Bu günlerde hastalığı şiddetli olmasına rağmen cemaatle namaz kılmağı terketmedi. Ancak son dört-beş gün, yalnız başına namaz kıldı. Duaları, tesbihleri, salevatlan, zikri ve murakabeyi, hiçbir eksiklik olmadan yapıyordu. Dinimizin ve hocalarının yollarının inceliklerinden hiçbirini terketmiyordu. Bir gece, gecenin üçüncü yanrsında kalkıp abdest aldı. Teheccüd namazını ayakta kıldı ve;
—“Bu bizim son teheccüddümüzdür” buyurdu.
Vefatından biraz önce, kendinden geçme hali görüldü. Büyük oğlu, bu kendinden geçme halinin çokluğu, hastalığın şiddetinden mi, yoksa istiğrak (nürlara gömülme) sebebi ile midir, diye arzetti. Cevabında;
—“İstiÄŸrak sebebi iledir. Çünkü, ba’zı çok yüksek haller görünüyor. Bunun için onlara teveccüh ediyorum, ta ki hepsini oldukları gibi görebileyim ve bunlarla herÅŸeyim tamam ve kamil olsun” buyurdu. Bu derin sırlardan kısaca yüksek oÄŸullannın kulaklarına fısıldadı. Bu kendinden geçme halinden kurtulunca, ciÄŸeri yaralı, kalbi yanık talebelerine elveda sözünü hatırlatan, vasiyetlerini söylemeye baÅŸladı.
Bu vasiyetlerin çoÄŸu; mutabeata, Peygamberimize (s.a.v.) tabi olmaya teÅŸvik, sünnete yapışma, bid’atten kaçınma, zikr ve murakabeye devam etme hakkında idi.
Buyurdu ki:
—“Sünnete çok sıkı sarılmak lazımdır.” Bu sözleriyle de Peygamber Efendimize (s.a.v.) uymak istemiÅŸlerdi. Çünkü, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefat edecekleri zaman böyle nasihat eylemiÅŸlerdi. Abbad bin Sariye’den (r.a.), Tirmiz ve Ebü Davüd şöyle rivayet eder:
—“Resülullah (s.a.v.) bize va’z ediyordu. Bu va’zdan kalbler ürperiyor, gözler yaÅŸarıyordu. Dedik ki:
—“Ya Resülallah! Bu sözleriniz veda va’zına benziyor, bize vasiyet ediniz.” Resulullah aleyhisselam buyurdular ki:
—“Size vasiyetim olsun: Allahtan korkunuz, bir köle bile emr—i ilahyi bildirse dinleyiniz ve yapınız. YaÅŸayanlarımız çok ÅŸeyler görecek. 0 zaman benim ve Hulefa—i raÅŸidinin sünnetine gayet sıkı sarılınız, onu elden kaçırmaymız. Çünkü bütün bid’atler dalalettir, sapıklıktır.”
İmam-ı Rabbani (k.s.) Hazretleri vasiyetine devamla şöyle buyurdu:
—“Dinimizin sahibi, Resülullah (s.a.v.) nasihatlerin en incelerini bile; “Din nasihattır” hadis—i ÅŸerifi gereÄŸince ihmal etmediler. Dinimizin kıymetli kitaplarından, tam tabi olmak yolunu öğreniniz ve bununla amel ediniz. Benim techiz ve tekfin iÅŸlerimde sünnete uyunuz.” Bundan evvel daha önce mübarek hanımına buyurmuÅŸtu ki:
—“EÄŸer ben senden evvel, bu sıkıntılarla dolu dünyadan ahirete gidersem, benim kefenimi, senin mehr parandan aldırırsın.”
Nasihatlerinden biri de;
—“Mezarımı belli olmayan bir yere yapınız” idi. Yüksek oÄŸulları arzettiler ki:
—“Bundan evvel, hazretinizin iÅŸareti ile aÄŸabeyimizin gömüldüğü, ÅŸerefli ve bereketli yer hakkında; “Benim mezarım orada olacaktır. Aynı yerde gömüleceÄŸim” buyurmuÅŸtunuz. Bu gün de böyle buyuruyorsunuz.”
—“Evet öyle idi. Fakat ÅŸimdi ben böyle istiyorum” dedi.
Oğullarının bunu kabül etme hakkında durakladıklarım görünce;
—“EÄŸer böyle yapmasanız, ÅŸehrin dışında yüksek babamın yanına defnediniz. Bu da olmazsa ÅŸehrin haricinde bir bahçede benim mezarımı yapınız. Süslemeyiniz. OlduÄŸu gibi bırakınız ki, en kısa zamanda niÅŸanı kalmasın” buyurdu.
