SEYDA HAZRETLERİNİN HAYATI
1. Bölüm
A- AİLESİ VE YAŞADIGI YERLER
Bağlıları arasında Seyda hazretleri namıyla bilinen Eşşeyh Esseyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretleri 23.3.1930 tarihinde Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde dünyayı şereflendirmişlerdir. Babası Gavsi Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) hazretleri olup Nakşibendi büyüklerindendir. Dedeleri Seyyid Muhammed Şeyh Muhammed Diya-uddin (k.s.) hazretlerinin halifelerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Seyda hazretleri Evladı Resul olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan geldiği için de "El-Hüseyni" denilmektedir. Seyyidlik şeceresi şu şekildedir:
1. Seyyid Muhammed Raşid d-Hüseyni
2. Seyyid Abdülhakim el-Hüseyni
3. Seyyid Muhammed
4 Seyyid Ma ruf
5. Seyyid Tahir
6. Åžeyh Seyyid Kal
7. Seyyid Hace Ebu Tâhir
8. Seyyid Said Ebu l-Hayr
9. Seyyid Ali
10. Seyyid Halil
11. Seyyid Hasan
12. Seyyid Mahmud
13. Seyyid Ali
14. Seyyid Taceddin
15. Seyyid Kasım
16. Seyyid İdris
17. Seyyid Ca'fer
18. Seyyid Kasım
19. Seyyid Kemaleddin
20. Seyyid Ebu Firas
21. Seyyid Fellâh
22. Seyyid Muhammed
23. Seyyid Taceddin
24. Seyyid Ebu Firas
25. Seyyid Maceddin
26. Seyyid Muhammed el-MaÄŸfur Ebu Firas
27. Seyyid Åžerafeddin
28. Seyyid imam Ali
29. Seyyid İmam Hüseyni (r.a.)
Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetişmiş çok büyük bir alimdi. Hüsn-ü hat sanatında çok mahirdi. Hazret'e intisab etmiş, Nakşibendi halifesi olarak icazet ve hilafet almıştı. Fakat kendisi şeyhine "Sizin sağlığınızda kendi halifeliğimi açıklayamam, sizden sonraya kalırsam, açıklanmasını birisine vasiyet edersiniz. Aksi takdirde sizin yaşadığınız devirde ben mürşidim ben şeyhim diyemem, lütfen beni gizleyiniz" diye rica etmişti.
Şeyhinden önce vefat ettiği içinde halifeliği açıktan ilan edilmeyip gizli kalmıştır. Babası olan Gavs hazretlerini Seyyid Muhammed'in vefatı üzerine Seyyid Maruf (k.s.) (Seyda hazretlerinin dedesinin babası) büyütmüştür. Gavs hazretleri Siyanüs seyyidlerinden olan Fatime Validemizle evlenmişler, bu izdivaçtan Seyyid Muhammed (k.s.), Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) ve Seyyid Zeynel Abidin isimlerinde üç oğlu ile Halime ve Hatice isminde iki kızı olmuştur.
Zeynel Abidin küçük yaşta vefat etmiştir. İlk zevcesinin teşvikiyle evlendiği Ta-runi köyünden Seyyide olan ikinci hanımı Sıdıka Validemizdende Seyda hazretlerinin diğer kardeşleri, Seyyid Abdülbaki (k.s.), Seyyid Ahmed, Seyyid Ab-dülhalim, Seyyid Muhyiddin ve Seyyid Enver ile Aynulhayat, Refiate, Raikate, Naciye adlı kız kardeşleri olmuştur. Seyda hazretleri 2 yaşlarında iken Seyyid Maruf vefat edince Gavs hazretleri evini Siyanüs köyünden Taruni köyüne taşıdı. Burada 13 sene kaldılar. Daha sonra mürşidi Ahmedi Haznevi'nin (k.s.) izniyle Bilvanis köyüne hicret ettiler. Şah-ı Hazne Seyda Hazretlerini 9 yaşındayken görür. Yüzü aydınlanır. İleride çok sofileri olacağını belirtir ve Allah'a şükrederek "Biz onun cemaatın da bulunamazsak da, o çok kalabalık cemaatın çobanını görmek te büyük bir nimettir" derler.
