Sıcacık, insanı rahatlatan turuncu bir rengi vardır. Parlak kabuÄŸu ve yuvarlak ÅŸekliyle gerçek bir güneÅŸi andırır. İçi keseciklerle dolu beyaz kabukla kaplı, etli, sulu, tatlı bir meyvedir. En önemlisi de Allah ona özel kokulu bir yaÄŸ vermiÅŸtir. Nerede onu soysan, kabuklarını çıkarsan bulunduÄŸu yeri, her fıtratın hoÅŸlanacağı bir koku kaplar. Evet, tadı gibi kokusu da güzel olan portakaldan bahsediyoruz…
Hayatın her aÅŸaması için örnek olan ve bütün mahlûkattan misâller veren, mahlûkatın lisânından en iyi anlayan beÅŸer olan Peygamber-i zîşan Efendimiz (asm) bize portakaldan misâller vererek, portakc kal ile Kur’ân okuyan mü’min arasında çok mânâlı ve hoÅŸ bir iliÅŸki kuruyor ve buyuruyor ki: “Kur’ân okuyan mü’minin misâli portakal gibidir. Kokusu güzel tadı hoÅŸtur. Kur’ân okumayan mü’minin misâli hurma gibidir. Tadı hoÅŸtur fakat kokusu yoktur.” 1
Günlük hayatımızda ne kadar Kur’ân okuyoruz, O nu ne kadar anlıyoruz acaba? Bu hadîsi okuduÄŸumda portakala olan ilgimin arttığını itiraf etmeliyim. Zira bu hadis bana hep, Kur’ân okumadaki eksikliÄŸimi hatırlatmış ve Kur’ân okuma ÅŸevkimi arttırmıştır. Özellikle de insanın kendi hânesinde daha fazla zaman geçirdiÄŸi ve ibâdetlerine zaman ayırabileceÄŸi kış aylarında, yazın rehâvetinden kurtulup, kışın îkaz edici, insanı kendine getirici soÄŸuklarında Kur’ân’a olan iÅŸtiyâkım bu hadîsin feyziyle ziyâdeleÅŸir.
Önce, abdestli olmak, temizlenmek, takke ve misvak sünnetlerini kullanmak gibi ön hazırlıkları vardır Kur’ân okumanın. Sonra “Bismillâh” ile mümkünse anlayarak tane tane okumaya baÅŸlarsınız “Oku da bitsin!” demeden. Zirâ O, Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın kitâbıdır. Bedîüzzaman Hazretlerinin buyurduÄŸu gibi: “İslâmiyet âlem-i manevîsinin güneÅŸi, temeli, hendesesi ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası”dır. “İsm-i Âzam’dan ve her ismin âzamlık mertebesinden gelmiÅŸtir o. “Hem bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelâmı”dır. “Hem büttün mevcudatın İlâhı unvanıyla Allah’ın fermânı”dır. “Hem semâvât ve arzın Hâlıkı haysiyetiyle bir hitap”tır Kur’ân. “Hem Rubûbiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâleme”dir. “Hem saltanat-ı âmme-i Sübhâniye hesâbına bir hutbe-i ezeliye”dir. 2
İşte Kur’ân, kendisini anlayana, kendisi ile yaÅŸayana ve kendisini yaÅŸatana her cihetle rahmet olur. Onu okuyan bir misk gibi güzel, manevî râyihalar yayar. Resûl-i Kibriya Efendimiz (asm) bu mesele ile ilgili her mü’mine ÅŸu tembihte bulunuyor: “Kur’ân’ı öğrenin ve onu okuyun! Kur’ân-ı Kerîm’in, onu öğrenip okuyan ve onunla amel eden kimse için durumunu, içi aÄŸzına kadar misk dolu bir kutuya benzetebiliriz. Bu her tarafa koku neÅŸreder. Kur’ân’ı öğrendiÄŸi halde, ezberinde olmasına raÄŸmen okumayıp yatan kimse de aÄŸzı sıkıca baÄŸlanmış, hiç koku neÅŸretmeyen misk kabı gibidir.” 3
Kış ayları içerisindeyiz… Gelin uzun kış geceleri geçmeden kendimize bir program yapalım. Günlük hayatımızda okuyacağımız ve anlamaya çalışacağımız bir miktar Kur’ân olsun hep! Kur’ân saatlerimiz, Kur’ân günlerimiz olsun! Hem okuyalım, hem mânâsını bilelim hem de tefsirini mütâlaa edelim. Birkaç satır da olsa, ama her gün düzenli ve ciddiyetle…
BaÅŸta kendi nefsimiz olmak üzere, bütün Müslümanların kendilerini portakal benzeri ve dışı rahmet râyihaları ile kokan, gittikleri yerlere ferahlık ve rahmet getiren birer misk dolu kutucuklar haline getirmeleri duâsıyla…
Kaynaklar:
1. Buhârî, Et’ime 30, Müslim, Müsafirin 243; Ebû Dâvud, Edeb 19, 4329; Tirmizî, Edeb 79; Nesâî, ÃŽman 32;
2. Bedîüzzaman Said Nursî, Zülfikar, Osmanlıca nüsha, 25. Söz, s.6
3. Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 2, 2879. H


