ibretle ilgili ayetlere genel bakış


Edebi Metinlerimizi ve Denemelerimizi Paylaşalım.

Moderatörler: ucharfbesnokta, Ertugrul

ibretle ilgili ayetlere genel bakış

Mesajgönderen mescere » 12 Nis 2010, 18:47



Resim

İçerisinde “ibret” şeklinde Türkçe’ye çevrilen kelime içeren ayetleri kısaca incelemeye çalışalım.
Aslında ders, ayet, nasihat ve öğüt olarak çevrilen kelimeler de bu çalışmaya dâhil edilebilirdi ama hem maksadı aşacağı için hem de çok uzama ihtimali nedeniyle kapsam dışı bırakılmıştır.
…
İbret kelimesi sözlükte; “Kötü bir olaydan alınması gereken ders, uyarıcı sonuç” olarak tarif edilmektedir.
Mesela Al-i İmran Suresi’nin 13. ayetinde karşı karşıya gelip savaşan iki toplulukta bir ibret olduğundan bahsedilir.
Aslında ayetin baş kısmında “ibret vardır” denmemekte bunun yerine “ayet vardır” ifadesi kullanılmaktadır.
Anlatılmak istenen aşağı yukarı aynıdır.
Buna benzer anlatımlara başka ayetlerde de rastlamak mümkündür.
…
Savaşan taraflardan biri Allah yolundayken diğeri kâfirdi.
Fakat kâfirler karşılarındakileri kendilerinin sanki iki katıymış gibi gördüler.
Böylece Allah dilediğini yardımıyla destekledi.
Ayetin son kısmının meali şu şekildedir:
“Şüphesiz bunda, basiret sahipleri için gerçekten ibretler vardır”
Ayette, şüphesiz bunda ibretler vardır denmemiştir.
Basiret sahipleri için diye vurgu yapılmıştır.
“Basiret” kelimesi gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği anlamındadır.
Uzağı görebilmeyi ve gerçekleri sezebilmeyi ifade eder.
…
Diğer bir örnek, Nahl Suresi’nin 66. ayetinde “Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır” buyurmaktadır Allahü Teala.
İçenlerin boğazından kolaylıkla kayıp giden dupduru sütün aslında hayvanın kanlarının arasından geldiğine dikkat çekmektedir.
Benzer şekilde diğer canlıların karınlarındaki yarı sindirilmiş gıdaların bize nasıl nimet olarak sunulduğundan bahsedilmekte ve üzerinde düşünmemiz istenmektedir.
…
Enfal Suresinin 56,57 ve 58. ayetlerinde ahitlerine uymayıp ihanet edenlere karşı sert davranılmasından bahseder.
Öyle kimseler vardır ki diyor ayet-i kerimede önce anlaşma yaparsın sonra da her seferinde ahitlerini bozarlar.
Hem de hiç sakınmadan.
İşte öylelerini yakalarsan darmadağın et diyor Allahü Teala.
Ki böylece onların yolunu takip edecekleri caydır.
Umulur ki ibret alırlar.
Ayet, Allah’ın ihanet edenleri sevmediğini bildirerek son buluyor.
Bir paragrafın, akılda kalma ihtimali en fazla olan cümlesi en sondakidir.
Bu mantıkla ayetin vurgulamak istediği ana fikrin “Allah’ın hainleri sevmediği” olduğu sonucuna varabiliriz.
…
Nur Suresi’nin 44. ayetine bakalım mesela.
Orada da Allah’ın gece ile gündüzü birbiri ardınca evirip çevirmesinden bahsedilir.
Bu ayetin son kısmı da şu şekildedir:
“Gerçekten bunda basiret sahipleri için birer ibret vardır.”
Bu ifade size yabancı gelmedi sanırım.
Gene basirete vurgu yapılmış.
Yani gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneğine.
…
Haşr Suresi’nin 2. ayetine bakalım bir de.
Kitap Ehli’nden inkâr eden bir grubun sürgünle yurtlarından çıkmasından bahseder.
Halbuki o grup Allah’ın kendilerini koruyacağını sanıyordu.
Müslümanlar ise onların yurtlarından çıkacaklarına ihtimal bile vermiyorlardı.
Fakat Allah’ın azabı hesaba katmadıkları bir yönden geldi.
Yüreklerine korku salındı.
Öyle ki kendi evlerini kendi elleriyle tahrip ettiler.
