Hutbe: Cumâ ve bayram namazlarında, ibâdet niyetiyle minberde okunan duâ ve nasîhate denir. Cumâ namazında hutbe farzdır ve namazdan evvel okunur. Bayram namazlarında sünnettir ve namazdan sonra okunur. Hutbe okuyana "Hatîb" denir. Merdivenle çıkılıp, hutbe okunan yüksek yere "Minber" adı verilir.
Hutbe, bir ibâdettir. Bu yüzden, imâm hutbe okumak için minbere çıkınca, cemâat namaz kılmaz ve konuş-maz. Namaz kılarken yapılması yasak olan her şey hutbe dinlerken de yasaktır. Okunan hutbeyi dinleyen cemâatin, edebe uygun bir şekilde oturması lâzımdır. Cuma hutbelerinde sünnet olan şeyler, bayram hutbelerinde de sünnettir. Mekruh olanlar da aynen mekruhtur.
Hutbeyi uzatmamak sünnettir. Cemaati bıktırmak uygun değildir. Hutbenin kısa ve cemâate faydalı hazırlanması, hatîbin ehliyet ve faziletine delildir.
Ashâb-ı Kirâm'dan Câbir bin Semüre'den (r.a.) rivâyet edildiğine göre Peygamber Efendimizin (s.a.v.) namazı da, hutbesi de orta bir halde idi. Çok kısa ve çok uzun olmaktan berî idi.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), cuma günü, minbere çıkınca, cemâate selâm verirdi. Oturduğu zaman, müezzin ezân okurdu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) minber üzerinde iki hutbe îrâd buyururdu.
Halka hitâp ederken, asâya dayanır, şehâdet parmağıyla işaretler yapardı. Hutbesini ayakta îrâd buyurduktan sonra, otururdu. Sonra, kalkıp ayakta ikinci hutbesini îrâd buyururdu.
Hutbesinde Kur'ân-ı Kerîm okur, Allâhü Teâlâ'yı hatırlatırdı. Minber yapıldıktan sonra, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) minberin üçüncü basamağına kadar çıkar, oraya oturur, ayaklarını ikinci basamağa koyardı.
Hz. Ebû Bekir (r.a.), halifeliği sırasında, minberde ikinci basamakta oturur, ayaklarını birinci basamağa koyardı. Hz. Ömer (r.a.), birinci basamağa oturur, ayaklarını yere koyardı.


