadeyi çocukluÄŸunda duymayanımız veya çocuÄŸuna söylemeyenimiz yok gibidir: “Gördün mü, bak benim sözümü dinlemedin, düştün. İşte Allah seni böyle cezalandırdı!.”
Daha vahim olanı da, henüz doÄŸru-yanlış kavramını edinememiÅŸ küçük çocuklara “Allah yakar” ifadesi ile dini eÄŸitim verilmeye çalışılmasıdır. Yazık ki çocuklar için derlenen dini hikayeler de pek farklı deÄŸildir: Åžefkatinden, merhametinden daha çok, cezalandıran bir Allah anlatımı... Ve bir çocuÄŸun anlayış seviyesine hitap etmekten çok uzak sebeplere baÄŸlı olaylar.
ÇocukluÄŸumda, uzunca bir müddet kendi ellerimle beslediÄŸim, kırda-bayırda yalnızlığımı paylaÅŸtığım biricik kuzumun günün birinde kesilerek bayram yapılmasını anlamakta güçlük çekerdim. Bir kurban bayramında yine kuzum kesileceÄŸi için aÄŸlamaktaydım. Amcam, beni teselli etmek için olsa gerek: “Niye aÄŸlıyorsun? Bu kuzu kesilmeseydi yerine bir çocuk kesilecekti” deyiverince dehÅŸete kapılmıştım. Hz. İsmail (A.S.)’ın kurban edilme teÅŸebbüsündeki ilahi hikmeti anlayabilmem ve bir çocuÄŸa kurbanın hikmetinin böyle anlatılmasının yanlışlığını görebilmem, ancak uzun yıllar sonra gerçekleÅŸti!..
DiÄŸer taraftan, ilköğretim çağındaki çocukların dini eÄŸitimi için hazırlanmış hikaye kitaplarının önemli bir bölümü de dövüş ve savaÅŸ motiflerinden oluÅŸmakta. Gerek ders kitaplarında, gerekse din ve tarih kitaplarında, Hz. Peygamber (A.S.)’ın hayatına sadece hicret ve yaptığı savaÅŸlarla deÄŸinilir. Keza İslâmiyet’in yayılışı bahislerinde de hep savaÅŸlardan söz edilir. Oysa “gönül erleri”nin bu konudaki katkısı daha fazladır. Ve hâlâ birçok kesimde çocuklara iman esasları ve Yaratıcı’yı sevmeden önce “cihad” öğretilmeye çalışılır.
Demek ki çocuÄŸumuzun dini eÄŸitiminde “neyi, niçin öğretmeliyiz?” sorusunun doÄŸru cevabını aramalı, çocuklarımızın inanç sistemini saÄŸlam temeller üzerine inÅŸa etmeliyiz.
“ÇocuÄŸumun ÅŸansına” diyerek dua-niyaz edip, çocuÄŸuna piyango bileti çektiren bir anne veya yine aynı temennilerle çocuÄŸuna loto-toto doldurtan bir baba ne yapıyor dersiniz? Söyleyelim: Hem kendi maddi hayal ve beklentilerini çocuÄŸa yüklemekte -ki bu taşınması çok zor bir yüktür- hem de çocuÄŸun inanç sisteminin temeline dinamit koymaktadır. Åžansına bir ödül çıkmazsa, çocuk Allah’ın kendisini sevmediÄŸini düşünmez mi dersiniz?..
Sevdirmek için sevmek gerek
Ruh saÄŸlığı uzmanlarının genel görüşüne göre, çocukta Allah inancının ÅŸekillenmesinde ilk yaÅŸlardaki ebeveyn tutumları önemli rol oynar. Katı, cezalandırıcı bir disiplin anlayışı çocuÄŸun Allah’ı da öyle zannetmesine neden olur. Oysa gerçek olan, Allah’ın kullarına karşı merhametinin, bir annenin bebeÄŸine hissettiÄŸi karşılıksız sevgiyle bile mukayese edilemeyecek kadar büyük olduÄŸudur.
ÇocuÄŸun temel gıdası sevgidir. O halde ilk yapılması gereken iÅŸ, çocuÄŸa yaratıcısı tarafından ne kadar sevildiÄŸinin hissettirilmesidir. Korkmayın! Allah’ın sevgisi, çocukları anne-babanın aşırı sevgisi gibi şımartmaz, asi olmasına neden olmaz. Aksine, iyi yönlendirilirse Allah’a yaklaÅŸmasına, O’nun istediÄŸi gibi yaÅŸamasına zemin hazırlar. İç huzur ve tevekkülü benliÄŸine sindirememiÅŸ bir bireyin, dünya ve ahiret saadetine ulaÅŸabilmesinin güç olduÄŸunu hepimiz biliriz.
İşte yazının başında söylediğimiz inanma ihtiyacı ruhu tatmin edecek şekilde karşılanmazsa, şeytanın önderlik ettiği pek çok sapık itikadın yolcuları çoğalmaya devam eder. Hatta, yanlış öğretilmiş cihad kavramı da, bazı psikolojik kişilik bozuklukları olan kimselerin bu sapık eğilimlerini tatmin ettiği bir kılıf noktasına gelir.
Her kavram her yaşta anlaşılmaz
ÇocuÄŸun dini ve ahlâki kural ve kavramları anlaması, onun bedenen, zihnen ve ruhen büyümesi ile paralellik gösterir. Küçük çocukların gözle görülmeyen, elle tutulmayan kavramları anlayabilmeleri zordur. Bu sebeple 4 ila 7 yaÅŸlarda çocukların, Allah’ı bir ÅŸeye benzeterek kavramaya çalışması doÄŸaldır. Bu konuda sık sık sorular da sorarlar. “Allah’ın ayağı daÄŸ kadar mıdır?” veya “Boyu bulutların neresine kadar gelir?” gibi...
Bu devrede net cevaplar yerine, çocuÄŸun hayal gücünü örselemeyecek cevaplar verilmelidir. “Henüz ben görmedim, ama belki dediÄŸin kadar büyüktür” veya “Belki o kadar kocaman deÄŸildir ama çok güçlüdür; yıldızları havada tutar, dünyayı düzenler...” gibi.
Çocukların bu yaÅŸlarda her kavramı gözle görülür, elle tutular olarak anlama çabası, suistimal de edilegelmiÅŸtir. Mesela Yaratıcı’yı reddeden bir eÄŸitimci ilkokuldaki öğrencilerine: “Allah’tan ÅŸeker isteyin bakamı verecek mi?” diye sorar ve ilave eder: “Bir de benden isteyin!” Ve sonra çocuklara ÅŸeker dağıtarak kendince bir ÅŸeyler kanıtlar. Ancak aynı numara ortaokul veya lisede hiç tutmaz. Çünkü çocuklar artık soyut, yani madde ile izah edilemeyen kavramları da anlamaya baÅŸlamışlardır. Yazık ki bazı kiÅŸiler bu soyut düşünceye hiçbir zaman geçemeyebilirler. Ve varlığın yokluÄŸunu kanıtlama çıkmazında takılırlar.
Soyut düşünebilme kabiliyeti, tam olarak ergenliğe geçişle birlikte, yani 12-14 yaşlarında kazanılır. Dinimizde ceza ehliyetinin ve ibadet sorumluluğunun bu yaşlarda başlaması elbette bir tesadüf değil, insan fıtratına uygun bir düzenlemedir.
Kur’an öğrenmek çok mu zor?
Her çocuk, 6 yaşına geldiÄŸinde normal zekaya sahipse okuma-yazmayı öğrenebilir. Kur’an öğretimi de okuma-yazmadan çok farklı deÄŸildir. Onu zor kılan elifba’lar deÄŸil, teÅŸvik yetersizliÄŸi, zaman azlığı ve uygulanan öğretim metodlarıdır.
Kur’an harflerinin karışık ve anlaşılamaz olduÄŸu düşüncesi, çeÅŸitli hikaye ve filmlerde de sıkça görülen bir karşı propaganda ile yerleÅŸtirilmiÅŸtir. Hoca efendilerin yanlış tutumu ve ilkel öğretim metodları da, zaten gözü bu harflere aÅŸina olmayan çocuÄŸun öğrenmesini zorlaÅŸtırır. Oysa çocukların ikinci bir yazı sistemini öğrenebilmesi, eÄŸitim bilimi açısından hiç de zor deÄŸildir. Aksine, bulmaca çözme gibi eÄŸlendirici bir iÅŸtir.
1-2 yıl öncesine deÄŸin yaz döneminde camilerde 2 ay süreyle açılan Kur’an kurslarına gönderilen 6-12 yaÅŸ arası pek çok çocuk gördüm. Buna mukabil yine aynı kurslara giden 12-13 yaÅŸtan büyük çocuÄŸa pek rastlamadım!. Neden öyleydi acaba? Halbuki elif cüzleri yetiÅŸkinlere göre hazırlanmış izlenimi veriyor: Resimsiz, figürsüz, diyalogsuz... Demek ki ileri yaÅŸlara ertelenen Kur’an öğretimi, okul derslerinin ağırlaÅŸması, sınavlara hazırlık, çocuklardan iÅŸ ve yardım beklenmesi gibi mazeretlerden dolayı gerçekleÅŸememektedir.
Åžu husus da gözden kaçmamalıdır: Çocukların Kur’an öğrenmelerini çocuklar deÄŸil, aileler istemektedir. Ergenlik yaşına gelen çocuÄŸun ailenin talepleri karşısındaki genel tavrı ise, ailenin deÄŸerlerini sınama, reddetme ve aile bireyleriyle çatışmadır. Kısaca aile ‘git’ dese, ergen çocuk genellikle ‘gitme’ anlar. Ayrıca arkadaÅŸ grubunun tesiri de büyüktür. YetiÅŸkinlerden çok, arkadaÅŸlarının ve karşı cinsin beÄŸenisi genci yönlendirir. Oysa 6-7 yaÅŸlarda çocuklar kendilerini yetiÅŸkinlere beÄŸendirmeye ve baÅŸkalarının takdirini kazanmaya çok önem verirler. Bu, bir öğretmen, bir hoca, bir komÅŸu veya bir akraba olabilir. Bu hassas dönem iyi deÄŸerlendirilmelidir. Bu, ÅŸu demektir: BaÅŸkalarının çocukları sizden, sizin çocuklarınız baÅŸkalarından daha istekle ve daha kolay öğrenirler.
Şimdi değerli anne-babalar, halalar-teyzeler, dayılar-amcalar... Bir öğretmen olmaya hazır mısınız? Hani, iş başa düştü derler ya!. Mükemmel olmanız gerekmez, bilmeniz yeter.
Onlara bir saat ayırmak yeter de artar bile. Ayrıca, uzun bir kış döneminde, yazın öğrenilenler unutuluyor. Sonra yaz geldiğinde sil baştan yapılıyor. Böylece 4-5 yaz süren çaba çoğunlukla amacına ulaşamıyor. Öğrenmenin yazı-kışı da olmaz. Haftada 1 saat bile çocuklara yeterli olabilir. Yeter ki sık sık tekrar yapmak ihmal edilmesin. Ve en iyi öğretim metodunun şefkat ve sabır olduğu unutulmasın.