Seyda hazretleri (k.s.) bu köyde yine Seyyide olan Sekine Validemizle evlenmişlerdir. Bu evlilikten Seyyid Fevzeddin, Seyyid Abdülgani, Seyyid Taceddin, Seyyid Mazhar, Seyyid Abdurrakib isimli oğullan ile Haşine, Muhsine, Hasibe, Rukiye, Münevver, Mukaddes, Mümine ve Hediye isimli kızları dünyaya gelmiştir. Gavs hazretleri Bilvanis köyünde 6 sene kaldıktan sonra Seyda hazretleriyle birlikte Bitlis'in Kasrik köyüne taşındılar. Burada 11 sene kaldıktan sonra Siirt'in Kozluk kazasının Gadir köyüne hicret ettiler. 9 sene (Burada iken vatan görevini önce acemi birliği olan Manisa'da, sonra Diyarbakır'da tamamladı) kaldıkları Gadir'den hayatının sonuna kadar ikamet edecekleri Adıyaman ilinin Kâhta kazasının Menzil köyüne yerleştiler. Babası Gavs hazretleri l Haziran 1972 yılında vefat edince başhyan irşad görevi 21 sene 4 ay 19 gün devam etmişti. Seyda Hazretleri babasının vefatında buyurdular: "Allah (cc) Resulüne "Biz seni alemlere rahmet olarak göndermekten başka birşey için göndermedik. Allah Rasûlünün ölümü dünyanın üzerine musibet halinde çöktü. Benim babam da Allah Rasûlünün varislerindendir. Ben onun Allah yolunda insanları irşad ve ilimle uğraştığına şahidim. Biz onu Allah yolunda olduğu için seviyorduk. Babam vefat etti. Nakl-i mekan etti. Allah Hayy'dır ve mekândan münezzehtir.
Öyleyse aşka, Allah'a... herşey fanidir." 1968 yılında halifelik icazetini alan 1972 yılında irşad görevine başlayan Seyda hazretlerinin (k.s.) yurtiçinden ve yurtdışından aşırı ziyaretçisinin gelmesi 18.7.1983 tarihinde Çanakkale'nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikametine yol açmıştır. Önce Adıyaman'a, sonra Adana'ya oradan da Gökçeada'ya götürülen Seyda hazretleri çektiği sıkıntı ve adanın havasının, sıhhatini etkilemesi sonucu 30.1.1985 tarihinde Ankara'ya nakledilmiştir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan sonra Merkezi idarenin müsadesiyle tekrar Menzil'e dönmüştür. Tekrar tebliğ ve irşad hizmetine devam ederken 1991 yılının Ramazan Bayramı bayramlaşması sırasında içersine zehirli böcek ilacı çekilmiş şırıngayla suikast yapılmış, eline isabet eden zehir etkisini göstermiş, acil müdahaleyle hastaneye yatırılan Seyda hazretleri (k.s.) hayati tehlikeyi atlatmış, fakat elinin üstündeki ve içindeki yaralar sebebiyle uzun süre ızdırap çekmiştir. Şeker, damar sertliği, tansiyon ve romatizma hastalıkları nedeniyle uzun yıllar tedavi gören Seyda hazretlerinin ölümünden bir yıl önce ayağı kırılmış çektiği ızdıraplarına bir yenisi eklenmiş, fakat irşad faaliyetleri kesintisiz devam etmiştir. Romatizma sebebiyle her yaz gittiği Afyondaki kaplıcalardan Ankara'ya dönüşünden bir kaç gün sonra 22.10,1993 Cuma günü cuma namazından önce 63 yaşında Rahmet-i Rahmana kavuşmuştur. Vefat haberini alan onbinlerce bağlısının katılımıyla ertesi gün Menzilde babasının yanı başında toprağa verilmiştir.
