ecdadımız ve anaokulları


Ağaç diyerek tohumu küçümsemeyenler için islamda çocuk hakkında aradıklarımız/paylaştıklarımız

Moderatörler: ucharfbesnokta, Ertugrul

ecdadımız ve anaokulları

Mesajgönderen eymen_nur » 24 Mar 2008, 16:43



Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı imparatorluklarının dünya ve tarih sahnesindeki yerini tayin ederken; sadece siyasi ve askeri inkişaflarını tespit edip, manevî, ictimai, sosyoekonomik ve sosyokültürel çarklarının dönüşünü, medeniyet tarihine getirdikleri nizam, üslub ve ahengin mahiyet ve ehemmiyetini ortaya koymazsak affedilmez bir hataya düşmüş oluruz.
Çünkü askeri ve siyasi fütühatlarına denk olarak, ilimde ve medeniyette de geniş ufuklar açmış olan cedlerimiz devirlerinin cehalet ve karanlığı içinde, tarihin kaydettiği en ince medeniyyetlerden birini ve en muazzamını abideleştirmeye muvaffak olmuşlar; bir taraftan Cami-Kebirler, El-hamralar, El-zehralar, El-beyzalar, kasırlar, su kanalları, köprüler, kervansaraylar gibi mimari eserler vücuda getirmişler, bir taraftan da ilim hareketlerini bütün hızıyla yaymışlar, yalnız büyük şehirleri değil en küçük kasaba ve köyleri birer irfan yuvası haline sokmuşlardır.
İşte imparatorluk topraklarının dört bir tarafını bir ağ şeklinde kuşatan bu ilim-irfan yuvaları bugünün fakülteleri seviyesindeki medreselerden, ilk ve anaokullarımız seviyesindeki sıbyan mekteplerine kadar yaygınlaştırılmıştı. [1]
Osmanlı kaynaklarında adından sıbyan mektebi olarak bahsedilen ancak bizim anaokulu diyebileceğimiz eğitim müesseseleri çok yaygın hale getirilmişti. Öyle ki 16. yüzyılda memleketimizi dolaşmış bulunan bir Fransız seyyah her köyde bir ilkokula rastlamış olduğundan bahsetmektedir.
Ecdadımız çocuğa fazla ihtimam ve alaka gösteriyor, devlet, çocukların eğitimi için küçümsenmeyecek masrafları göze alıyordu. Çünkü anlamışlardı ki; "Kendi felsefesiyle nesillerine sahip çıkamamış milletler, bugün olmasa da yarın, zamanın insafsız dişleri arasında eriyip gitmeye mahkumdurlar."(2) Ve yine anlamışlardı ki; "Toplumun yüzkarası sayılan: sefiller, şerliler, anarşistler, ayyaşlar, morfinman ve esrarkeşler... dün terbiyelerinde ihmal gösterilen çocuklardır.(2)
İşte bu sebeplerden dolayıdır ki okumayı teşvik etmek için umumi olarak çocuklar dört-beş yaşlarında iken hususi bir törenle okula başlatılıyorlardı. "Çocuklar, çağın en mükemmel eğitim ve öğretim sistemleri ile yetiştiriliyorlar, bir taraftan alfabeyi öğrenirken, bir tarftan da toplumun içinde yaşamanın gerekleri olan fedakarlık, birbirinin hakkına riayet, din ve devlet için ölümün şeref olduğunu dört-beş yaşlarından itibaren öğrenmeye başlıyorlardı.
Evliya Çelebi'ye göre İstanbul'da 1935 sıbyan mektebi vardı. Yine bazı kayıtlara göre o dönemde Amasya'da 200, Erzurum'da 110 sıbyan mektebi bulunduğu bildirilmektedir.
Çocukların eğitimine çok büyük e-hemmiyet veren Fatih Sultan Mehmed sıbyan mekteplerinde öğretmenlik yapacak olanlara bazı dersleri okumalarını mecburi tutmuştu. Medresede, edebiyat, mantık, geometri, astronomi ve kelam okumayanların sıbyan mekteplerinde ders vermeleri yasaklanmıştı.
Sıbyan okullarında ictimai yardıma da hususi bir ehemmiyet verilmiş olduğunu vakfiyelerden anlıyoruz. Fatih Sultan Mehmed'in külliyesinde yaptırdığı ve "Darüttalim" adını verdiği ve oğlu II.Bayazit'in aynı surette külliyesinde yaptırdığı ve "Muallimhane" diye adlandırdığı okullara bilhassa yetim çocukların, bulunmazsa, fakir çocukların alınması şart koşulmuş ve bu okulların öğrencilerine gündelik harçlık vakfolunmuştur. Birçok okulun vakfiyesinde de kimsesiz veya fakir çocuklara her yıl "kapama" adı altında elbise ve ayakkabı almayı sağlayacak ödenekler ayrıldığı gibi, belli günlerde yiyecek veya harçlık dağıtılmasını sağlayacak tahsisler yapıldığı, hatta II. Bayazit'in ve Kanuni'nin İstanbul'da yaptırdığı mekteplerle, Yavuz'un annesi tarafından Trabzon'da yaptırılan Hatuniye mektebi gibi bazılarında da bütün bu sayılanlardan başka günde iki öğün yemek verilmesinin sağlandığı görülmektedir. Çeşitli vesilelerle zaman zaman İstanbul sıbyan mektebleri öğretmen ve öğrencilerinin Paşa kapısına (Bab-ı Ali) davet olunarak, öğretmenlere hil'atlar giydirilip, hediyeler verildiği, öğrencilere de pilav, zerde ziyafetleri çekildiği ve harçlıklar dağıtıldığı da bazı eski kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bazı vakfiyelerde ise kabiliyetli çocuklara ayrıca burslar ayrılmıştır. Hemen her okulun vakfiyesinde çocukların yıllık bahar, kır gezintilerinin gerektirdiği her türlü giderin gözönünde tutularak karşılığının sağlandığı görülmektedir.
Çocukların eğitimi daha sonraki yıllarda da ihmal edilmemiştir. Sultan II. Mustafa tarafından çıkarılan bir fermanla, çocukların gerekli dini eğitimi görmeden sanata verilmelerine mani olunması istenmiştir. Sultan II. Mahmud ise 1824'de İstanbul'da halkın, çocuklarının cahil kalmasındaki kötülüklere dikkati çekerek, herkesin çocuklarını akıl baliğ oluncaya kadar günde iki defa mektebe gönderip o-kutturması mecburiyetini ilan ve bunun müeyyidesi olarak da öğrenim çağındaki çocukların esnaf tarafından çıraklığa alınmalarını yasak etmişti.
Günümüzde ise "Çocukları küçük ve değersiz görenler, millet hayatında, nasıl mühim bir unsuru hafife aldıklarını düşünüp ürpermelidirler."(2)
Bizim de yakın bir gelecekteki aydınlık dünyamızın mimarları olacak çocuklarımızın eğitimine anaokulları seviyesinde bu şekilde el uzatabilmemiz ümidiyle.
eymen_nur
Özel Üye
Özel Üye
 
Mesajlar: 164
Kayıt: 22 Mar 2008, 00:00
Konum: istanbul

Reklam

Dön Çocuk Eğitimi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir