MEŞRUTİYET DÖNEMİ ÇAĞDAŞ İRAN ROMANI : Edebiyat

MEŞRUTİYET DÖNEMİ ÇAĞDAŞ İRAN ROMANI

Edebi Metinlerimizi ve Denemelerimizi Paylaşalım.

Yetkili: abu_hayat, Zulal, Berzah

  • Reklam

MEŞRUTİYET DÖNEMİ ÇAĞDAŞ İRAN ROMANI

İleti irena » 27 Åžub 2007, 13:11

Aslında roman ve hikaye bugünkü anlamında olmasa bile eskiden beri İran edebiyatında mevcuttu ve bunların çoÄŸu manzum olarak kaleme alınmıştır. 11. yüzyıldan bu yana İran edebiyatında, Avrupai romanla ortak özelliklere sahip olan güzel hikayeler göze çarpar ancak bunlar her yönüyle Avrupai roman sayılamaz. Bu hikayelerde, bir romanda bulunması gereken hayal gücü, yaratıcılık, çekicilik ve heyecan vardır ama iÅŸlenen temel konu aÅŸk ve tarihi bir olay deÄŸildir. ÇoÄŸu, bir kahramanı övmek için kaleme alınmıştır. Örnek olarak Firdevsi, Åžahnamesinde Rüstem’i yüceltir över.Bu gruba mensup yazarlar ve ÅŸairler, kahramanlarını olaÄŸanüstü bir güçle sahneye getirirler. İskendername’nin kahramanı olan İskender gibi efsaneleÅŸtirilmiÅŸ tarihî bir sima söz konusudur. Bazen de Emir Arslan ve Hamza gibi tarihî simalara aynı özellikler kazandırılır. Bu nedenlere dayanarak, hikayecinin tarihî bir ÅŸahsiyeti beÄŸenip onun için bir hamase (kahramanlık destanı) yazdığı tahmin edilebilir. Buraya kadar, belirtilen özelliklerin temelde romandan farkı yoktur. Ancak bunun yanında İran hikayelerinde görülen sihir ve cadının da heyecan yaratması bakımından etkisi çoktur.

Åžu kadar var ki, İran hikayelerindeki kahramanlar ve hikayelerin kuruluÅŸ tarzları, romanın doÄŸal sınırını aÅŸtığı gibi, sahte bir görünüm de kazanmaktadır. Bu kahramanlık destanlarının en önemlileri, on birinci ve on ikinci yüzyıllarda kaleme alınan mensur İskendername ve Semek-i ayyâr’dır. Bu iki eserden sonra Dârâbnâme-yi Tarsûsî, Dârâbnâme-yi Bîgamî, Hamzaname, Muhtarname, Huseyn-i Gord, Emir Arslan ve bunun gibi yüzlerce eser yazılmıştır.

İslam peygamberi Muhammed’in amcası Hamza’dan bahseden Hamzaname ve İmam Hüseyin’in kan davasını güden cesur Muhtar-ı Sakafî gibi, kahramanlarının tarihte gerçekten yaÅŸamış olduÄŸu eserler de mevcuttur. kimi yazarlar da, kahramanları tarihte tanınmayan hikayeler yazmaya yönelmiÅŸlerdir. Bu kahramanlar, gerçekte yaÅŸanmış olan ya da tarihî kaynaklarda adına rastlanmayan meçhul kiÅŸilerden ibarettir. Bu tür hikayelerin en ünlüsü Huseyn-i Gord’dur. Tûtînâme, Çihil Tûtî, Hezâr u yek ÅŸeb gibi birkaç hikayeyi içeren öyküler de göze çarpar. Bu tür kahramanlık hikayelerinin en iyi ve son örneklerinden biri Nâsırüddin Åžah zamanında kaleme alınmıştır. Nakîbülmemâlik adlı bir saray adamı her gece Muzaffereddin Åžah’a yatak odasında hikayeler anlatıyor, ÅŸahın kızı Fahrüddevle de mahfil arkasından duyduklarını yazıyordu. Böylece, belki de İran’da kendi türünde yazılan hikayelerin sonuncusu olan Emir Arslan-ı nâmdâr Farsça nesir sermayesine kazandırılmış oldu.MeÅŸrutiyet dönemine gelindiÄŸinde bu dönemin en önemli hikaye ve roman yazarları Muhammed Ali Cemalzade, Sadık Hidayet, Celal Âl-i Ahmed, Muhammed Hicazî, Sâdık Çûbek ve Muhammed Ali Efgânî dir.Birkaç köklü tarihi deÄŸiÅŸimin Fars romanının ortaya çıkması için gereken yolu düzleÅŸtirdiÄŸini söylemek mümkündür.Bunlar ÅŸu ÅŸekilde sınıflandırılabilir:

· Bireyciliğin ve ulusun bireylerinin, orta sınıfın gelişimiyle eşzamanlı olarak kimlik kazanması.

· Sanatçının aristokrat ve saraylı koruyucularından ayrılması, dilin işlevinin değişmesi,nesrin demokratikleşerek gerçekliği betimleme yolunda kullanılması ve sanatçının yeni muhataplarına yaslanması.