Ahlakı, şahsiyeti, tevazu, amel ve takvası,şefkat ve merhameti,
1. Bölümün Devamı
Seyda Hazretleri ilk tahsiline babasının yanında baÅŸlayarak 7 yaşında Kur'an-ı Kerim'i hatmetmiÅŸtir. Sonra Baykan Müftüsü Molla Muhyiddinden ilim tahsili görmüştü. Daha sonra MuÅŸ ilinin Demirci köyünde Hazretin torunu Åžeyh Nasr'dan daha sonra Molla Ramazandan ders almıştı. Dayısının oÄŸlu olan ve sonradan halifesi olacak olan Seyyid Molla Abdulbaki'nin derslerine ise 5 yıl Dilbey köyünde devam etmiÅŸti. Bu kıymetli alimlerden sarf, nahiv, mantık, belagat gibi alet ilimlerinin yanında tefsir, hadis ve fıkıh dersleri aldı. Babası Gavs Hazretleri bu yıllarda "inÅŸaallah Imam-ı Rabbani Hazretlerini geçersin" diye dua etmiÅŸti. Daha sonraki yıllarda ilimle birlikte babası ve mürÅŸidi olan Gavs Hazretlerinden tasavvuf eÄŸitimini alarak 1968 yılında NakÅŸibendi Halifesi olmuÅŸtur. Halifelik emri gelince Gavs Hz.leri Seyda Hz.lerini Ahmed Haznevi Hz.lerinin oÄŸlu Åžeyh Alaaddin'in yanına götürdü. O da Seyda Hz.lerini çok büyük veli, Allah dostu ve erkek olduÄŸunu, halifeliÄŸin Ravza-i Mutahharâda Hz. Rasűlüllah'm manevi huzurunda verilmesinin daha uygun olacağını söyledi. Gavs Hz.leri de onun emrini yerine getirdi. 1972 yılında babasının vefatıyla irÅŸad görevini kesintisiz 21 yıl devam ettirmiÅŸtir.
AHLAKI
Seyda Hazretlerinin (k.s.) en belirgin vasfi sabır, tevazuu ve hilmdi. Kendisi hiçbir zaman hiç kimseye karşı kırıcı bir harekette bulunmamış, kin duymamıştır. Binlerce kişi etrafında pervane olurken kendisinde kibir ve kabalıktan eser görülmezdi. Şeriata aykırı olmadığı takdirde kimseye şunu yap veya yapma demezdi. Günahkar veya itaatsiz demeksizin herkese karşı güler yüzlü ve güzel ahlaklıydı.
ŞAHSİYETİ
Seyda hazretleri hakiki iman ve takvaya sahip olup, iki cihanin saadet ve kerametine ulaÅŸmış, mukerrabűn makamında Allah'u Teala'ya en yakın bir hidayet önderidir. Amelleri temiz, makamı ali, tevhidi temsil ve tarif eden halkın en hayırlılarındandır. Rabbinden razı ve onu sever Rabbi de ondan razı ve kendisini sever. Yüce Yaradan'a o nurla ruhunu teslim etti ve inÅŸallah o nurla mahÅŸere gelecek. O canını Allah-u Tealaya feda etti ve onun zikrinde fani oldu. Seyda hazretleri kıyamete kadar bu dini ihya ve ikame eden Hz. Resulullah'in varis ve halifelerindendir. Muhammedi nuru yaydı, sünneti ihya ve kulları Islah etti. O, Resulullah'in âli ve en yakınlarından olup bu hale iman ve takva bağıyla ulaÅŸmış olup ne-sebçede ehli beytindendir. Allah (c.c.)'ın seçtiÄŸi kalbleri aydınlatan, insanlığa yol gösteren, yeryüzünde emin Rabbani alimlerdendir. Nazari ÅŸifa, sözleri deva, meclisleri safi safadır. Kalbi takva madeni ve ilahi aÅŸk menbaidir. O zikrin anahtarı olup, kendisini gören, iman ve sevgiyle seyreden Allahu Teala'yı hatırlar. Kalbi dünyadan kopar, ahirete yönelirdi. Hazretin özündeki ilahi nur, gözlerinden dışarı yansır, yüzünde secde ve huÅŸu eseri görülürdü. O her iÅŸini Allah için yapar, Allah için sever, Allah için kızardı. Nefsi ve dünya adına bir hesabı, ilahî