Nihayet iÅŸ buraya kadar vardı. Ankara’da bir genç kız, tanıştığı bir delikanlı ile evlenmek istedi. Anne-baba, abla ve aÄŸabey bu evliliÄŸe karşı çıktı.
Fakat genç kız, kararını çoktan vermişti. Anlaştığı ve sevdiğini sandığı o delikanlı ile, ne pahasına olursa olsun, mutlaka evlenmek istiyordu.
Seven ve bu sebeple evlenmek isteyen genç kız, evlerinin anahtarını delikanlıya verdi. Kurduğu plan, ne sevmekle, ne de yuva sahibi olmakla ilgiliydi.
Çünkü, sevgisizliğin dipsiz karanlığına inecekler ve bir yuva yıkacaklardı. Hem de sevgisizliğin inanılmaz boyutlarıyla kana boyanacak olan yuva, genç kızın yetiştiği yuvaydı.
Genç kız, evliliğinin önündeki engelleri kaldırmak için görevlendirdi evleneceği adamı. Daha doğrusu, adamlıktan habersiz bu adamı, anne babasının katili olmakla görevlendirdi.
Delikanlı bu inanılmaz görevi kabul etti. Böyle biriyle evlenilir mi diye düşünmeden “tamam” dedi. Anne-babasına bile böylesine düşman olabilen birinden ben dostluk görebilir miyim demeden harekete geçti.
Genç kız da hiç düşünmedi ki, böyle bir hunharlığa tereddütsüz karar verebilen bir adamdan eş olabilir miydi?
Evet, akıl susmuş; sevgi, şefkat ve merhamet ise, ihtirasla örtülmüştü.
İhtirasın canavarlaştırdığı varlık, eve girdi. Önce babayı öldürdü. Dışarıda bekleyen genç kız, ona bir mesaj attı:
“Annemi halledince beni çaldır!” diyordu.
Delikanlı bir süre sonra onun cep telefonunu çaldırdı.
Bunun üzerine genç kız eve geldi ve ablasının kanına girmekte asla tereddüt etmedi. Eve en son gelen ağabeye güç yetiremeyen canavarlar, yakayı ele verip suçlarını itiraf ettiler.
Sonunda iş buraya kadar vardı.
Nasıl oldu da, bu ve benzeri canavarlıkları yaşayan insanlar yetişti bu ülkede?
Üç kuruş uğruna anne babasını kiralık katillere teslim edenler, neden çoğaldı?
(Vehbi Vakkasoğlu alıntı)





