Nefsânî keyfiyetler iki kısma ayrılır:
Birincisi “hâl”, ikincisi de “meleke”dir.
Eğer nefsânî fiiller gelip geçici olur, nefiste yerleşmezse, ona hâl denir... Meselâ, utanmaktan dolayı yüzün kızarması veya herhangi bir şeye gülmek gibi.
Nefsânî fiiller, hâl gibi gelip geçici değil de sâbit olursa, ona meleke denilir. Cömertlik ve yiğitlik gibi. Lâkin nefsânî keyfiyetler, meleke olmakla beraber, fiiller onun sebebiyle meydana gelmezse, meleke sayılamayacağı gibi; fiillerin meydana gelmesine sebep olmakla birlikte, kolayca değil de, güçlükle ve düşüne taşına meydana gelmiş olursa, o da meleke sayılmaz. Meselâ nefsini zorlaya zorlaya cömertliği âdet hâline getirmiş kimse, cömert huylu addolunmaz. Fakat, imkân ve fırsat bulamadığı için cömertlik yapamayan ve imkân bulunca, bunu yapacak olan kimse de, ahlâken cömert sayılır.
Huy’un cömertlik, yiğitlik ve usluluk gibi olgunluğa sebep olanına fazilet ve güzel ahlâk; cimrilik, korkaklık ve hafifmeşreplilik gibi insan için ahlâken eksikliğe sebep olanına da, rezîlet ve çirkin huy denilir. (Alâüddîn Ali, Ahlâk-ı Âlâî, 1/53-54


