Parmak uçlarından ötesi..


Edebi Metinlerimizi ve Denemelerimizi Paylaşalım.

Moderatörler: ucharfbesnokta, Ertugrul

Parmak uçlarından ötesi..

Mesajgönderen Berzah » 01 Eyl 2008, 14:02



Parmak uçlarını görüyorsun önce. Gördüğünden habersizsin. Görür olduğunu bilmiyorsun. Sadece görüyorsun. Görür ve görünür

halde buluyorsun kendini. "Önce" gördüğünü bile bilmeden görüyorsun. "Sonra"lardan haberin yok... İlk hareketin oldukça basit ve sessiz: Başparmağını

işaret parmağına değdiriyorsun. Dokunma duyusuyla tanışmak üzeresin. İlk kez dokunuyorsun. Parmak uçlarında buluyorsun varlığını. Parmağının parmağına

değmesi için kalbinin tıkır tıkır çalıştırıldığını bilmiyorsun henüz. Farkında değilsin ama parmak ucun dokunabilsin diye, parmak ucun dokunulabilir olsun diye

kılcal damarlarında adlarını ezberleyemeyeceğin, sayılarını hesap edemeyeceğin, gözünle göremeyeceğin, hızlarına yetişemeyeceğin kan hücreleri dolaşıyor.

Parmağının parmağına değmesine izin veriliyor. İzin verildiğinin bile farkında değilsin. Harekete niyetlenir niyetlenmez alıyorsun izni. Hiç bekletilmiyorsun

eşikte. Dilediğini dilediğince yapıyorsun. Parmağın parmağına bitişiveriyor hemen. Sayısız kere ve sancısız. Zahmetsizce ve hiç bedelsiz. Adını bilmediğin

eklemlerin hiç itirazsız söz dinliyor. Hiç görmediğin incecik kasların teninin altında kasılıp gevşiyor. Parmağını parmağına bitiştiriyorsun sinirlerinden geçen

sayısız ve sessiz, hızlı ve hikmetli mesajlar sayesinde. Şaşırman gerektiği halde şaşırmıyorsun. Olsun. Şaşırmamana da şaşırmalı. Nasılsa her şey bildik ve

tanıdık geliyor sana. İki parmağının devamında alışık olduğun avucunu buluyorsun. Her zamanki avuçların. Hem sağda hem solda. Avuçlarından geriye doğru

uzanıyor kolun. Hem sağdan hem soldan. Gövdeni buluyorsun omuz başlarının altında. İnip kalkıyor göğsün. Nefes alıp verdiğini fark ediyorsun. Ayakuçlarına

kadar uzanıyor gövden. Ağırlığını ilk defa tartıyorsun tabanlarında. Üzerine bastığın toprağı fark ediyorsun birden. Az sonra öğreneceksin ki, kocaman bir

dünya dolduruyor toprak zeminin altını. Sen yürüyesin diye taşları pişiren ateşler yakılıyor dünyanın göğsünde. Sen ne üşümeyesin ve kavrulmayasın diye

belli bir uzaklıkta tutuluyor yer küresi. Farkında değilsin henüz. Farkında olsan da, unutmaya hazırsın hemencecik. Yollar buluyorsun ayaklarının önünde.

Senden önce hazırlanmış, senden önce yürünmüş yollar. Patika. Asfalt. Uzun. Kısa. Dar. Geniş. Yürüyebiliyorsun. Hiç ummamıştın bu kadarını. Adımlarına

eşlik ediyor çiçekler, kelebekler, kuşlar, kokular. Sürpriz gölgelerle karşılaşıyorsun yol üstünde. Kaldırıp başını ağaçlarla tanışıyorsun. Önüne uzatıyorlar

dallarını. Kulağına hışırtılarını dokunduruyorlar. Serinlik okşuyor yüzünü. Meltem dokunuşunu hiç beklemiyordun. Esintiyle ferahlamayı zevklerin arasında

bilmezdin. Bu da varmış meğer! Rüzgâr değiyor alnına. Az ötede denizi buluyorsun. Mavi. Sessiz. Derin. Martı çığlıkları. Dalga çağıltıları. Köpük köpük

sevinçler. Maviden yeni bir maviye açılıyor gözlerin. Gökler uzanıyor ufkun ötesinde. Ak bulutlar. Yağmurdan haberin yok daha. Yağabilecek yağmurları

beklemenin lezzeti mutluluk envanterinde yerini almamış henüz. Saçlarını ıslatacak, yanağını okşayacak çiselerin sevinci bekliyor seni. Sağanak yağmur

şıpırtıları, rüzgârda yaprak hışırtıları, yağmur sonrası toprak kokuları, böğürtlen tadı, yeşillikler içinde yaban çileği bulmalar henüz menüde görünmüyorlar.

Seni bekliyorlar. Güneşi buluyorsun ötelerde. Ardında sürpriz olarak yıldızları sakladığını henüz bilmiyorsun. Hiç beklemiyordun buncasını. Güneş bile yeterdi

sana.

İki parmağının arasına dönüyorsun tekrar. İzinle bitiştirdiğin parmakların arasında bir kâğıt parçası buluyorsun. Bir gazete okuduğunu fark ediyorsun birden.

Bir makale. Senin için yazılmış. Sen seni hatırlayasın diye beyaz sayfalar üzerine döşenmiş kara mürekkep lekelerine değdiğini görüyorsun göz bebeklerinin.

Hep bildiğin gibi. Hep alıştığın gibi. Hiç olağanüstü bilmediğin bir işte buluyorsun kendini. Okuyorsun. Hatırlıyorsun. Unuttuğunu hatırlıyorsun şimdi.O

muzlarının üzerinde bir baş taşıdığını. Görebildiğini. Göz kapaklarını açar açmaz renklerin, biçimlerin, tonların, sevdik tanıdık yüzlerin kolayca görünür

kılındığını fark ediyorsun. Onların da sana görünür olması için kalplerinin çalıştırıldığını, kan damarlarında sayısız hücrenin, hesaba gelmez hızlarda

koşturulduğunu hatırlıyorsun. İzinle görüyor gözlerin. İzinle görünüyor gözbebeklerinin sevincinde kendini bulduğun sevdiklerin. Yüzünün onlar için sevimli

tanıdık kılındığını yeniden fark ediyorsun. Yüzünün hiç kimseye benzemeyecek kadar biricik olduğunu hemen şimdi hatırlıyorsun. Var edenin sana yüzünün

her kıvrımında, parmak uçlarındaki izlerde “bi’tanemsin” dediğini şimdi anlıyorsun.

Bir yazı okuyorsun. Okuyabilir olduğunu fark ediyorsun. Okuyabilir olmana hayret ediyorsun. Anlayabilecek biri olmak yoktu hesaplarında. Anlıyorsun.

Şaşırıyorsun. Varlığına, insan kılındığına, akıl sahibi edildiğine, iman edebildiğine hayret ediyorsun.

İzinle bitiştirdiğin işaret ve başparmaklarının arasındaki bu incecik kâğıt parçasına muhatap edilmek için yıllarca hazırlandığını fark ediyorsun. Şimdi aziz bir

misafir olarak ağırlandığını, zamanın başköşesinde şerefli bir varlık olarak el üstünde tutulduğunu anlıyorsun. Daha da heyecanlanıyorsun. Kalbinin atışlarını

hissediyorsun. Yaşatıldığını fark ediyorsun. Seni konuşur eyleyene, seni görür eyleyene, seni işitir eyleyene, seni anlayabilir eyleyene, seni yokluktan çıkarıp

şu anın tadını fark ettirene sonsuz minnetini, sınırsız teşekkürünü yine O’nun öğrettiğince söylüyorsun: “Elhamdülillah…”

Şimdi usulca kapa gözlerini. Göz kapaklarının pürüzsüz ve sessiz perdesi iniyor ışıkla arana. Uykunun tatlı okyanusuna dalıyorsun. Bırakıyorsun bedenini.

Kalbini unutuyorsun. Kalbini unuttuğunu unutuyorsun. Kalbini unuttuğunu bile unutmaya razısın. Nefes alıp verdiğini hissetmiyorsun bile. “Elhamdülillah”

demeni bile unutturacak kadar nezaketle veriyor verdiğini Rabbin. Hissettirmeden veriyor. Verdiğini fark ettirmeden verecek kadar cömertçe sunuyor. Ya her

defasında ölümlerden döndüğünü bilecek kadar yüreğin ağzında bekleseydin bir sonraki nefesini! Ya yoğun bakımda “sağlık durumu ciddi” denilecek

tehlikelere düşebileceğini hissederek geçirseydin her gecenin uykusunu!.. Ya derin bir nefes alıp “Elhamdülillah!” dedirtecek denli felaketlerden kurtarıldığını

hissetseydin, ne ederdin? Elhamdülillah demeyi unutabildiğin için de Elhamdülillah, değil mi?

SENEİ DEMİRCİ..
Kur'an, yaşantıya asılarak şeytanı savar.Duvara asılarak değil !
Berzah
Forum Sorumlusu
Forum Sorumlusu
 
Mesajlar: 1059
Kayıt: 12 Kas 2006, 00:00
Konum: Yağmurun memleketinden...

Reklam

Dön Edebiyat

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir