KADININ YERİ : Makaleler

KADININ YERİ

İslami İçerikli Makaleleri Paylaşabileceğiniz Alan

Yetkili: Zulal, Berzah, inci

  • Reklam

KADININ YERİ

İleti alperen » 18 May 2008, 09:06

KADININ YERİ
ALPEREN GÜRBÜZER

Moltke; ‘Bizde bir genç kız evlenince sosyal mevki bir derece alçalır. Çünkü onu evlilik boyunca sevmek imkânı yoktur. Şarkta ise kadın evlenince yükselir. Kocasının evine itaate mecbursa da ev idaresinde çocukların reisidir ..’diyor.
Fertler birçok alanda birbirine eşittir. Fakat karşı cinsler birçok alanda birbirlerinden farklıdırlar. Bir kere fiziki yönden erkek ve kadın ta baştan eşit değildir. Hatta ruh halleri de farklıdır. Dolayısıyla toplum içerisindeki fonksiyonları da farklı mecrada yürür. Eşlerden biri diğerinin görevine müdahale ederse hemencecik huzursuzluk baş gösterir. Fıtrat gereği erkek dışa, kadın ise içe yönelik görev üstlenir. Erkek gündüzse kadında gece dersek yeğdir. Evine yorgun dönen erkeğin stresini alacak en etkili güç kadının fendidir. Kadın huzur verebilecek yaratılıştadır çünkü. Allah Resulü: ‘’Bu dünyada bana üç şey sevdirildi:
—Namaz,
—Güzel koku,
—Kadın.’’ Diye beyan buyurmakta.
Maalesef vahşi kapitalizm kadının fıtri yapısına da el atarak kadını yuvasından koparmıştır. Yuvasından dışa karşı dönük olara görev yapmaya başlayınca birtakım huzursuzları da beraberinde getirdiği muhakkak. Şimdi batı günah çıkarırcasına kadını tekrar eve döndürme arayışı içerisinde, dağılan parçaları bütünleştirmek için çareler aramakta adeta bu konuda feryat etmektedirler. Gündüz geceye gecede gündüze karışınca olacağı bu idi. Son pişmanlık fayda vermez derler ya onun gibi bir şey zaten.
İslam’da kadın çalışmasa bile ekonomik yönden emniyete alınmıştır. Mirastan kadınlara bir, erkeğe iki verir bu yüzden. Ayrıca kadına kendi ebeveyninden payına düşen mirasta söz konusudur. Nitekim evlenince kocasının mal mirasına, kocasının ölümü sonucu varisliğinin yanı sıra mihir (bir nevi evlilik tazminatı) hakkı gibi birtakım haklar kadını ekonomik yönden güçlendirmiştir.
İslam’da nikâhın üç şartı vardır:
—Eş adaylarının karşılıklı rızası,
—Şahitler huzurunda akdi,
—Yazılı sözleşmeye bağlanması.
İma-ı Azam; Akıl ve baliğ olan kız çocuğun evlenmesi için velinin izni şart değildir der. Diğer imamlar velinin iznini gerekli görmüşlerdir.
İslam poligami hayatına, yani çok evliliğe ruhsat vermekle beraber monogamiyi(tek evlilik) tavsiye etmiştir. İslam çok eşliliği belirli kaide ve kurallara bağlamıştır, üstelik bu tür evliliği emretmemiştir Zira Kur’an-ı Kerim de; ‘Kadınlar arasında icra etmenize, ne kadar hırs gösterirseniz asla güç yetiremezsiniz’ buyurmuştur (En Nisa Suresi Ayet 129). Evlilik nikâh akdi ile kurumsallaşarak şahitler huzurunda yazılı sözleşmeye bağlanmıştır.
Yukarda kadınların mirastan pay aldıklarını belirtmiştik. Mesele burada bitmiyor, zira kadın mirasa ilaveten mal mülk edinebilme, ticaret yapabilme, kendi mülkünü tasarrufta bulunma gibi bir dizi haklara da sahiptir. Ticari ve gündelik hayatta çek-senet işlemlerinde bulunabileceği gibi mukavele imzalama yetkisine de haizdir. Sadece bunlar mı? Bakın bir kadın doğurduğu çocuğu isterse emzirmeyebilirde, yani kocasından sütanne talebinde bulunabilir. Fakat sütanne bulunamadığı durumlarda emzirmek zorundadır. Kadın maddi fonksiyonlarını icra etmesinin ötesinde ilim tahsil etmesine de müsaade vardır. Rasulüllah (s.a.v); ‘İlim talep etmek kadın erkek bütün Müslümanlar için farzdır’ buyurarak cinsiyet ayırımına gitmemiş, ilim kapısının herkese açık olduğunu beyan etmişlerdir.
