ÇANAKKALE DESTAN ÇANAKKALE İNSAN!!!! : Güncel Haberler

ÇANAKKALE DESTAN ÇANAKKALE İNSAN!!!!

Önemli Haberleri Tartıştığımız Alanımız

Yetkili: abu_hayat, Zulal, Berzah

  • Reklam

ÇANAKKALE DESTAN ÇANAKKALE İNSAN!!!!

İleti irena » 17 Mar 2007, 11:42

ÇANAKKALE DESTAN ÇANAKKALE İNSAN!!!!




[ img ]


[ img ]


[ img ]


[ img ]




"Siz vatanı için, milleti için,
namusu için canını ortaya koyan
böyle insanları bukadar mı tanıyorsunuz?
Eğer siz onları tanımazsanız;
geleceğinizi göremezsiniz, hedeflerinizi
bilemezsiniz "



[ img ]



[ img ]



[ img ]


[ img ]


[ img ]



[ img ]


[ img ]



[ img ]



[ img ]



[ img ]


[ img ]



[ img ]



[ img ]



[ img ]


[ img ]


[ img ]



[ img ]



[ img ]


[ img ]


[ img ]


Çanakkale kahramanları

Bir zabitin müşahedâtından;

Aylardan beri devam eden siper hayatı, aylardan beri kulaklarımızı dolduran top ve humbara tarrakaları artık bizim için bir itiyad hükmüne girmişti. Düşman mermileri devam eden uğultularla tepelerimizden aştıkça biz gülüyor ve eğleniyorduk. Bütün düşüncelerimiz düşmana fazla telefât verdirmek için tedbirler, çareler aramaktı. Düşmana ekseriya hile ile ansızın baskınlar icra ediyorduk. Bir gün yüzyirmi yedinci alaydan Mülâzım-ı sâni Çerkeşli İsmail Efendi düşman siperlerine kadar ilerlemiş, tepelediği bir düşman neferinden elbisesini almış, palaskasını kuşanmış, siperler içinde dolaşarak düşmanın kuvvetine, ahvâl ve meziyetine dair malumat almak cesaretini göstermişti. İsmail Efendi’nin bu emsalsiz soğukkanlılığı fikir sukuneti ve daha doğrusu hayatı hafife alma hususundaki gayreti bütün silah arkadaşlarının takdirini celb eylemişti.




[ img ]



