ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEMEK : İslami Bilgi ve Kaynaklar

ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEMEK

İslâmla ilgili bilmek istediklerimiz, dînimizin güzellikleri, Rabbimizin emir ve yasakları...

Yetkili: Ertugrul, abu_hayat, Zulal, Berzah, ucharfbesnokta

Forum kuralları
Yazılarınızda mutlaka kaynak belirtiniz. Sadece site linkli kaynaklar kabul edilmemektedir. Konularınızın silinmesine sebep olabilir.
  • Reklam

ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEMEK

İleti ebuammar » 18 Haz 2008, 12:15

[font=Georgia]ALLAH’IN İNDİRDİKLERİYLE HÜKMETMEMEK


Ebu Katade el-Filistini




Bunun Şekli ve Çağdaş Gruplar Tarafından
Yapılan Yorumları

Allahu Teala şöyle buyurur: “Her kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendileridir” (5 Maide/44)

Çağımızda hiçbir ayet, bu ayet-i kerime kadar tartışılmamıştır. Günümüz fırkalarının herbiri, kendi görüş ve düşüncelerini bu ayete dayandırmak istediğinden, te’villeri de buna göre yapmaktadırlar. Mesela bunlardan bazılarına göre, Allahu Teala’nın indirdiği ile hükmetmemek, ameli bir küfürdür. Bunlara göre ameli küfür, küçük küfürdür. Dolayısıyla Allahu Teala’nın hükmünü terkedenler, sadece günahkar olurlar. Allah’ın hükmünü reddetmedikçe, bu yaptıkları, onları dinden çıkarmaz. Bu görüşü savunanlara göre, Allah’ın hükmü ile hükmetmeyenleri tekfir etmek, istisnasız bütün günahların dinden çıkardığını savunan Haricilerin görüşüdür.

Bazılarına göre ise, bu ayet Müslümanlar hakkında inmiş değildir, bilakis Yahudi ve benzerleri hakkında inmiştir. Dolayısıyla ayeti Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmetine hamletmek, hatadır.

Ayet-i kerime’de anlatılmak istenen hususun anlaşılması için birkaç noktaya değinmek istiyorum, şöyle ki:

Birinci Nokta: Ayet, Kitap ve Sünnet’i terkedenlerin hükmünden bahsetmektedir. Yoksa Kitap ve Sünnet’ten başkasıyla hükmedenlerin hükmünden bahsetmemektedir. Bu ikisi arasında ise büyük fark vardır. Ayette, kendisine gelen bir konu hakkında, bildiği halde, Allah’ın hükmünü terkeden hakim kastedilmektedir. Eğer bu hakim, aynı zamanda Allah’ın indirdiğinin dışında bir hüküm ile hükmederse, o zaman iki suçu birden işlemiş olur.

İşlemiş olduğu bu suçlardan ilki, Allah’ın indirdiğini terketmek, ikincisi ise Allah’ın indirdiğinin dışında bir şey ile hükmetmektir. Bunlar ise ayrı ayrı konulardır. Çünkü ikincisi birincisini kapsadığı halde; birincisi, ikincisini kapsamamaktadır.

İkinci Nokta: Peygamberin sünnetindeki bazı ibareler, küçük küfre delalet ettiği halde, Kur’an’ı Kerim’de küçük küfre delalet eden hiçbir ayet bulunmamaktadır. Hatta Şatıbi şöyle der: “Kur’an’ın bütün hükümleri nihai hükümlerdir. Ancak sünnette nihai hükümler olduğu gibi nihai olmayan hükümler de bulunmaktadır. Dolayısıyla Kur’an’da küçük küfür anlamına gelebilecek herhangi bir küfür sözcüğü bulunmamaktadır.”

Üçüncü Nokta: Peygamberin sünnetinde varid olan büyük küfür ile küçük küfrü birbirinden ayıran çeşitli yollar bulunmaktadır. Bu yollardan biri de, İbn-i Teymiye’nin “el-İmanu’l-Kebir” isimli eserinde belirttiği gibi, bu kelimenin belirli (marife) ve belirsiz (nekre) olarak kullanılmasıdır. Belirli isim şeklinde kullanılan küfür kelimesi, sadece büyük küfre delalet ederken, belirsiz isim şeklinde kullanılan küfür kelimesinden büyük küfür mü, küçük küfür mü kastedildiğinin anlaşılması için karineye ihtiyaç duyulur.

Allah’ın indirmediği ile hükmetme kapsamına, külli anlamda giren durumlar olduğu gibi cüz-i anlamda giren durumlar da bulunmaktadır. Ümmetin icması ile ayetin kapsamına külli anlamda giren durumlardan bazıları şunlardır:


Teşri (Kanun Koyma, Yasama): Şatıbi şöyle der: “Her bid’at (az da olsa) geçerli olan temel prensip için ya ilave bir teşri ya bir eksilme ya da onu değiştirme anlamına gelmektedir. Bunların hepsi de geçerli olana bir lahika niteliğini taşımakta ve buna zarar vermektedir. Bilerek şeriatta böyle bir tasarrufta bulunan kimse kafir olur. Çünkü az veya çok, şeriatta fazlalık, eksiklik veya değiştirme küfürdür.” Anlaşılacağı üzere Şatıbi, az ve çok ayırımı yapmaksızın mutlak anlamda teşride bulunmayı küfür olarak nitelemektedir. Çünkü teşrinin anlamı Allahu Teala’nın emrini ve hükmünü kabul etmemektir. Bu ise, bütün ümmetin icması ile küfürdür. İbn-i Teymiye (Rahimehullah) şöyle der: “Hakkında icma olan bir haramı helal kılan veya helali haram kılan ya da şeriatı değiştiren kişi, ümmetin ittifakı ile mürted olur.”

Şenkıti şöyle der: “Allahu Teala’nın koyduğu yasalara muhalif olan yasalarla hükmetmek, göklerin ve yerin yaratıcısına küfür anlamına gelir.”

İnkar ve Yalanlama Olmadan Allahu Teala’nın Hükmünü Reddetmek: Cassas şöyle der: “İster kendisinde şüphe olduğu için olsun, ister teslimiyeti kabul etmediği için olsun Allahu Teala’nın veya Rasulullah’ın emirlerinden herhangi birini reddeden kimse dinden çıkar.”

Kişinin, Kendisini, Allahu Teala’nın Hükmünden Başkası İle Yükümlü Tutması: İbn-i Teymiye şöyle der: “Allahu Teala’nın ve Rasulü’nün hükmüne bağlanmayan kafirdir. Allahu Teala, kendi zatına yemin ederek, Allah’ın ve Rasulü’nün hükmüne razı olmayanların mü’min olmadığını bildirmektedir.”

Muhammed bin İbrahim, “Tahkimu’l-Kavanin” isimli kitabında şöyle der: “Bu ayetin kapsamına giren en büyük ve en kapsamlı küfürlerden biri de, şeriata inatla karşı çıkıp, hükümlerine mukavemet göstermek; Allah ve Rasulü’ne muhalefet ederek bugünkü kanunlar gibi Kitap ve Sünnet’e ters olan kanun ve yasalar yapmaktır. Bugün İslam ülkelerinde uygulanıp, halkın tabi olduğu kanunlar Fransa, Amerika, İngiltire ve benzeri ülkelerin kanunlarından alınıp hazırlanan kanunlardır. Şehadet kelimesi ile taban tabana zıt olan bu davranıştan daha büyük bir küfür düşünülemez.”

Cüz’i anlamda bu ayetin kapsamına giren durumlara gelince, bunlardan bazıları şunlardır:

Allahu Teala’nın Hükmünü Reddetmeden Veya Günaha Helal Gözüyle Bakmaksızın Dinden Çıkarmayan Günahları İşlemek: Bu da Allah’ın indirmediği ile hükmetme kapsamına girmekle beraber, her yönüyle değil, cüz’i anlamdadır. Yani bunun mahzurlu olduğuna delalet etmektedir. Nitekim Kurtubi şöyle der: “Allah’ın, müşrikler hakkında indirdiği hükümlerden, Müslümanlara uygun hükümler çıkarmakta garipsenecek herhangi bir durum yoktur. Nitekim Ömer (Radıyallahu Anhu), zamanındaki sahabelerin bolluk içinde olduklarını görünce, bu durumlarına itiraz kabilinden olmak üzere şu ayeti delil getirdi:

“Dünyadaki hayatınızda bütün güzel şeyleri harcadınız, onların zevkini sürdürdünüz.” (33 Ahkaf/20)

Bu ayet, kafirler hakkında nazil olduğu halde, Ömer (Radıyallahu Anhu) bu ayeti, durumlarına göre Müslümanlar için de bir tehdit ve uyarı olarak anlamakta ve hiçbir sahabe de buna itiraz etmemektedir.” Kurtubi’nin bu görüşüne Şatıbi de katılmaktadır. Bu küfre, küçük küfür veya kişiyi büyük küfre götüren küfür denir. Bu küfrün acı meyvesi, daha çok ölüm esnasında ortaya çıkar.

İdarecilerin Baskı ve Zulümleri: Şer’i bir dayanakları olmadığı halde haksız olarak Müslümanların malını alan, onları kaldıramayacakları şeylerle yükümlü tutan idareciler de, bir önceki kısımda zikredilenler gibi, bilinen anlamıyla kafir olmamakla beraber cüz’i anlamda ayetin kapsamına girmektedirler. Yani bunların küfrü, küçük küfür ve yerilen günahlardan bir günah niteliğindedir.

Görüldüğü üzere, külli anlamda ayetin kapsamına girenler, bilinen anlamıyla kafir olurken, cüz’i anlamda ayetin kapsamına girenler, işlediği günah derecesinde küfre yaklaşmaktadırlar. Bu konuda üç görüş bulunmaktadır:

İfrat Taraftarları: Bunlar, Haricilerdir. Bunlara göre bütün günahlar küfürdür ve aynı derecededir. Dolayısıyla günah işleyen herkes bu ayetin kapsamına girmekte ve kafir olarak nitelenmektedir. Nitekim bunlar, Cemel ve Sıffın Savaşlarına katılanları, Ali ve Muaviye askerlerini ve yine cüz’i anlamda yukarıdaki ayetin kapsamına girenleri de tekfir etmektedirler. Çünkü onlara göre ayet, ancak büyük küfre delalet etmektedir.

Tefrit Taraftarları: Bunlar, Mürcie’dir. Bunlara göre günahı helal görmedikçe veya inkar edip yalanlamadıkça, hiçbir şekilde Allahu Teala’nın indirdiği ile hükmetmemek, bilinen anlamıyla büyük küfür değil, olsa olsa küçük küfürdür. Delilleri ise İbn Abbas’ın şu sözüdür: “Bu, sizin anladığınız küfür manasında, kişiyi dinden çıkaran bir küfür değildir.” Bunlar da bir öncekiler gibi, bid’at ve dalalet ehlidir.

Orta Yolda Olanlar: Bunlar ise, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’tir. Bunlara göre ayet, zahirine göre hamledilmekte olup herkes, ayetin kapsamına girdiği ölçüde ayetin hükmüne dahildir. [/font]
Kullanıcı avatarı
ebuammar
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
 
İleti: 26
Kayıt: 16 Haz 2008, 23:00


  • Reklam

İslami Bilgi ve Kaynaklar

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir