ebva » 19 May 2007, 21:33
Muhadramlardan bahis açılmışken, Habeş Necaşisi Ashama bin Erma’dan( bazı rivayetlerde Ashama bin Ebcar, bazılarında Ashama bin Bahir’dir. Adının Masheme olduğu da söylenmiştir.) bahsetmek yerinde olur. O ne bahtiyar bir insanmış ki, mele-i ala sakinlerinin matmah-ı nazarı bir kudsiler topluluğuna kucak açtı, sahip çıktı, onların getirdiği Hak dine teslim oldu ve “Keşke şu saltanata bedel, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın hizmetkârı olsaydım! O hizmetkârlık, saltanatın pek fevkindedir" dedi.
Onun Hz. Cafer’le görüşmesini, cin fikirli Amr bin As’ın bütün gayretlerine rağmen Müslümanlara sahip çıkmasını biliyoruz. Beyhakî'nin rivayetine göre Amr b. As, elçi olarak gittiği Habeşistan'dan Mekke'ye geri dönünce evinde oturdu ve Kureyş müşriklerin yanına gitmedi. Onlar da: "Buna ne olmuş ki dışarı çıkmıyor?" diye sorunca Amr, şu cevabı verdi: "Necaşi, adamınızın peygamber olduğuna inanıyor."
Müslümanlar onun ülkesinde güven içinde yaşadılar. Sonunda İslam devleti ser verip gelişince, Habeş muhacirleri de geri dönmek için Necaşiden izin istediler.
Cafer (r.a.) Habeşistan dönüşü ile ilgili olarak diyor ki:
“Rasûlullah (s.a.v.), Medine'ye hicret edip güç kazanınca Necaşi'ye:
- Peygamberimiz Medine'ye hicret etmiş ve güç kazanmıştır. Bize baskı ve eza yaptıklarını söylediğimiz kimselerde ölmüşlerdir. Artık
Peygamberimiz’in yanına dönmemize müsaade et, dedik.
O da bize:
- Peki, dedi. Azık ve binekler vererek bizi yolcu etti. Bana da:
- Size yaptığım hizmeti Resûlullah’a anlat. Bu da benim adamımdır, sizinle beraber gönderiyorum. Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur ve sizin adamınız da Allah'ın peygamberidir. Ona söyle, bana Allah'tan mağfiret dilesin, dedi.
Bundan sonra biz yola çıkıp Medine'ye geldik. Peygamber, beni karşılayıp kucakladı ve:
- Bilmiyorum, Hayber'in fethine mi yoksa Cafer'in gelmesine mi sevinelim, dedi.
Çünkü o sırada Hayber fethedilmişti. Peygamber oturduktan sonra Necaşi'nin bizimle beraber gönderdiği adam ona:
- Bu, amcan oğlu Cafer'dir. Ona hükümdarımızın kendisine yaptığı hizmeti sor, dedi.
Ben de:
- Evet vallahi, bize şöyle yaptı, böyle yaptı ve yolcu ederken bize binek ve azık verdi. Ayrıca Allah'tan başka ilah bulunmadığına ve senin de Allah'ın Rasûlü olduğuna şahadet getirdi. Bana da: “Adamına söyle, bana Allah'tan mağfiret dilesin.» dedi, dedim.
Bunun üzerine Peygamber kalkıp abdest aldı. Sonra üç defa:
- Allah'ım, Necaşi'ye mağfiret eyle, dedi. Orada hazır bulunan Müslümanlar da âmin dediler. Ben de Necaşi'nin elçisine:
- İşte gördün. Habeşistan'a döndüğün zaman bunları Necaşi'ye anlat, dedim.
Hicretin 9. senesi Necaşi dar-ı bekaya irtihal etti. O iyiliklerin karşılığında ne büyük payelere erdi. İşte bunlardan Hadis kitaplarında geçen bazıları:
Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), Necaşi rahimehullah’ın vefatını, ölümünün aynı gününde haber verdi. Ashabıyla musallaya gitti, orada saf bağlatıp dört tekbir getirerek namaz kıldırdı.” Kütüb-ü Sitte Muhtasarı: hn:3033
Sahiheyn ve Nesâi’de gelen bir diğer rivâyette şöyle denir: “(Resulullah aleyhissalâtu vesselam) Necâşi’nin ölüm haberini öldüğü günde haber verdi ve:
“Kardeşiniz için (Allah’tan) mağfiret taleb edin” dedi ve başka bir şey söylemedi. Kütüb-ü Sitte Muhtasarı: hn:3034
Ve anamız, Hz. Aişe’nin bir ifadesi:
“Necaşi rahimehullah öldüğü zaman biz onun kabrinin üzerinde uzun müddet bir nur görüldüğünü konuşurduk. Ebu Davud, Cihad 29, (2523).
Elif ERGÜN ERGÜN