Türk anası ne düşünüyor?“


... Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı. Dedi ki: Hüseyin... Dayın Şıbka’da, baban Dömeke’de ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale’de yatıyorlar. Bak son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şıbka’ya uğrarsa dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma! Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin.”
(Oğlu Asker Hüseyin'i teşyî' ederken [uğurlarken])
Sonbaharın aysız gecelerinden biriydi. Bulutlar birbiri üzerine yığılmış, hava toprakla bu bulutlar arasında sıkışmış, ağırlaşmış göğüs darlığı çeken insanlar gibi sıcak dalgalarıyla teneffüsü boğucu bir tazyik altına almıştı. Karanlık o kadar yoğun idi ki sakin yıldızlı geceler bu korkunç karanlığa nispetle adeta gündüz sayılabilirdi. Yağmur bardaktan boşanırcasına dökülüyor, şimşekler, gökleri yere indirecek gibi yıkıyor, parçalıyor, güya cenge koşan askerleri top ve bomba bombardımanlarına alıştırmak istiyormuş gibi kulakların zarını patlatacak derecede kesilmeksizin devam ediyor, yıldırımlar birbirine rekabet edercesine zikzaklı ve ateşli hatlar çizerek tesadüf ettiği tabii ve sınaî her tabyayı tahrib ve ihrakta olanca şiddetiyle çalışıyordu. Tabiatın kıyametten bir numûne olan bu dehşetli hengamesi arasında beşerin kudret ve azmine delil olacak bir askeri faaliyet, bütün intizamıyla, bütün sakinliği ve ihtişamıyla devam ediyor; harekâtına zerre kadar halel getirmeden bir dakikasını bile kaçırmıyordu.
Bilecik İstasyonu’nda bir askerî tren harekete âmâde idi, lokomotif istim hazinelerinde fazla geleni keskin bir hışırtıyla semâya savuruyordu, otuz iki vagon birbirine yapışmış, şanlı yolcularını taklid edercesine dizilmişti.
İkinci kampana çalınmış olmalı ki vagonlara inen binen yok. Fakat askerî trenlerin ikinci kampanalarıyla üçüncü kampanaları arasında epeyce zaman geçtiğini biliriz. Sivil yolcu trenlerinin ân-ı hareketini ihtar eden kondüktörlerin “Tamam, tamam” nidaları askerî bir trenin harekete hazır olduğunu itham edemez. O sağdan saydıran, mevcudun adedini anlatan başka bir usule, başka bir ‘tamam’a tâbi olduğundan askerî memurlar bütün mevcudiyetleriyle çalışıyorlar, vazifelerini ikmâle uğraşıyorlardı.
Trenin tam karşısında ve kapısı açık kırk beşlik bir vagonun hizasında bir karaltı vardı, oraya mıhlanmış duruyordu. Abdulkadir Kemal bu karaltının ne olduğunu anlamak istemişti, evvela nöbetçidir diye hükmetti. Hakikatte bu bir evlâd-ı vatan bekleyen şefkatli bir anneydi.
Yanına yaklaştığı vakit, vücudu manevi kederlerin büktüğü bellerin rükû şeklini andırır bir şekilde biraz önüne doğru eğilmişti. Elinde bir değnekcik sırtında bağlı bir torba vardı. Karaltı, kendisinin sessiz lisanına ve inleyen kalbine tercüman olan mukaddes bir maksadla canlı bir abide gibi orada kakılmış kalmış bir Türk anasıydı. Yıldırımların salıverdiği kuvvetli projektörlerin aydınlığı sararmış, çizgili çehresini gösterdi. Başındaki örtü ıslanmış, çenesine, şakaklarına akçıl saçlarına yapışmıştı. Şimşek çaktığı her kısa zaman aralığında gözleri vagona yöneliyordu.
Abdulkadir yaklaştı:
- Valide burada ne duruyorsun? Sualiyle aşağıdaki konuşma başladı:
- Şimendiferde asker oğlum var; onu geçirmeye, selametlemeye geldim.
- OÄŸlun kimdir, nerelidir?
- Söğüt’ün Akgünlü köyünden, Osmancığın ana yatağından Mahmud oğlu Hüseyin...
- Çağırayım mı, görmek istiyor musun?
- Ona bir sözüm var, söyleyecektim. Zahmet olmazsa, sana duâ ederim.
Abdulkadir vagona koştu. Bir künye okudu. Mahmud oğlu Hüseyin, Söğüt. Bir ses:
- Efendim. Benim Mahmud oğlu Hüseyin, Söğüt. Akgünlü’den.
- Gel oğlum, seni anan görmek istiyor.
Delikanlı vagondan atladı. Şimşeğin ışığı altında seçilebilen levendine bir vücud, filiz gibi bir boy, Hüseyin Polat, müheykel gibi hazır ol vaziyetinde sağ el selam ve ihtiram mevkiinde Abdulkadir’in karşısında emre âmâde idi. Beraberce yürüdüler. Muhterem validenin karşısında durdular. Hüseyin anasının elini öptü. Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı. Dedi ki:
- Hüseyin... Dayın Şıbka’da, baban Dömeke’de ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale’de yatıyorlar. Bak son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse, sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şibka’ya uğrarsa dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma! Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin.” dedi.
Hüseyin bu sözleri kalbinin en derin ahd ve vefa yerine gömdüğünü îma eden bir saygı ile dinlemişti. Anasını ve Abdulkadir’i selamladı, gitti. Abdulkadir, bu büyük ruhlu kadınla yalnız kalmıştı, sordu:
- Valide demek ki sizin soyun erkekleri hep şehit oldular öyle mi?
- Yalnız bizim soy değil, oğul. Elli yıldır köylü, mezarlığa delikanlı gömemedi. Din dursun da; ko biz hep ölelim.
- Şimdi köyünüzde hiç erkek yok mu?
- Köyümüz bütün erkek dolu.
Bizi beğenemediniz mi, hiçbir işimiz geri kalmadı. Evvelden nasılsak yine öyleyiz, bağrımıza kara taş bağladık düşman mahvoluncaya kadar dayanacağız. Yaradanım bana o günü göstermeden canımı almasın dedi. Abdulkadir bu ulu validenin karşısında donmuş kalmıştı. Dayanamadı, gözlerinden iki iftihar damlası salıverdi ve bir îman ve kanaatle şu sözleri söyleyerek ayrıldı:
Milleti doğuran da ana, yaşatan da. Türk anası hâlâ oradaydı, trenin hareketini bekliyordu.




[ img ]



[ img ]



Çanakkale Destan Çanakkale İnsan


Hangi çılgın bu savaşın kurduysa kurgusunu;
Düşünmeliydi yok oluşun kaçınılmaz sonucunu.
Kolay değil inip gemilerden çıkmak tepeleri
Kim gelirse bir daha; çok ağır öder bedelini…

Bir şafaktan kalma sarı saçlı çocuklar;
Şimdi yatıyor Anzak Koyu’nun mavi sularında,
Tarih nasıl yazılırmış öğrendiler;
Çanakkale topraklarında…
Yenilmiş; başları önde dönerken ülkelerine;
Ulus olma bilincini verdik;
Katık etsinler diye geleceklerine…

Denizin üstünden düşman geldiler;
Öldüler, toprağın altından dost gittiler…
Çanakkale Destan! Çanakkale İnsan!


Savaşta düşman, barışta dost olduk,
Anıtlar diktik, bayrak çektik; selama durduk…
Haber saldık: Söz verdik ölenlerin analarına,
“Ağlamayın! Silin göz yaşlarınızı,
Onlar sonsuza dek bizimle kalacaklar,
Mehmetçik ile yan yana yatacaklar,
Çocuklarınız-çocuklarımız;
Çanakkale topraklarında uyuyacaklar…”

O günden, bu güne kalan sarı saçlı çocuklar!
Bir daha gelirseniz denizlerimize:
Dost gelin! Getirin sevginizi gemilerinizle,
Biz yine orada olacağız kır çiçekleri ellerimizde…

Denizin üstünden düşman geldiler;
Öldüler, toprağın altından dost gittiler…
Çanakkale Destan! Çanakkale İnsan!
Toprak: Vatan! Altında yatan; Ölümsüz Atam!


Şiirin Yazarı : Tevfik Yalçın




TÜM ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZİN RUHUNA EL-FATİHA....
Kullanıcı avatarı
irena
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 173
Kayıt: 26 Şub 2007, 00:00
Konum: dersaadet

İleti Med_Cezir » 17 Mar 2007, 11:48

Kardeşim çok güzel bir paylaşım olmuş. Allah Razı olsun. Bu vesile ile ecdadımızın degeri daha iyi anlar. unutulmuş degerlerimizi bir nebze olsun hatırlarız inşallah.
Ölen Hayvan İmiş Aşıklar Ölmez !

Helalin fazlası hesap, haramın fazlası azaptır.
Kullanıcı avatarı
Med_Cezir
İslamiYasam Genel Sorumlusu
İslamiYasam Genel Sorumlusu
 
İleti: 1701
Kayıt: 11 Ekm 2006, 23:00
Konum: İstanbul

İleti sey_yah » 17 Mar 2007, 12:42

gerçekten çok güzel olmuş emeğine sağlık kardeş Allah razı olsun
BİR GÜN ÖLDÜRMEDİĞİM HER BİR YAHUDİ İÇİN BANA SİTEM EDECEKSİNİZ (ADOLF HİTLER)
Kullanıcı avatarı
sey_yah
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
 
İleti: 68
Kayıt: 26 Şub 2007, 00:00
Konum: kayseri

İleti uykuluenes » 17 Mar 2007, 20:50

kardeş paylaşımın çok güzel olmuş...
Kullanıcı avatarı
uykuluenes
Yeni Üye
Yeni Üye
 
İleti: 18
Kayıt: 14 Şub 2007, 00:00

İleti irena » 19 Mar 2007, 16:54

Allah razı olsun.
Kullanıcı avatarı
irena
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 173
Kayıt: 26 Şub 2007, 00:00
Konum: dersaadet

Re:

İleti hizmetkar » 16 Åžub 2008, 22:38

slm çok güzel olmuş tşk ben bizzat 2 kez çanakkaleye gidip şehitlikleri gördüm ve hre gidişimde farklı ruh haline büründüm inanın ki insanın yüreği sızlıyor o topraklar üzerinde gezince sanki o anları yaşıyor gibi hissediyorum kendimi herkese tavsiye ederim şehitlikleri yakından görmeli ve oranın manevi atmosferini yaşamalı
Kullanıcı avatarı
hizmetkar
Yeni Üye
Yeni Üye
 
İleti: 4
Kayıt: 15 Şub 2008, 00:00
Konum: trabzon

Re:

İleti hakandidinir » 18 Mar 2008, 13:34

ALLAH RAZI OLSUN KARDEŞİM HARİKA OLMUŞ
Kullanıcı avatarı
hakandidinir
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 2675
Kayıt: 10 Oca 2007, 00:00

Re:

İleti gulyuzlum » 18 Mar 2008, 21:31

EMEĞİNİZE SAĞLIK KARDEŞİM MİLLETİMİZİN BİLİNÇLENMESİ İÇİN GÜZEL BİR PAYLAŞIM.REHBERİN ŞU ANLATIMIDA ÇOK İÇLER ACISIYDI GELEN İLK OKUL ÇOCUKLARI HEMEN TRUVA NERDE AMCA BİZİ ORAYA GÖTÜR DİYORMUŞ BUNDAN 93 YIL ÖNCEKİ ŞEHİTLERİMİZDEN Bİ HABER ÇOCUK 1000YIL ÖNCEKİ EFSANEYİ SORUYORMUŞ.
Yolun düÅŸer, Medine’yi münevvereye uÄŸrarsan  Var YeÅŸil Ravza’yı gör seher yeli.  Yüzüm, imkânım yok, beni sorarsan  Yakar ciÄŸerimi, kor seher yeli..
Kullanıcı avatarı
gulyuzlum
Özel Üye
Özel Üye
 
İleti: 648
Kayıt: 17 Oca 2008, 00:00



  • Reklam

Güncel Haberler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir