Osmanlı hükümdarları zaman zaman memleketin dâhilî vaziyetini bizzat teftiş ve kontrol için tebdil-i kıyâfetle halk arasına karışırlardı. Sultan IV. Murad ile III. Mustafa Hânlar’ın sıkça tebdil gezdiklerini tarihler kaydederler.
Sultan Mustafa Hân bir bahar günü derviş kıyâfetiyle çarşıyı pazarı dolaşmış ve yorgunluk gidermek üzere kırlara doğru yürümeye başlamış. Samatya taraflarında bir tepecik üzerinde oturmuş dinlenirken, musâhibi Nakşî’nin taşıdığı dürbünü isteyip bir müddet çevreyi temâşâ etmiş. Meğer uzaklarda bir kadınla bir erkeğin sarılıp öpüştüklerini görmesin mi!?.. Nakşî’ye seslenmiş:
— Derhal git! Şu karşıdakiler kimlerdir, öğren gel!..
Nakşî emri yerine getirip nefes nefese dönmüş ve:
— Efendimiz, demiş, bunlar hayli zamandır birbirlerini görmeyen iki kardeş imişler. Oracıkta rastlayınca dayanamayıp sarmaş dolaş olmuşlar. Zât-ı şâhâneye de arz-ı ihlâs eylediler.
Pâdişah gülmüş:
— Nakşî! Yalan söyledin amma, zararı yok; bir yalanla iki kelleyi birden kurtardın, demiş.
***
Kıssadan hisse
O günle bu günü mukayeseye-karşılaştırmaya kalkışsak... Tabii hem siyasi-idari hem içtimai-ahlâkî, kültürel açılardan... Acaba nasıl bir tablo çıkar ortaya?!
Herhalde çok da iç açıcı bir manzara olmaz, öyle değil mi?
Öyleyse gelin; biz bu kıssadan insanları idare etmenin, onların hata ve kusurlarını, eksik ve noksanlarını araştırmak-karıştırmak, tecessüslerde bulunmak yerine örtmeye, düzelmesi için de mümkün olanları yapmaya çalışmanın özellik ve güzelliğini almaya çalışalım.
Umulur ki düzelmelerine, hidayetlerine vesile oluruz.
Ne dersiniz?..
Evet, kardeşlik münâsebetlerinde çok önemli bir husus; ayıbı, kusuru yüze vurup onu mahçup etmemek, onun cezalandırılması yönüne gitmemektir. O ayıp görmezlikten gelinmeli, münasip bir lisanla, muhataba o ayıbı işlediği sezdirilmeden îkaz edilmelidir.
Ayıp, hata, kusur fiilleri tıpkı kardeşimizin omuzundaki akrep gibidir. En güzeli, onu ürkütmeden o akrebi oradan uzaklaştırmak, yahut omuzunda “akrep olduğu”nu ona, korkutmadan-incitmeden söylemektir. En önemlisi de kıssada olduğu gibi, sokulmasına-cezalandırılmasına sebep olmama yoluna gitmekktir.
Onun içindir ki atalarımız, "Islah eden yalan, ifsad eden doğrudan yeğdir" demişlerdir.
--------------------------------------------------------------------------------
İmza






