“Bir Amerikan misyonerinin, Merzifon Amerikan Koleji Hâtıraları” isimli kitabından:
“Zamanla, ziyaret ettiğim câmilerde, kendimi evimde gibi hissetmeye başladım. Câmi ibâdeti oldukça müessirdir. Bin erkek (kadın yok), omuz omuza, birbirinin ardındaki saflarda, birbirlerine sık sıkıya bağlı dururlar. Câmideki ibâdetler, bana daimâ gerçek bir ibâdet olarak gözükmüştür. Yerimde, yapabildiiğim doğrulukta onlara katılmışımdır. Kur’ân’ın ilk sûresi (Fâtiha’yı) dikkatlice inceledim ve kendi duâlarımda ingilizce olarak kullandım.
“Tekke, Hıristiyan sistemindeki manastıra karşılık gelir.
“Nakşibendîler, hareketsiz vücutlarındaki her atomda Allâh’ı zikrederek sezsizlik içinde ibâdet ederer.”
“Şehrimizdeki Rufaî Şeyhi Ali Efendi ile öyle yakınlaştık ki; onun bağıran, dönen, ateş yiyen dervişlerini âyinlerinde kendimi evimde hissetmeye başladım. Cezbe içindeki dervişlerin havasına kapılmamak, vücut ve sesle onlara iştirak etmemek mümkün değildi.” (Misyoner George E. White)
Misyoner White hâtıralarında bizlere ibretlerle dolu gayretlerini de anlatıyor. Meselâ Ermeniler’i, Batılılar’ın söz verip yüz üstü bırakarak zora soktuklarını... Amerikalılar’ın ise yardım ettiklerini... Hatta bir Amerikalı prof. tarafından Başkan Wilson’a takdim edilmek üzere Ermeni devletinin sınırlarını gösteren bir harita çizildiğini ifade ediyor.
1 Şubat 1893’te Merzifon misyoner okulunda çıkan yangınla alâkalı olarak da diyor ki; “Sonunda Türk hükümeti, bizim varlıklarımızı korumakla ihmâli bulunduğunu kabul etti... Ve bize, maddî zararın tahmînî karşılığı olarak, 2.200 dolar tazmînat ödedi. Planlarınızı yeniden gözden geçirdik ve binâmızı tekrar inşâ ettik.”
Evet ibretlerle dolu tesbit ve itiraflar... Bize düşen, bunlardan hisseler çıkarabilmek...