· Yazılı eserleri hızlı bir şekilde yaymayı mümkün kılan basım tekniği imkanlarının hazırlanması.

MeÅŸrutiyet döneminde toplumsal iliÅŸkilerde, İranlıların hayata ve edebiyata bakış tarzlarında meydana gelen derin deÄŸiÅŸimi dikkate almadan, İran romanının ortaya çıkış nedenlerini kavramak kolay deÄŸildir. Bu dönemde “statüko”ya duyulan kuÅŸku ve yeni kültürel yollar bulma çabası, ataerkil sessizliÄŸin ve rehavetin yerini alır. Yeni düşünceler ortaya atılır, yeni oluÅŸan orta sınıfın düşüncelerini ve davranışlarını ifade eden ve açıklayan aydınlar belirir. Bunların yazdıkları seyahatname türündeki öyküler, öykücülük bakımından okunmaya deÄŸer oluÅŸlarından çok, meÅŸrutiyet devrimi eÅŸiÄŸinde kara cehalet ve istibdat güçlerinin egemenliÄŸi altındaki halkın yaÅŸam tarzını tasvir etmeleri dolayısıyla dikkate deÄŸerler. BaÅŸlangıçtaki romanlar biçim ve içerik bakımından geleneÄŸi kırmak istemekle birlikte, klasik edebi yöntemlere sıkı sıkıya baÄŸlıdırlar. İran kıssacılığı geleneÄŸiyle Avrupalı eserlerin çevirisinin etkisi altında meydana gelen bu eserler, eski deÄŸerlerin sarsıldığı ama modernist inançların da henüz saÄŸlamlaÅŸmadığı bir kültürel geçiÅŸ aÅŸamasını gösterirler.İlk modern sefernameyi, İngiltere’ye gönderilen bir öğrenci olan Mirza Salih-i Åžirazi, İngiliz liberalizmini yüceltmek maksadıyla yazmıştır. Mirza Ali Han Eminu’d-devle de, nesrinin güzelliÄŸi, kiÅŸiler ve mekanlar konusundaki ustaca canlandırmasıyla dikkati çeken bir sefername yazdı. Ancak sefername türündeki ilk öyküleri Meragai ve Talibof yazmıştır.

Meragai ve Talibof’un romanları ÅŸu zanla sona erer: “Kanuna dayalı yönetim, ancak eski düzenin araçlarıyla kurulabilir.” Bu, İran orta sınıfının isteklerini kendi içinde saklayan bir zandır.Bu sınıfın eÄŸilimlerini sanatsal biçimde yansıtan aydınlar, eserlerindeki ilerici yönlere karşın, odalizm ile saltanatın yok olmasını, sonuçta da sömürge sultasının yıkılmasını isteyemezler. Onların bu kısıtlanmışlığı, İran orta sınıfının, tarihin belirli dönemindeki bilinç kısıtlanmasından kaynaklanır.

MeÅŸrutiyet ortamının hazırlanması ve ÅŸekillenmesinde etkili bir rol oynayan bu deÄŸiÅŸim döneminin aydınları, aydınlanma çağı Avrupa’sının isteklerinin etkisiyle, kanunun ve düzenin istibdadın ve zorbalığın yerini almasını; bilimin ve bilginin cehaletin ve karanlık düşüncelerini yerine geçmesini ve mevcut toplumsal iliÅŸkilerin toplumsal burjuvazi iliÅŸkilerine dönüşmesini isterler. Bunlar meörtuiyet edebiyatının en önemli özelliklerinden biri olup 1340/1961 yılına dek İran edebiyatının en temel hedefleridirler. Bu dönemde “eskilerin reddi ve yenilerin kabulü”, İran’ın öncü aydınlarının Avrupa kültürüne ve düşüncesine hayran kalmasına neden olur. Her ÅŸey modernelist ölçülerle ölçülerek İran’ın geri kalmışlığı eleÅŸtirilir.

Meragai gibi ilericiler, her ne kadar İranlıların karanlık günlerini Avrupalıların ilerleyişiyle kıyaslayarak halkı ülkenin durumunun vahameti konusunda bilgilendirseler de, batı uygarlığını hiçbir değişiklik yapmadan almayı düşünen, sade yazmanın öncülerinde olan Mirza Malkum Han benzeri yazarların aksine, batıdaki ilerlemelerin ulusal çıkarlara uyarlanmasını talep ederler. İlk İran romanları, biçim ve içerik yeniliği bakımından, İran edebiyatında yeni bir oluşum sayılır ve Fars nesrinde yeni bir dönem başlatırlar. Bu edebiyat, keskin bir sınıfsal mücadele dönemini yansıttığından, göz önüne aldığı toplum kitlelerinin psikolojisini ve emellerini açıkça tasvir eder.
Kullanıcı avatarı
irena
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 173
Kayıt: 26 Şub 2007, 00:00
Konum: dersaadet


  • Reklam

Edebiyat

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir