"Yavuz, Mısır'a girdiği zaman halk Yavuz'un ihtişamını seyretmek
için
pencerelere koştu ve caddeleri doldurdu. Yavuz ise, en önde değil,
mütavazi
askerlerinin ortasında yürüyordu. Kavuğu ve elbisesinin de
etrafındakilerden
bir farkı yoktu. Mısır dönüşü Şam'da Cuma hutbesinde
kendisinden
bahsedilirken "Mekke'nin ve Medine'nin hakimi" (hakimü'l-harameyni)
denince;
"Yok yok, belki hizmetçisi" (hadimü'l-harameyni) diye ağlayan kanlı
gözlerle
cevap verdi.
İstanbul'a dönüşte gündüz Üsküdar'a vasıl oldular. İstanbul
halkının,
kendisinE büyük tezahürat yapacağını haber aldığında
arkadaşı Hasan Can'a:
"Hava kararsın, herkes evine dönsün, sokaklar boşalsın, ben ondan
sonra
İstanbul'a gireyim. Fanilerin alkışları, zafer takları ve
iltifatları bizi
maÄŸlup edip yere sermesin!..." dedi.
Yavuz'un lalası olan Hasan Can, Yavuz'un vefatını şu şekilde
anlatır:
"Sırtında şîrpençe adı verilen bir çıban çıkmıştı. Çıban
kısa zamanda
büyüdü, bir delik haline geldi. Yaranın içinden Yavuz'un ciğerini
görüyorduk. Kendisi çok muzdaripti. Yanına yaklaştım:
"Padişahım artık Allah Teala ile beraber olmak zamanınız herhalde
geldi!"
dedim.
Koca sultan döndü, yüzüme hayretle baktı:
"Hasan!... Sen beni bu ana kadar kiminle zannediyordun?.. Bana bir
Yasin
oku!" dedi. Ve Yasin'in arasında ruhunu Rabbine teslim etti.
Dokuz senelik saltanatı boyunca kazandığı muazzam zaferler,
dünyaya ait üniformalar, fanilerin iltifatları kendisini sekre sürükleyip
mağlub edemedi. Daima Rabbi ile beraber olabilmek, yanlız ona kullak
edebilmek ve yanlız ondan yardım istemek şuuru ile yaşadı.
işte bizler böyle önemli şahsiyetlerin torunlarıyız atalarımız ne buyuk zaferler kazanmış ne buyuk iman göstermişler neden.?islamiyeti hakkı ile yaşadıklarından gurur kibir bilmediklerinden iyi bir yönetici olduklarından yüce rabbim şefaatlarına mazhar kılsın biz acizleri..selam ve duam ile




