Dualarınızdan mahrum bırakmayın bu laik ağabeyinizi..


Edebi Metinlerimizi ve Denemelerimizi Paylaşalım.

Moderatörler: ucharfbesnokta, Ertugrul

Dualarınızdan mahrum bırakmayın bu laik ağabeyinizi..

Mesajgönderen KafKef » 01 Eyl 2008, 09:14



Küçücüktüm. Sıkı sıkı laik olmam tembihlendi bana. Okul sıralarında öğrenecektim ki, “Her çocuk laiklik fıtratı üzerine doğar; cahil ve taşralı babası, başörtülü ve köylü anası onu hıristiyan ya da yahudi hatta –Allah korusun- müslüman bile yapabilir.” Tanrı beni affetsin, babamdan alacağım harçlık hatırına, anamın önüme koyduğu tadına doyulmaz dolmalar uğruna, evde laik değilmişim gibi davranmak zorunda kaldım. Çocukluğumun laiklik günlerini korku ve ürpertiyle geçirdim. Kendimi çöllere vurup kimselerin duymayacağı yerlerde “Ben laikimmmm...!” diye avazım çıktığı kadar bağırmayı çok özlediğim oldu. Gece yarısı teheccüdlere kalkıp “Ben laikim, ben laikim, ben laikim...” diye gizli gizli 99’luk tesbihler çekemedim.

Biraz daha büyüdüğümde, evrende her şeyin Tanrı’nın buyruğu altında olduğunu söyleyen din bilgisi öğretmenimin saldırısına uğradım. “Güneş, ay ve yıldızlar Tanrı’nın belirlediği yörüngelerde akar”mış! Hatta bazı kendini bilmez fen bilgisi öğretmenleri de aynı şeyi söyleyince, laikliğe olan imanımı, yönümü gizlice Ankara’ya doğru çevirerek, bir nevi kalbî rabıta yaparak, tazelemek zorunda kaldım. Tek avuntum, güneş, ay ve yıldızların çok uzakta oluşuydu. Yeryüzündeki laikliğim için bir tehdit oluşturmaları uzak bir olasılıktı. Tanrı laik gençlerimizi korusun böylesi fitne fesat hocalardan.

Zor günler geçirdim. İlkgençlik yıllarımda “Kamusal alanda Allah’a yer yoktur!” diyen kahraman ablalarım yoktu. Yıldızdan, aydan, güneşten geçtim; gögsüme kadar sokulmuş kalbimin bile Allah’ın dilediği gibi çalıştığını o günlerde acı bir gerçek olarak öğrendim. Doğuştan asil olan kanımın da, ben uyurken meselâ, benden habersiz, benim iyiliğim için binlerce kilometre tutan damar ağımda Allah’ın rahmetiyle sorunsuzca dolaştırıldığını söylediklerinde, laik olmayan bedenimden utanmaya başladım. Kamusal değil tanrısal bir alanda yaşadığımı dehşetle farkettim. Ergenlik sivilcelerimin sebebi de Allah bilir budur. Üstelik, “Kamusal alanda Allah’a yer yoktur!” diyen kahraman laik ablamın video görüntülerini tekrar tekrar seyretseydim o günlerde, bu sözleri bile dilini, damağını ve dudağını kullanarak, yani tam da Allah’ın belirlediği bir yöntemle, yine Allah’ın emriyle aldığı nefesi gırtlağında Allah’ın kurallarına göre belirlenen bir mekanizmayla sese dönüştürerek söylediğini görecek, laikliğe imanım ortasından çat diye çatlayacaktı. “Kamusal alanda Allah’a yer yoktur!” cümlesini bari, Allah’ın belirlemediği bir yöntemle söyleyemez miydi, Allah aşkına? Bir laiki, sözlerini ağızlarını kullanarak ifade eden imamlarla aynı safta görmek beni hayli üzerdi doğrusu.. Tanrı’ya şükür ki iman zaafımın olduğu yıllara denk gelmemiş bu görüntüler!

Yaşım kırkı geçti. İlkgençliğin ukala sorgulamalarını, çocukluğumda aklıma musallat olan fitne fücur düşünceleri bir kenara bıraktım. İnancı sağlamlaşmış bir laik sayabilirim kendimi. Üstelik, laiklik konusunda oldukça katı inançlı imamlarımız, yani önderlerimiz var artık. Misal: Geçenlerde Deniz adında bir büyüğümün kalabalıkları yara yara Salacak sahiline doğru yürümesi, yanına “din kardeşlerini” de alıp cemaat halinde şarap içmesi beni öylesine duygulandırdı ki, “işte”, dedim, “koyu dindar bir laik böyle olmalı!” Şaraplarını öylesine kutsal bir vecd içinde içiyorlardı ki, laik olmayan Arapların şehri Mekke’de, laiklik gafillerinin yuvalandığı Kâbe’nin dizi dibinde kutsal zemzem suyunu huşû ile içmelerine ancak böylesine şık bir karşılık ve laik bir alternatif bulunabilirdi. Ne diyebilirim; helal olsun!
Bir de içimi yakıp kavuran büyük özlemimi buraya yazayım ki, bana dua edesiniz. İlk fırsatta, ben de bir çok “hacı laik kardeşim” gibi, Ankara’daki muhtelif mübarek mermerlere yüz sürüp göz yaşı akıtmak, kutsal Tandoğan meydanında “Türkiye laiktir, laik kalacak!” şeklinde telbiyeler getirmek, gökleri Allah’a rağmen delen adı üzerinde laik ve yüce “gökdelen”ler etrafında tavaf etmek, Köşk’ün gül kokulu örtüsünden bir parça koparıp evimde kıbleye asmak, -kahrolası gafletim yüzünden- kendi çocuklarım için yapamadığımı ileride doğacak ilk torunum için yaparak göbek bağını Anıtkabir toprağına gömmek istiyorum. Dunızdan mahrum bırakmayın bu laik ağabeyinizi..


Senai Demirci...
Yine bir kanayan yaraya değiniyor...
Kuzular için ağlayan kurtlar da vardır hayatta(umarım)(Yunus Özyavuz)
KafKef
Özel Üye
Özel Üye
 
Mesajlar: 1119
Kayıt: 12 Tem 2008, 23:00
Konum: Ankara

Reklam

Dön Edebiyat

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir