özgürlük: insanlık adına lütfen! : Makaleler

özgürlük: insanlık adına lütfen!

İslami İçerikli Makaleleri Paylaşabileceğiniz Alan

Yetkili: Zulal, Berzah, inci

  • Reklam

özgürlük: insanlık adına lütfen!

İleti GeLincik » 01 Mar 2008, 12:40

Bugünlerde yasakçıların sıkça dile getirdikleri YöK Kanunu'nun ek 17. maddesindeki değişiklikler de dâhil her ne istiyorlarsa o yönde bir değişiklik yapılsa bile hiçbir şeyin değişmeyeceği kanaatine sahibim. Geçmişte YöK, mevzuatta bu yönde bazı değişiklikler yapmaya kalktı da ne oldu? özal YöK Kanunu'nda değişiklikler yaptı da ne oldu?.. 2004 yılında "usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır" hükmü Anayasa'ya eklendi de ne oldu? şimdi anayasasal değişiklikler yürürlüğe girdi de ne oluyor?..

Yeterince açık değil mi? Artık Türkiye'de özgürlükler açısından bir mevzuat sorunu yok. Ortada ciddi bir zihniyet sorunu var. Anayasal değişikliklere yapılan itirazlar göstermektedir ki bu konuda ne yaparsanız yapın, değil mi ki özgürlüklerden bahsediyorsunuz, yasakçıların pozisyonu değişecek gibi görünmüyor. çünkü gerçek diye gördükleri o çölleşmiş zihniyette çok temel ve fakat oldukça korkunç ve trajik bir yokluk ve yoksunluk var: Bu gerçeklikte anlaşıldığı kadarı ile eleştirel akıl yok, fikir yok, mantık yok. Daha da önemlisi vicdan ve ahlak yok diyebilirim, ama bütün bunları önceleyen esas unsur olarak ortada insan yok. Hak ve özgürlüklerin son tahlilde insani bir mesele olduğu ve bu konuyla ilgili her şeyin de ahlaki temeller üzerinde yükseldiği düşünüldüğü zaman durum daha da vahimleşmiyor mu?

şimdi üniversitelerde kılık kıyafet konusu bağlamında aslında sözün bittiği yerde duruyoruz. Tam da burada sadece sözlere değil, söylem ve sembollere de ihtiyaç yok artık. insan olma dışında her şeyi bir kenara bırakalım. Hayat sadece kuru metinler üzerinden okunmaz, kimsenin kimseye insanlık dersi vermek de haddine düşmez. Masumluk edebiyatına sığınmaya da gerek yok. Diyelim ki kimseden kendisini, kampüslerden dışarıda tutulmaya çalışılan o çocukların yerine koyması da beklenmemeli. Ama hiç olmazsa insanlık babında her birimiz birer anne veya baba olmalıyız. Ya da kardeş, teyze, hala, amca, dayı ve belki de artık bir nine veya dede olabiliriz.

Bugün her şeyi bir yana bırakıp, içinizde taşıdığınıza emin olduğum vicdanınızın sesini dinleyerek, gelin size en yakın bir çocuğu karşınıza alın. Ruhsal olmasa da mutlaka ama mutlaka bir fiziksel temasta bulunun. Doğumunu ya da annenizden dinlediğiniz kendi doğumunuzu hatırlayın. O çocuk kokusunu, anne-baba deyişini, yürüyüşünü, koşuşunu, düşüşünü hatırlayın. Gülüşünü, acılarını, ağlayışını gözünüzün önüne getirin. Anasınıflarında başlayan okuma serüveninin o çocuğu, anne babasını ve çevresini soktuğu bunalımlı yılları düşünün. üniversite sınavını, stresini ve kazandığında duyduğu o muazzam sevinci kafanızda tekrar canlandırın. Ve en çok da bu süreçte bir çocuk için üniversite kapılarına gelinceye kadar harcanan emekleri ve bağlanan umutları hesap edin. çocukların besledikleri hayalleri, yaptıkları planları ve bekledikleri gelecekleri düşünün. Bir de kabul edelim ki bu süreç kız çocukları için çok daha çetin geçiyor. Bin bir türlü baskıdan kurtulup, milyonların içinden süzülerek üniversite kapılarına kadar gelebilmiş, çoğu Anadolulu ve bırakın ailelerini, neredeyse geldikleri koskoca bir bölgenin üniversitede okumayı hak etmiş biricik çocukları şu üç beş kızın sadece ve sadece eğitim adına verdikleri amansız mücadeleleri tahayyül etmeye çalışın. Ve düşünün ki üniversite kapılarında horlanan, aşağılanan, suçlu muamelesine tabi tutulup güvenlikçilerin önünde bir dal gibi titreyen, başını eğmiş, boynunu bükmüş o kız çocukları sizin. Başörtüsünü bırakın bir kenara. Düşünün ki sırf birilerinin paşa gönülleri eteklerini, saçlarını ve küpelerini ideolojik bulduğu veya bir şeylerin sembolü gördüğü için kampüs kapıları yüzlerine kapanıyor. Gayri insani bir muameleye tabi tutuluyorlar. Yetmiyor, bir görevli o kapılarda, kızınızın size sığındığı bir yerde, üzerinize saldırıyor, iki yumruk da size atıyor. Kimlere gideceksiniz ki?.. Gitseniz ve ilgili saldırgan cezalandırılsa da ne olacak ki?.. Ezilmişsiniz bir kere ve çare olarak görülen siz, çaresizsiniz artık. Ve düşünün ki çocuklarınız gözlerinizin önünde, kimliklerini, kişiliklerini, benliklerini ve geleceklerini kaybediyorlar. Onun için ortaya konan tüm emekler, analığınız, babalığınız ve her şeyiniz birileri tarafından fütursuzca yok ediliyor; üstelik hiçbir neden olmadan. Rektörlüğü, hocalığı, ana-baba olmayı bir kenara bırakın. Bu muameleye tabi tutulan hiçbir tanıdığınız da olmasın. Böyle bir durumda lütfen sadece ve sadece insanlık adına ne derdiniz?.. Tamam... Sadece siz düşünmeyin. Hep birlikte düşünelim: Ne der, ne eder, ne yapardık?..


DOç. DR. şABAN çALIş - SELçUK üNiVERSiTESi öğRETiM üYESi

zaman...
Kullanıcı avatarı
GeLincik
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 359
Kayıt: 25 Ekm 2007, 23:00
Konum: ankara


  • Reklam

Makaleler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir