Gül Bebek..! : Peygamberimiz Hz. Muhammed ( s.a.v )

Gül Bebek..!

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) hakkında bilinmesi gerekenler, hadîs-i şerifler ve onun mübârek hayâtı, ahlâkı..

Yetkili: Ertugrul, abu_hayat, Zulal, Berzah

  • Reklam

Gül Bebek..!

İleti irena » 26 Åžub 2007, 22:05

Arap çölleri alev ateş kavruluyordu.Kızgın kumları yakan güneş,
katılaÅŸan kalpleri yakamıyordu iÅŸte….

Kum taneleri kadar insaf ve izana sahip olmayan bir millet vardı bu talihsiz yarımadada…

Feryatlar yükseliyordu arzdan arÅŸa doÄŸru….

İnsanlık,geçirdiÄŸi amansız imtihanda sınıfta kalmıştı ki bir nur belirdi ufuklardan….

Kâinat gebeydi,doÄŸum sancıları çekiyordu….

Bu kutlu doÄŸum,insanlığın kaybettiÄŸi vasıflara ilticasının da habercisiydi…

Titriyordu yedi gök….Sıtmaya tutulmuÅŸtu arz….

Bu nuru taşımak kolay olmayacaktı onlar için….

Alışılmışın dışında bir vuslattı bu…

Âlemlerin âlimine kavuÅŸması…

“Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır.
Bu gelen tevhid ü irfan kanudur.”

sesleri muÅŸtuluyordu gelen nur çerağını…

Kimsesizlerin kimsesi,gariplerin hâmisiyle müşerref oluyordu âlemler…

On sekiz bin âlemin Mustafa’sı yola çıkmıştı âlem-i ervahtan….
Aylar paylaÅŸamıyordu bu ÅŸerefli doÄŸumu…
Rebiülevvel bir adım öndeydi bu hususta…
Kıskanıyordu diÄŸer aylar….KeÅŸke,keÅŸke diyorlardı…
Takvimler bu ışık sağanağını taşımakta zorlanıyorlardı.
Çok ağır bir yüktü bu,taşıyanı bahtiyar eden…
Hasta ruhların tabibi, yürek yanıklarının ilâhî merhemi geliyordu tedavi için.

Gökte ay ve güneş bu mübarek gelişe şahit olmak için erkenden kurulmuşlardı
dünya üzerine…
Amine’nin evinden etrafa yayılan ışık,ayın ve güneÅŸin ziyasını gölgede bırakıyordu.
Yırtıcılıkta sırtlanları geride bırakan beşerin kurtuluşunu müjdeliyordu
bu güzel ve mübarek doÄŸum…


“Esselâmu Aleyke, ya Muhammed
Esselâmu Aleyke, ya Ahmed”

diye çınlıyordu asuman…..

Adı güzel,kendi güzel Muhammed dünyaya doğru mukaddes bir yolculuğa çıkmıştı.

Milâttı bu vahÅŸilikte sınır tanımayan insanlık için….

Melekler adını sayıklıyordu ulu serverin….Kubbelerden taşıyordu aminler…

Kandiller yanıyordu semanın derinliklerinde….

O gelmiÅŸti bir seher vakti….Yerle sema nura gark olmuÅŸtu….
Mevcudat onunla müşerrefti artık, ilelebet payidar….
.Bir yetim gelmişti dünyaya...
Sevgili babasını dünya gözüyle görmek nasip olmamıştı kendisine..
Ruhlar âleminde tanışmışlardı bi iznillah…
Bereket dolmuÅŸtu muhterem validesinin istiratgâhına…
Dünyada bir kısım gariplikler yaÅŸanır olmuÅŸtu…
Çünkü bu alelâde bir doğum değildi.
Putlar tersyüz olmuÅŸtu bu geliÅŸin heybetinden…
Küfrün kaleleri yıkılmaya mahkûmdu.İ
nsanlık yepyeni ve apak bir sayfa açıyordu.
Yürekler arınıyordu.

İnsanlığın medar-ı iftiharı olacak o gül bebek doğar doğmaz başını yere koyup
Rabbine secde etmiÅŸti.