Hazreti İmam kendi kabirleri için buyurdukları iki üç yer hakkında, oğullannda bir duraklama, bir dikkat, hatta bir şaşkınlık görünce, tebessüm edip;
—“ Serbestsiniz. Nereye münasip görürseniz, oraya defnediniz” buyurdu. Vefat ettiÄŸi safer ayının yirmi dokuzunda salı günü, gece kendine hizmet eden hizmetçilerine;
Çok zahmet çektiniz, bu sizin son zahmetinizdir” buyurdu.
Gecenin sonunda:
—“ Bu gece de bitti, sabah oldu” buyurdu. 0 günün iÅŸrak zamanında; “Bevl edeceÄŸim, bir leÄŸen getirin” buyurdu. Getirdiler, fakat içinde kum yoktu.
—“İçinde kum olmazsa sıçrama ihtimali olabilir” buyurdu. 0 en nazik zamanda da, en ince hususlara dikkat edip, bevl etmedi ve;
—“Bu leÄŸeni kaldırıp, beni de yatağıma yatırın” buyurdu. DediÄŸi gibi yaptılar. Kendilerine biraz sonra, vefat edeceksin, abdest almaÄŸa vakit bulamayacaksın ilhamı gelince, abdestini bozmak istemedi ve abdestli olarak ruhunu teslim etmek istedi. Sedirin üzerine yatınca, sünnet üzere saÄŸ elini saÄŸ yanağının altına koyup, zikrle meÅŸgul oldu. Büyük oÄŸlu Muhammed Said, babasının sık sık nefes aldığını görünce;
—“Hal-i ÅŸerifmiz nasıldır babacığım?” diye arzetti.
—“İyiyim ve kıldığım o iki rek’at namaz kafidir” buyurdu. Bundan sonra bir daha konuÅŸmadı. Yalnız Allahü Tealanın ismini söyledi ve biraz sonra da vefat etti. Peygamberlerin büyüklerinin çoÄŸunun son sözleri namaz olmuÅŸtur. Bu hususta da Peygamberlerin serverine (s.a.v.) tabi oldu. Vefatı bin—otuzdört senesi, Safer ayınm yirmisekizi, güneÅŸ hesabı ile yirmidokuzu, Salı günü kuÅŸluk vakti vaki oldu.
o ay yirmidokuz gün idi. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) vefat ayı olan Rabi’ul—evvel ayının ilk gecesi, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) huzuruna kavuÅŸtu. Hastalık ve humma çektiÄŸi günler, yaşının sene adedi kadar olup, altmışüç gün idi. Hadis—i ÅŸerifde;
“Bir günlük humma bir senenin keffaretidir.” buyuruldu. Çektikleri hastalık, bu hadis—i ÅŸerifin ma’nasına uygun oldu. Imam-ı Rabbani (k.s.) Hazretlerinin nurlu bedeni yıkama tahtasının üzerine koyulup, elbiseleri soyulunca, orada olanların hepsi de gördüler ki, Hazret-i lmam, namazda olduÄŸu gibi ellerini baÄŸladı. SaÄŸ elinin baÅŸ parmağı ve küçük parmağını, sol elin bileÄŸinde halka yaptı.
Halbuki, oğulları vefatından sonra, kollarını duzeltıp uzatmışlardı. Yıkama tahtasına yatırırken, tebessüm etti ve bir müddet böyle mütebessim olarak kaldı. Hatta orada olanlar feryad ettiler.
Yıkayıcı, mübarek ellerini açıp düzeltti. Sol tarafa yatırdı, saÄŸ tarafını yıkadı. SaÄŸ tarafa yatırıp sol tarafını yıkayacağı zaman, orda bulunanlar, velilik kuvvetinin bir alameti olarak, zarif bir hareketle ellerinin hareket ettiÄŸini, biraraya geldiÄŸini ve eskisi gibi tekrar saÄŸ elinin baÅŸ ve küçük parmaklarının, sol elinin bileÄŸinde halka yaptığını gördüler. Halbuki saÄŸ tarafa yatınca, saÄŸ elin sol el üzerine gelmesi icabederdi. Latif elleri mum ve taze gül yaprağı kadar taze idiler. Bununla beraber öyle bir kuvvetle sol elini tutmuÅŸtu ki, ayırmak ve çözmek mümkün deÄŸildi. Kefene sardıkları zaman, yine ellerinin baÄŸlandığı görüldü. Böylece iki—üç defa vaki oldu. Nihayet ordakiler, bunda derin bir ma’na ve gizli bir sır olduÄŸunu anlayıp, bir daha ellerini açmaya uÄŸraÅŸmadilar ve oÄŸulları Hace Muhammed Said;
—“Madem ki, ‘muhterem babam böyle istiyor, böyle bırakalım” buyurdu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadis—i ÅŸerifde;
“YaÅŸadıkları gibi ölürler” buyurdu. Bu, AllahüTealanın büyük bir ihsanıdır. DilediÄŸine ihsan eyler. O’nun ihsanı boldur.