İslamiyet ailenin geçiminden birinci derecede erkeği mesul tutar. Eğer koca bu görevi savsaklıyorsa, devleti ikinci derecede mesul kılar. Her halukarda İslamiyet’te kadın ekonomik yönden kurda kuşa yem olmaması için güvence altına alınmıştır. Kadının çalışmak diye bir isteği varsa engellenmez, hatta çalıştığı işyerinden elde ettiği kazancı evin geçiminde harcamak içinde mecbur tutulmaz. Koca eşinin kazancına hiçbir şartta müdahalede bulunamaz, kazandığı parasını tasarruf yetkisi kadına aittir. Şayet bu konuda kocasından baskıya maruz kalırsa kadın kocası hakkında dava açabilir de. Görüldüğü gibi kadın gerçek kişiliğini İslamiyet’te bulabiliyor. Kadına özgürlük diye ortalıkta bağırıp çağıranlar, her nedense İslam’ın kadına bahşettiği hakları görmezlikten geliyorlar.
İslamiyet kadını camiye de hapsetmez. Nitekim kadını bayram ve cuma namazlarından da muaf tutmuş mecburiyet getirmemiştir. Asli görevini ihmal etmemek adına İslami vecibelerde birtakım kolaylıklar sağlanmıştır. Peygamberimiz(s.a.v); ‘Ey İnsanlar! Camilere gelmeleri zamanında kadınlarınızı(bu gibi) süs verici elbiseden men edin. Çünkü muhakkak, Ben İsrail hanımları camilerinde kibirlenip ziynetli elbiselerini giymekten başkası ile lanetlenmediler’ beyan buyurarak bir gerçeğe işaret etmişlerdir. Yine Peygamberimiz (s.a.v); ‘Camiye gitmek için kendisine koku süren kadından koku belirtisi oluyorsa o kadın evine dönüp yıkanıncaya kadar Allah tarafından lanetlenir ve namazı kabul olmaz’ buyurmuşlardır.
Kadının asıl görevi evinde çocukların hem maddi hem de manevi eğitimine katkıda bulunmaktır. Böylece sıcak bir yuvada annenin şefkatli ellerinde büyüyen çocuk çok daha sağlıklı olacağı şüphe götürmez. Güçlü nesil, bilinçli toplum iyi bir terbiye eğitimi almış ailelerden meydana gelebilir ancak. Bu yüzden Fransız sosyologu F. Le Play; sosyal incelemenin temel birimi (atom yahut hücre mesabesinde) aile olarak seçer Aile her şeyin başı sayılır çünkü. Eğitimin başlangıcında temel birim olan kadına çok iş düşmektedir. Asli vazifesi gereği yuva içerisinde sağlıklı evlatlar yetiştirmektir. İslam bu yüzden kadına fiziki sorumluluklar yüklememiştir, bilakis evin geçimini kocanın ve devletin omuzlarına yüklemiştir.
İslam’da karıkoca arasında avret yoktur, ama yinede birtakım edeplere riayette var. Çünkü İslam âlimleri birbirlerinin avretlerine bakmalarının unutkanlığa yol açacağını beyan etmişlerdir. Erkeğin dışa karşı avret mahalli diz ile göbek arasıdır, kadının da el ve yüzün dışındaki bütün vücut azalarıdır. Dolayısıyla edep hem içte hem de dışta önemlidir. Dolayısıyla edepsizlik fitne doğuracağından tasvip edilmez. Gözü harama alıştırmamak için evliyaullah gözlerini dışa karşı kapatmışlardır. İmam-ı Azam; göz daima helal haram demez bakmak ister, diyerek bu hususa dikkat çekmiştir. Değil karşı cinse, kendi cinsine bakmanın bile (edep dışı) birçok sakıncaları vardır.
Bazı çevreler erkek kadın münasebetlerinde kadınlarla erkeklerin bir arada bulunmamalarını haremlik selamlık olarak değerlendirip, güya kendilerince eğlenilecek bir şey bulmanın sevinciyle bu konuyu kaşıyarak sürekli dedikodusunu yapıyorlar. Onlar toplu halde, çıplak veya yarı çıplak yaşamayı modernlikten addediyorlar. Modernlikten anladıkları bu olduğu için İslam’ın bu uygulamadaki inceliğini kavrayabilmekten acizdirler. Zaten isteseler de İslam’ın ortaya koyduğu birçok haramların vücuda zehirli bir ok tesir yaptığını anlayamazlar, bu meseleyi izah etmeye kalkıştığımız da bir sürü hakaretlere maruz kalacağımız kesin. Bu konu çok daha su götürür. Çünkü ne anlatan tam derdini ortaya koyabiliyor nede dinleyen kafasındaki ön yargıyı yıkabiliyor. Bir kere bu düşünceye sahip insanlar erkek kadın karışık bir hayat tablosuna alışmışlar, oysa böyle bir hayatın her geçen gün ruhunda birçok şeyler götürdüğünü bir bilse, o zaman Saliha hatunun o ruh halini idrak edebileceği gibi, Saliha kadınlık görünümüne bürünmesi gerçekleşebilecektir belkide. Rasululah(s.a.v); ‘Bir arada bulunan yabancı bir erkekle kadını üçüncüsü şeytandır’ buyurmakta. Evliyaullah bu konuda Rabia’tül Adeviyye dahi olsa kadınla sohbete girme diyor. Zira korkulur ki şeytan seni kandırır demişlerdir. Dolayısıyla İslam’da kadın, yanında helalleri olmadan bir erkekle bir arada bulunmasını halvet sayar. Hz. İsa(a.s) mağaraya geldi, şiddetli bir fırtına vardı o an, oracıkta çadır gördü ve içeri girdi, içerde kadın olduğunu görünce orayı terk etti. Peygamberler masum, günahsız oldukları halde(ismet sıfatı) bu edebe riayet etmişlerdir, peki bize ne oluyor. Zira Peygamberimiz(s.a.v) hiçbir kadına elin vermediği gibi tokalaşmamıştır da. Kadın kısmı İslamiyet’te musafaha ile değil sözle beyat eder ancak. Asrısaadette erkeklerde elle beyat, kadınlarla sözle gerçekleşmiştir.
Kadın erkek arasında, tıpkı mıknatısın eksi ve artı kutupları arasındaki gibi çekim alanı mevcuttur. Evren böyle yaratılmış, incelendiğinde zıtlıklar arasında manyetik çekim, ayniler arasında ise geri itme söz konusudur. Zaten bu çekim alanı olmasa ne aşkın, ne sevginin ne de evliliğin bir anlamı kalır.
Demek ki; İslam harama bakmayı zehirli ok hükmünden saydığı için men etmiştir. Nitekim haram bakışlar doğrudan kalbe sirayet eder, oradan dimağımızı sarar, derken tüm ruh iklimimiz biranda tarumar olur. Harama bakış beyin fonksiyonlarını körelttiği gibi aklıselim sahibi olmamızı da engellemektedir. Çünkü beynin sürekli haramla meşguliyeti insanın yaratılış gayesinden uzaklaştırmaktadır. Ne kadar haramlardan uzak kalınırsa bir o kadarda Allaha yakın olacağımız gün gibi aşikâr. Allaha yakınlık haramlardan uzaklığımız ölçüsündedir.
Sözün özü; Dinimizde kadın hem madden hem de ruhen korumaya alınmış. Dolayısıyla gerçek anlamda özgürlük İslamiyet’tedir. Kadın helal daire çerçevesinde hareket ettikçe hürriyeti Allah’a abd (kul) olmakta bulacaktır.

Kullanıcı avatarı
alperen
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 619
Kayıt: 15 Haz 2007, 23:00

selamın aleykum

İleti yuksel » 18 May 2008, 17:57

selamın aleykum gurban guzel bır bılgı paylasmıssın bızımle Allah razı olsun bıraz buyuk harflerle yazarsan dahda memnun oluruz ınsallah
Kullanıcı avatarı
yuksel
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 371
Kayıt: 27 Oca 2008, 00:00
Konum: bodrum

Re: selamın aleykum

İleti alperen » 21 May 2008, 05:19

aleykümselam.Allah razı olsun.
Kullanıcı avatarı
alperen
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 619
Kayıt: 15 Haz 2007, 23:00


  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Gösterim
    Yazar

  • Reklam

Makaleler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron