Birkaç ay önce “Sınav” filmine gittim. İlk beÅŸ dakikada aÄŸlamaya baÅŸladığım için, film bittiÄŸinde sokaÄŸa çıkarken yaÄŸmurlu bir gün olmasına raÄŸmen, kara gözlüklerimi taktım. Yanımda kızım vardı. Anne gözlük dudaklarını saklamıyor ki dedi. Ne vardı bu kadar aÄŸlayacak! Siz bana bakmayın. “O Åžimdi Asker” filminde de bütün salon kahkahaya boÄŸulmuÅŸ gülerken; usul usul aÄŸlamıştım.
Filmi hiç beÄŸenmedim. Çok kötü ve çok kötücüldü. Olumlu tek bir kare olmaz mı. Yoktu. Bütün aileler kötüydü. Bütün aileler!!! Niye aÄŸladım? Filmin başında bir rüya sahnesi var. Babası komiser olan öğrencinin gördüğü rüya. Rüyasında polisler sınav sorularını iÅŸkence altında soruyor. X ne demek y ne demek türünden sorular. Öğrenci cevap vermeye çalışıyor. Sonunda sorgucu polislerden biri siz kendiniz için bir ÅŸey yapmaz mısınız diyor. Beni bitiren cümle bu iÅŸte. Çocuklarımızın kendileri için hiçbir ÅŸey yapmalarına vakit yok. Sabah okul. Okul çıkışı dershane. Sonra ev. Evde ders çalışılacak. Bunca yorgunluÄŸu atlatabilmek için yemek bile yiyemeden abur cubur ile öğün geçiÅŸtirilecek. Uykunun bile merhem olamadığı yorgunluk ile asla “yeni” olamayacak bir güne baÅŸlanacak!
Bir ülke, çocuklarına bunu nasıl yapar?
Eğitim- Sen birkaç hafta önce açıkladı. Öğrenci başına 8 milyar para harcıyormuş aileler. Bu para eğitime aktarılsa sınavsız eğitim sisteminin gerçekleştirilebileceğini söylüyor Eğitim -Sen.
8 milyar harcamak işin maddi boyutu. Para harcayan aileler çocuklarını diğer çocuklarla paranın imkanlarında eşitlemek için dershaneye gönderiyor. Ya parası olmayanlar. Ben kendi çocuklarım için para harcarken, içimin acıdan katılaştığını hissediyorum. Ya kimselere ulaşamayan, orada bir yerlerde umutsuzluk içinde bekleyen gençler, çocuklar ne olacak!? Adaletsizliğe gönlüm razı olmadığı için çıldırmamak için gözyaşına sığınıyorum işte.
Bir filmi bahane edip de, salya-sümük ağlayan kadın olmanın dışında bir şey gelmiyor elimden.
Kendi çocuklarını yiyen bir eğitim sistemi bizimki. Öğrenciler okulda öğreniyorlar. Öğretmenlerin öğrettikleri üzerinden sordukları soruları başarı ile cevaplandırıyorlar. Ne var ki aynı konu test olarak karşılarına çıktığında soruyu bir türlü çözemeyerek, test tekniğini kapmak için ille de dershaneye gitmeleri kaçınılmaz oluyor. Bu durumda eğitim sistemimiz kendini imha etmiyor mu?
Devlet okulda başka bir yöntem ile ders işlettirip, sonra da başka bir yöntem ile cevaplanması gereken sorular ile sınav yaptığı için; dershaneler, eğitimin en muhkem kurumu olarak ailelerin parasını, çocukların vaktini, enerjisini heba ediyor. Eğitim, sınıf atlamayı gerçekleştirebilecek en etkin kurum iken, sadece parası olanların çocuklarına eğitim verdiği bir anlayış, gittikçe hayatımızdaki varlığını arttırıyor.
Bütün bunları neden şimdi yazıyorum. Okullar tatil. Dershaneye gidecek parası olanlar dershaneye gidiyor. Parası olmayan çocuklar bu boş günlerde ne yapıyor hiç düşündünüz mü? Belki ben de düşünmezdim. Maltepe'de bir dershanenin önünde iki çocuğun konuşmasına kulak misafiri oldum. Oracıkta durmuş minibüs bekliyordum.
“Kazanacak mı lan bu hayvanlar!!!”
“Yok lan bunların babaları paralı, kafaları beyinsiz. Gider gelir dururlar.”
“Kimi ÅŸiÅŸledin?”
“Ablamın çalıştığı ÅŸirketi.”
“Niye ki?”
“Kızı iÅŸten çıkarmışlar durduk yere. Ben de bir güzel çökerttim. Zor toplanırlar.”
Sesin sahibi kimdir diye dönüp bakamadım. Neden mi? Korkudan. Sesleri, konuşma şekilleri insanın içini donduruyordu. Bilgisayar kurdu olan bu gençler, kabiliyetleri oranında bir istikbal bulamadıkça, belli ki daha da kinlenecekler. Ve kim bilir bir gün kim tarafından keşfediliverecekler.
Eğitimde fırsat eşitliği her aşamada yeniden bozuluyor. Gençliğine gelecek vaad edemeyen bir ülke olduğumuz üzerinde konuşup tartışamadan bir arpa boyu yol alabilmemiz mümkün değil.
Oysa Türkiye'de aydınlar, bütün sorunlara kendi sınıflarının penceresinden bakıyor. GençliÄŸin başında alev, yüreÄŸinde kor saklı. Siyasiler bu ateÅŸe kendi “ocaklarını” tutuÅŸturmak için talip. Köşeciler bu ateÅŸ üzerinden ya kendini seyretmeye kalkıyor ya iyi bir kebap nasıl piÅŸirilir edasıyla yaklaşıyor. Bir de bu ateÅŸ üzerinden “ışık ve ses ayarı” yapanlar var.
Ülkemizde gençlere hayat enerjisi aşılayan, yerli kitaplar yayınlayan bir yayınevi olmadığını biliyor muydunuz? Yer gök çocuk yayınları kaynarken; gençlik yayınları, tuzu kuru sınıfların ithal kitapları etrafında dönüyor. Gençlik yayınları “eÄŸlenceli bilgi” serisinden ibaret.
[u]Hep beraber “eÄŸlenerek” yok oluyoruz ya.
Ne diyeyim. Ciğerim yanıyor, ciğerim yandıkça içimde söz birikiyor. Ama kimseler duymuyor. Duymuyor. Duymuyor. Duymuyor.
Fatma K.BARBAROSOÄžLU 06/02/2007