O,çocuk hâliyle secdede "Ümmetim, ümmetim" demişti.
DoÄŸuÅŸtan sünnetliydi ve göbeÄŸi de kesilmiÅŸti…
Her hâlinde bir harikulâdelik vardı.

Yaratılanların en hayırlısı ve kâinatın efendisi,doğumuyla cihanı aydınlatmıştı.

Adı güzel,kendi güzel Muhammed’i zor bir istikbal bekliyordu…
Çileli yollardan geçmeliydi.Buna hazırdı zaten…
Rabbi onun ruhunu bunlara hazırlamıştı evvelden.
Sevgili validesinin sütü yetmez olmuştu ona.
Sütanne Halime’nin yanında geçen yıllar baÅŸlamıştı onun için…
Bolluk ve bereket,kıt kanaat geçinen Halime’nin evine taşınmıştı.
Güller Muhammed’inkokusuna gıpta ediyordu.
O güller ki kokularının esrarını onun mübarek tenine borçluydular.

Annelerin annesi Amine’yle, gül yavrusu Medine yoluna revan olurlar…
Emelleri baba yurduna vaslolup o mübarek iklimi teneffüs etmektir.
Öyle de yaparlar.Babayla oÄŸlun farlı bir âlemde vuslatıdır bu….
Bu manzara yürekleri parçalar.
Fakat asıl acıyı yolda annesi Amine’yi gencecik yaşında kara topraÄŸa vermekle yaÅŸar.
Artık yetimliğinin yanında bir de öksüzlüğü kaldırmak zorundadır.
Bundan sonra nurlu dedenin şefkat kanatları altındadır.
Bize bir nefes kadar yakın ve bir gölge kadar uzak olan ölüm dedeyi de
çekip alır rûy-i zeminden…
Bu sefer de Ebu Talib yetiÅŸir yeÄŸeninin imdadına….
Sıcak yuvasının bir parçası olur.

Lat,Uzza,Menat ve bir yığın sözde mabudun önünde diz çöken gafilleri
ateÅŸten çekip kurtarmak için irÅŸat faaliyetlerine baÅŸlar büyük bir iÅŸtiyak ve kararlılıkla…
Sırtına vurulan nübüvvet mührünün çilesine adamıştır kendini.
Acıyı bal etmek ve çileye talip olmak yüce gönüllerin iÅŸi….
Zaman onu Muhammed’ül Emin vasfıyla taçlandırmıştı.

Bundan sonra derin ilmi, kültürü, zenginliği,güzelliği
ve soyu ile devrindeki kadınların en üstünü olan Hatice’yle yolu kesiÅŸen
Resulullah için yeni bir sayfa açılır.
Bu izdivacın meyveleri olarak Zeynep, Rukiyye, Ümmi Gülsüm, Fatıma ve Abdullah gelir dünyaya….
Sonra canından aziz bildiÄŸi mübarek torunları Hasan ve Hüseyin….
Hiçbir şey ona Rabbiyle arasına girecek kadar tesir etmez.
MaiÅŸetini helâl yoldan temin etmek için rızkın onda dokuzu olan ticaretin içinde bulur kendini…

Bir gün “Oku! Bütün mevcudatı yaratan Rabbinin ismiyle ki;
O,insanı kan pıhtısından yarattı, Oku senin Rabbin kalemle yazmayı öğreten,
insana bilmediÄŸini bildiren kerimlerin kerimi ve ihsan sahibidir.(Alak suresi / 1-5)”
hitabıyla karşılaşınca insanlık yepyeni bir dönemece giriyordu.
Risalet yıllarının habercisi olan bu kutlu hadisenin tesiri nur yüzlü Resulü yataklara düşürmüştü.
Fakat insanlığın küfür bataklığına saplandığı bir demde o yatıp uyuyamazdı…

Zira bu hâlde iken ilâhî ikaz hemen geliverdi:
“Ey örtülere bürünüp yatan!Kalk inzâr eyle ve Rabbini tekbir et “
(Müddessir S.,1-3.Ayetler)
Uzun sürecek çileli yılların başlangıcıydı bu ilâhî ferman...
Sonra ayetler yağmur gibi,şimşek gibi,kasırga gibi ardı ardına gelmeye başladı:
“-Sana emrolunan ÅŸeyi açıkla, baÅŸ aÄŸrıtırcasına anlat, müşriklere aldırma”
(Hicr/94)…

Kolay deÄŸildi bu ağır yükü sırtlamak….

Onca yıllar tebliÄŸle geçti…
Müşrikler her geçen gün şiddet ve nefret sağanağını kasırgaya dönüştürdüler.
Bunun yanında nur halkası da her şeye rağmen genişliyordu.
İslâm güneşi,küfrün kara bulutlarını bertaraf ederek hakikate inanan
ve bu uÄŸurda canlarını Hakk’a kurban eden cengâver müminlerin üzerine doÄŸuyordu.

Atalarının batıl itikatları üzere yaşamakta ısrar edenler,o güzeller güzeline yapmadık eza ve cefa bırakmadılar.
Onu Hak yoldan döndürmek için bin dereden su getirdiler..
O nihaî sözünü haykırarak söyledi:
“Bir elime güneÅŸi,öteki elime ayı verseniz yine de bu davadan vazgeçmem”

İslâm’a teslim olan müminlerin kanı sular seller gibi aktı.
Bir zamanlar köle olan Bilâllerin yanık sesi Mekke semalarını çınlattı.
Gökler açıldı Resûl için…
Rabbiyle vuslatı bir lütuftu onun için…
Müşrikler onca mucizeye rağmen küfürde ısrar ederler.
Dinmek bilmeyen zulüm ve inkâr, Mekke’yi yaÅŸanmaz hâle getirir…..

Medine’ye göç etmek için yola revan olurlar.
Ensar ve Muhacirler Medine’de kardeÅŸliÄŸin en güzel numunesini sergileyerek
İslâm’ın çoraklaÅŸan bahçelerini yeÅŸertirler.
Bütün zorluklara karşılık yine de söndüremezler inananların yüreklerinde yanan iman ateÅŸini…

Her geçen gün mahzunlaşır Resulullah….
Sanki misafirdir bu yalan dünyada…
Dost halesine duyduÄŸu aÅŸk ve ÅŸevk gittikçe artar…

Ve bir gün davasına gönül veren ve her biri bir yıldız hükmünde olan ashabını
toplayarak onlara veda hükmündeki son sözlerini irâd eder:

“ Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz!
Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha birleÅŸemeyeceÄŸim…”
Öyle de olur;o mübarek bedeni dünyayı acı ve hicrana boğarak güzeller güzeline kavuşur.

O gün bugündür dünya virandır biz müminler için…
Resulün olmadığı bir dünya ıstıraptan gayri nedir ki?...
Onun yüzü suyu hürmetine halk olunan kâinat,en acı demlerini yaşıyor.
İnsanlığın başında kümelenen kara bulutlar,ancak onun yolundan gitmekle bertaraf edilebilir.
Bilâller ‘in okuduÄŸu ezanlara hasret çoraklaÅŸan yüreklerimiz…
Yoluna yeksân olduğum gönüllerin sultanı,
bil ki bize gayri hiçbir ilâç derman olmaz senin nurundan başka...
Pusulamız puslu,imanımız yara aldı pusuda….
Münzevî çığlıklar uyandırır gaflet uykusunda sabahlayan rind-i ÅŸeydayı…
Gayri gönül terazisi çekmez bu sıkleti….
Refik-i Âlâya yükselen ruhuna binlerce salât ve selâm olsun ey Resûllerin piri!...
Bizi şefaatine eriştir.İrademizi iradene râm eyle ki kurtuluş bundadır.
Çöller suya nasıl hasretse biz ümmetin de iÅŸte öyle sana müştâkız….
Sözler kâfi deÄŸil sana olan aÅŸkımızı izhar etmeye…
Duygularımın tercümanı olan şâir A.Ulvi Kurucu’nun sözleriyle sana olan aÅŸkımı beyan ederim:

“Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,
Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim.

Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbim,
Sensiz bana cennet bile hicrândır Efendim.”

M.Nihat Malkoç
Kullanıcı avatarı
irena
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 173
Kayıt: 26 Şub 2007, 00:00
Konum: dersaadet

  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Gösterim
    Yazar

  • Reklam

Peygamberimiz Hz. Muhammed ( s.a.v )

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir