Allâhü Teâlâ'nın, Muhammed Mustafâ'yı (sav) peygamber olarak göndermesi, Yahûdi, Hıristiyan, Rum ve Sâsânîlere, Kureyş ve diğer Arap kabilelerine bir hayli ağır gelmişti. Çünkü getirdiği din, onların dinlerini ve ilâh edindikleri putları ayıplıyordu. Böylece bütün küfür milleti hepsi birden Peygamber Efendimiz'e (sav) karşı bir tavır aldı. Ancak Allâhü Teâlâ onların hilelerini boşa çıkarıp Peygamberimizi düşmanlarına karşı muzaffer kıldı, Allâh'ın hidayet verdiği birçok kimse islâm'a girdi.
Peygamber Efendimiz vefât edince nifak tohumları ekildi; Resûlullâh (sav)'in vefâtından sonra Ashâb-ı kirâmın zayıf düşeceğini zanneden bedevî Araplar İslâm'dan döndüler. Ancak Hz. Ebû Bekir (ra) onlara hiç fırsat vermeden yalancı peygamber Müseyleme'yi ve bütün irtidât edenleri yok ederek küfrü zillete uğratmış, Sâsâni ve Bizans İmparatorlukları üzerine seferler düzenleyerek İslâm'ı oralara götürmüştü. Bu azılı düşmanlar Hz. Ebû Bekir'in (ra) vefât etmesiyle, İslâm'ın yıkılacağını zannettiler. Ancak Hz. Ebû Bekir'den sonra Hz. Ömer (ra), SâSânileri ve Rumları kendi ülkelerinde mağlup etti ve zelil kıldı. Münâfıklar Ebû Lü'lü eliyle Hz. Ömer'i şehîd ettiler. Böylelikle İslâm nûrunun söneceğini zannetmişlerdi. Ancak arkasından hilâfete gelen Hz. Osman (ra) da fetihleri sürdürmüş ve İslâm ülkesi bir hayli geniş bir sahaya yayılmıştı. Hz. Osman'ın şehîd edilmesinden sonra Hz. Ali (kv) hilâfet makâmına geçti.
Din düşmanları İslâm'ı silahla yıkmaktan ümitlerini kesince Müslümanların akıllarını karıştırmak istediler. Diğer taraftan Peygamber Efendimiz'in (sav) ve ehl-i beytinin taraftarları olduklarını söyleyip sahâbeye dil uzatmaya ve böylelikle İslâm dînini kökünden tahrîf etmeye kalkıştılar. Lâkin Allâhü Teâlâ dînini bu ümmet arasından çıkardığı âlimlerle muhâfaza etmiştir, kıyâmete kadar da muhâfaza edecektir.
" İstiyorlar ki Allâhü Teâlâ'nın nûrunu ağızlarıyla söndürsünler, Allâhü Teâlâ da râzı olmuyor, ancak nûrunu itmam eylemek ( tamamlamak) diliyor, kâfirler isterlerse hoşlanmasınlar." Tevbe, 32
Fazilet takviminden alıntıdır.
" Hamd, yalnızca âlemlerin Rabbine mahsustur."