rızanın dışında gizli bir hedefi yoktu. O Allahu Teala'yı kullarına, kulları da Allahu Teala'ya sevdirdi ve âleme ilahi sevgiyi sergiledi. Bütün âlem için rahmetti. Dayanılmaz bela ve musibetlere karşı bir emniyetti. Yaptığı ve yaptırdığı zikir, naz ve niyazlar hürmetine hem kalpler hem kainat fesattan kurtuldu, Allah Allah dedikçe Allah Teala âleme rahmet nazarıyla bakıp günahkarlara mühlet tanıdı. O Allahu Teala'nın melekleri arasında övdüğü ve kendisiyle övündüğü, Peygamberlerin kıyamet günü iftihar ettiÄŸi kimselerdendir. Hazreti, Allahu Teala sevdiÄŸi gibi bütün âlem ve eÅŸya da tanıdı ve sevdi. Ancak kafir ve münafıklar hariç. Onlar da ahirette piÅŸmanlık ve periÅŸanlıklarından dolayı ellerini ısırır, ah-u vah ederler. Seyda hazretlerine ilm-i ledün'den büyük nasib verilmiÅŸtir. Hanegahları manevi cennet mesabesinde idi. O, ÅŸeriat ve tarikat'ın camiidir (ikisini bir arada bulundurmuÅŸtur). Hasılı kelam, Allahu Teala'nın Evliyasının en ileri gelenlerinden ve faziletlilerindendir. Onun güzel ahlakını gören herkes yaptıklarından piÅŸman olur, hemen tevbe etmek isterdi. Yanına gelenlerde çok hızlı ahlakî deÄŸiÅŸim görülürdü. Ziyarete gelenlere öyle davranırdı ki sanki insanlar onun yanına deÄŸil de baÅŸka bir sebeple toplanmışlar. Hizmet etmeyi ve hizmet edeni çok severdi. Bizzat çorbanın ateÅŸini yakar, sofilere çorba taşır, misafirleri yemek yemeden ve ağırlamadan geri yollamaz, sofiler yemek yemeden kendisi yemezdi. MisafirperverliÄŸi o derecedeydi ki hanelerinde hizmet eden erkek olmadığı taktirde kendisi bizzat ikram da bulunurdu. Ayrıca çalışkanları çok sever, her iÅŸte bizzat çalışanlara yardımda bulunurdu. Önceki NakÅŸibendi büyüklerinin büyük-küçük demeden evlatlarına hürmet ve edebde kusur etmezdi. Seyda hazretleri herkese anlayışına ve aklına göre hitap ederdi. Yoksul kiÅŸilerle konuÅŸur, hal ve hatırlarını sorar, ihtiyaçları varsa hallederdi. Kendilerine karşı yapılan bir haksızlıkta fitne çıkmasın diye hakkından vazgeçer, olaya sabrederdi. Dünya malına önem vermez, muhtaç olanlara gücünün yettiÄŸi kadar yardımda bulunur, dul ve yetimlere bizzat yardim ederdi. Talebeyken yabancı köylerde açlıktan rengi deÄŸiÅŸir ben açım demez, sabrederdi. Zulme uÄŸradığında ÅŸikayette bulunmazdı. Onun döneminde Menzil Dergahı adeta bir sehâvet, uhuvvet ve ihlâs merkezi durumundaydı. Ondan etkilenen baÄŸlıları birbirlerine kızmaz, en ufak kusurda özür ve helallik dilerlerdi. İnsanlar huzur ve kardeÅŸlik içinde İslamı öğrenmeye ve yaÅŸamaya baÅŸlamışlardı.
TEVAZUU
Çocuk yaşlardayken arkadaşlarıyla oynamıyor, büyükler gibi davranıyor. Annesi "Arkadaşlarınla niye oynamıyorsun" diye sorunca "Benim boş ve faydasız işlerden keyfim gelmiyor" diyor. Halife oluncaya kadar kimse onun Gavsın oğlu olduğunu bilmiyordu. Dergahın hizmetçisi sanıyorlardı. Askere gidinceye kadar siyah yün bir sarık sarıyordu. Seyda Hz.leri Gavs Hz.lerinin sağlığında Tevbe verirken, teveccühe giderken hayasından ve edebinden cübbesini koltuğunun altına sokup Öyle gidip geliyordu.
AMEL VE TAKVASI
Seyyid Muhanımed Raşid (k.s.) hazretleri, ilim tahsil eden ve ilim öğretenleri çok severdi. İlim tahsili hususunda kişinin kendi cemaatinden olup olmamasına bakmazdı. Bir defasında talebelerinden birine şöyle söyledi: "Ey Allah'ın kulu! Bir talebe yetiştirmek bin kişiyi sofi yapmaktan efdaldir. Hele o talebe varisu'l enbiya olursa... Siz dininizi beldenizde bulunan en büyük alimlerden öğreniniz. Herkesten fetva sormayın. Çünkü memlekette fetva verecek kimse çok azdır. İlimle meşgul olan kimse dünyada en güzel iş ile meşgul oluyor. İlim olmadığı zaman cehalet olur. Cahilin abidi de sofisi de hüsrandadır. Siz Osmanlı'ya bakınız. Ne idi ne oldu. Sultan Abdülhamid arif-i billah idi. Başa geçer geçmez memlekette talebe yetiştirme seferberliği başlattı. Camiye ve cemaata çok bağlıydı. Hasta olduğu zamanlarda dahi cami ve cemaati terk etmez bazen inler gene camiye gelirdi. Seyda hazretleri farz ve vacib ibadetlerinin dışında nafile ibadetlere, bilhassa geceleyin yapılan amellere çok önem verir, sofilere gece namazina kalkmayi tavsiye ederdi. Vitr namazım gece teheccüd namazıyla birlikte kılardı. Kuşluk namazını normalde dört, Ramazan ayında sekiz rekat kılardı. Gecenin çok az kısmını uyku ile diğer zamanını güneş doğuncaya kadar ibadetle ihya ederdi. Ramazan ayında amelini arttırır, gece ve gündüz olmak üzere günde 2 defa tesbih namazı kılardı. İlk on beş gün teheccüd namazını ehli beyti ile, son on beş günü camide cemaatle kılar, Ramazanın son on günü gecesinde uyumayarak, Kadir Gecesine vasıl olmaya çalışırdı. Diğer zamanlar günde bir cüz Kur'an-ı Kerim okurken, bunu Ramazan ayında iki günde bir hatim indirmeye kadar fazlalaştırırdı. Ramazan ayı orucu dışında Şevval ayı orucunu, Arefe günü orucunu ve Muharrem orucunu hiç terk etmezdi. Hangi şartlarda olursa olsun Hatme-i Hacegan-ı yapmaya çalışır ve yakınlarına da (bağlılarına da) tavsiye ederdi. Daha önceki Sadatların evladına çok hürmet ederdi. Şahı Haznenin torunlarından 5-6 yaşında bir çocuk geldi. Seyda Hz.leri onun elini Öptü. Bu çocuk Seyda Hz.'lerinin yanına geldiğinde Seyda Hz.leri ayağa kalkardı. Yine Afyon'a Şah-ı Haznenin evlatları gelmişti, alt katta divanda kalırlarken Seyda Hazretleri üst katta sabaha kadar yatmamışlardı. Seyda Hazretleri meczublarla şakalaşır, onların hatırlarını sorardı.
ÅžEFKAT VE MERHAMET
Gelen herkesle ilgilenir, güler yüz gösterirlerdi. Yoksullarla konuşur, hal ve hatırlarını sorardı. Kendine karşı yapılan haksızlıklara ses çıkarmaz, kendi hakkından vazgeçerdi. Hatta kendisine suikast yapan kişiyi bile affetmişti. Afyon'da kalırken çok üzüldüğünü söylemiş ve sebebini şöyle açıklamıştı: "Gelen misafirlere ikramda bulunamadığımız için çok üzülüyorum. Uzaktan aç gelip, aç gidiyorlar inşallah önümüzdeki sene gelen misafirlere yemek verebileceğiz. Yine Gavs Hazretlerinin tarikattan attığı bir hacı için "Ben bizzat bu adama babamdan habersiz gittim. Haline acıdım. Ayağına giderek hatırını sordum. Üzülerek söylüyorum ki hiç pişmanlık duymuyor ve özür dilemiyordu. Eğer pişman olsaydı, babama gelip affedilmesi için ricada bulunacaktım, hatasını tamir etmesine vesile olacaktım" diye buyurmuştu. Gavs Hazretleri "Muhammed Raşidimiz bir kimseye kızdımı gidip yatıyor, kimsenin kalbini kırmak istemiyor" buyurmuşlardı. Veda sohbetinden sonra dinleyenlere "sizi ayakta tuttum, yoruldunuz, hakkınızı helal ediniz" diye buyurmuşlardı.
HAC ZİYARETİ
İlk hacca halife olunca 1968 yılında gitmişti. İkinci defa hacca 1975 yılında gitmiştir. Yolda hatmeyi hiç bırakmadılar, arabaları toplayıp ortasında hatme yaptırıyordu. Orada da irşada devam etmiştir. Mekke ve Medine halkına hürmet edilmesini isterdi. İbadete çok devam ederdi.
İRŞAD
Daha önceki büyük mürşidler gibi Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) de Ümmet-i Muhammedin Allah Teala'ya teveccüh yeri, ümit kapısı ve tevbe vesilesi idi. O ulu zat hayatını yaklaşık son yirmi iki senesindeki irşadı boyunca her gün yüzlerce hafta sonlarında ve özel günlerde binlerce kişiye Allah adına tevbe veriyor, doğru yoldan ayrılmayacaklarına dair söz alıyordu. İrşadının ilk yıllarında tek tek tevbe verirken ileriki yıllarda kalabalık arttığından iki elini uzatarak sığabildiği kadar insanlara gruplar halinde tevbeyle bey'at veriyordu. Kişiler grup grup, önüne diz çökerek, onun söylediği tevbe sözlerini tekrarlıyor, sonra da bu sözlü tevbeyi sünnet-i seniyede tarif edildiği gibi, abdest ve gusl abdesti alarak kılacağı iki rekat tevbe namazı ile sağlamlaştırıyordu. Daha sonra bu şahıslar usulünce Allah'ı (c.c.) zikrederek ve diğer nafile amelleri öğrenerek sünnet-i şerife uygun, ihlas ve tevazu içinde dinini yaşamaya gayret gösteriyordu. İkamet ettiği Adıyaman'ın Kâhta kazasının Menzil köyü yerleşim yerlerinden uzakta olmasına rağmen insanların, Allah'ın yardımı ve fethi, Rasulullah (a.s.)'m bereket ve feyzi ile akın akın gelmesiyle devamlı kalabalık bir şehir görünümünde, şen ve hareketli idi. Sadece Türkiye'den değil diğer İslam ülkelerinden hatta Avrupa'dan gelerek tevbe yapıp intisab edenler oluyordu. Hazret, Allah Teala'nın kıyamete kadar açık tuttuğu tevbe kapısından kim gelirse, kılık-kıyafetine, saçına-başına değil zahiren de olsa tevbe niyetine bakıyor, tevbe için diz çökme anlayış ve tevâzusunu gösteren herkese el uzatarak, tövbe veriyordu. İsteyene zikrullah (gizli zikir) usulünce tarif ediliyordu. Görünürde herhangi bir kimseyi oraya çekecek cazibe olmadığı halde insanların ona teveccühünü ve gruplar halinde tevbe edişini, daha güzel yaşamak için dine yönelişini görenlerin akılları hayrette kalıyordu. Zira Hazret bu davetini ve irşadını sözlü olarak değil, mânevi nazar, Rabbani hal ve bizce fark edilmeyen ilahî bir cezbeyle yapıyordu. Onun yaşadığı hayat ve hal Allah adına bütün meramını anlatmaya kafi geliyordu. Ümmeti icabet ve ümmeti davete rahmet olarak gönderilen Rasulullah (s.a.v.)'in tam varisi olmasının alameti mü'min-kafir herkese, her kesime tevbe ve intisab kapısını açık tutmasıydı. O'nun derdi Allah (c.c.)'tı. Davası kulluktu. Cihadi ıslahtı. İstediği; ihlas, sevgi ve gayretti. Allah rızası için ve samimi niyetle yanına giden herkes, Allah yolunda ondan bir nasib almış ve muhakkak bereketlenmiştir. O'nu şahid tutarak Allah'a tevbe edenlerin ekseriyeti, tevbesinde sadık kalmaya ve İslamı Allah ve Resulünün istediği gibi yaşamaya çalışmıştır. Bu zamana kadar kendisinden rahatsız olanlar Allah düşmanları olmuştur. Hakkında mahkemelere duyurulan bütün suç ve suçlamalar şunlardı: '"Bu zat, etrafında kalabalıkları topluyor!" "İnsanlar akın akın gelip, ziyaret ediyor, elini öpüyorlar!" "Herkese tevbe ettirip, zikir öğretiyor!" "Milleti içki ve uyuşturucu gibi şeylerden tövbe ettirip, tekel satışlarının düşmesine ve devletin zarar görmesine sebep oluyor!" v.s. O ise, bütün teveccüh ve nazarını bu tür itham sahibi şaşkınlara değil, Allah Teala'nın açtığı tövbe kapısına koşan aşıklara dönderdi ve Nur Ceddi'nin (s.a.v.) garib kalmış ümmetine, O'na vekaleten, bereketli ellerini uzatıp tevbeye davetine devam etti. Talebelerine: "Allah'a gelin, Allah'a dönün, O'na gideceğiz, O'na gidiyorum" diyerek bir sonbahar günü Rabbi Kerim'inin: "Ey mutmain olmuş nefis (sahibi kulum): Sen Rabbinden razı, Rabbin de senden razı olarak O'na don. (Gel, salih) kullarımın arasına katıl. Gir cennetime!" davetine uyarak aramızdan ayrıldı. Allah bizleri şefaatinden mahrum etmesin


