Batı'da, farklı dîne mensup olanlar yakalanınca ateşe atıldıkları devirlerde bile, bizim medeniyet dairemizde şöyle bir hususun geçtiği güvenilir kaynaklarda yer almaktadır:
Bir gün bir sebepten ötürü Abbâsî Halîfesi Harun Reşid, gayr-i müslimlere kızar ve mülkünü terk etmelerini emreder. Bunun üzerine gayr-i müslimler, Hârun Reşid'in kardeşliği büyük insan, Allah dostu Behlül Dânâ hazretlerine giderler. O da îcâbını yapacağını söyleyerek onları teskîn eder. Vakti gelince, akşam namazını kıldırmak üzere Behlül Dânâ hazretleri mihrâba geçer. Fâtiha sûresini okurken, “Rabbi'l-âlemîn”i “Rabbi'l-mü’minîn” diye tilâvet eder. Arkasında namaza duran Hârun Reşid yüksek sesle,
“Rabbi'l-âlemîn” diye düzeltir.
Fakat Behlül Dânâ hazretleri, yanlış okumakta ısrar eder; tekrar Hârun Reşid'in tashîhine muhâtap olur. Aynı hata, aynı îkaz üç kez tekrar edildikten sonra, Hârun Reşid hiddetle bağırır:
“Ne yaptın? Namazı bozdun!” der.
Bunun üzerine Behlül Dânâ hazretleri şu cevabı verir:
“Rabbi'l-âlemîn’ yerine, ‘Rabbi'l-mü’minîn’ okununca, namazın bozulduğunu biliyorsun da, Müslüman değildir diye bu insanları yurtlarından sürüp atmanın dînine zarar vereceğini bilmiyor musun?”
Tabiî Hârun Reşid kararından dönmek mecburiyetinde kalıyor.
Hulâsa; İslâm hukukunun adâlet, hakkaniyet ve musâmaha örneğini, her alanda olduğu gibi burada da devletin fonksiyonlarında müşâhede etmekteyiz.
Ders ve ibret ola...