Ayet bu olayları izah ettikten sonra şöyle son bulmaktadır:
“Artık ey basiret sahipleri ibret alın.”
Gene basirete vurgu yapılmış.
…
Yunus Suresi’nin son taraflarına doğru Hz. Musa ile Firavun arasındaki meşhur Kızıldeniz kıssasından bahsedilir.
Deniz yarıldıktan sonra Firavun ve askerleri içinden geçerken kapanmaya başlamıştır.
Firavunun aklı başına gelmiş ve şöyle demiştir:
“Gerçekten, İsrailoğullarının inandığı Tanrı'dan başka tanrı olmadığına ben de iman ettim. Ben de müslümanlardanım“
Ancak iş işten geçmiştir.
92. ayette Allah şöyle buyurur:
“Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, bizim ayetlerimizden habersizdirler.”
…
A’raf Suresi’nin 57. ayetinde Allah’ın, rahmetinden önce rüzgârları bir müjde olarak göndermesinden bahseder.
Rüzgarlar su buharını, dolayısıyla yağmuru yüklenir ve onları kuraklıktan mahvolmuş bir şehre sürükleyiverir.
Böylece Allah o beldeye su indirir ve bütün ürünlerden çıkarmaya imkan verir.
Ayet bu açıklamaları yaptıktan sonra şöyle son bulur:
“İşte biz, ölüleri de böyle diriltip-çıkarırız. Ki ibret alasınız.”
…
Bakara Suresi’nin 62. ayetinden itibaren Yahudilere ait bir kıssadan bahsedilir.
Hz. Musa (as) Tur Dağı’na gittiğinde kavminden bir söz almıştı.
Onlara, “Size verdiğimizi kuvvetle tutun, onda bulunanları daima hatırlayın, umulur ki, korunursunuz“ denmişti.
Bunlardan bir kısmı sonradan sözlerinden dönüştü.
Bazıları da Cumartesi günü azgınlık etmişti.
Allah da onlara “aşağılık maymunlar olun” demişti.
Konunun bağlanması mahiyetinde olan 66. ayetin meali ise şu şekildedir:
“Biz bunu (maymunlaşmış insanları), hadiseyi bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ibret dersi, müttakîler için de bir öğüt vesilesi kıldık”
Müttaki, takva sahibi demektir.
Yani günahlardan korkup sakınan.
…
Konuyla ilgili olarak, Mü’minun Suresi’nin 21. ayetinin meali ise şu şekildedir:
“Hayvanlarda sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakinden (sütlerinden) size içiririz. Onlarda sizin için birçok faydalar daha vardır; etlerinden de yersiniz“
…
Bakara Suresi’nin 259. ayeti, evlerinin duvarları ve çatıları çökmüş bir kasabaya uğrayan bir adamdan bahseder.
O kimse, karşısındaki yıkıklıklara bakıp şöyle demişti:
"Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba?”
Bunun üzerine Allah onu öldürüp orada yüz sene bıraktı ve sonra tekrar diriltti.
Adam kendine gelince Allah sordu:
“Ne kadar kaldın?”
"Bir gün yahut daha az" dedi adam.
Allah ona şu karşılığı verdi:
“Hayır, yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmadılar bile. Eşeğine de bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye bu şekilde yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik. Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz?”
Durumu kavrayan adamın şu şekilde konuştuğunu yine aynı ayetten öğreniyoruz:
“Şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir”
…
Yusuf Suresi’nin 7. ayetinde ise alışılmışın tersine bir anlatım tarzı ve farklı bir vurgu vardır.
Konuyla ilgili şimdiye kadar incelediğimiz ayetlerde, önce olay anlatılır sonra da oradaki ibrete dikkat çekilirdi.
Ancak bu ayette önce yemin edilerek “Andolsun” denmekte ve sonrasında da “Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ibretler vardır.” buyrulmaktadır.
Olay ise sonraki ayetlerde anlatılmaktadır.
…
Fakat yine bu surenin son ayetinde alışkın olduğumuz tarzın alası yapılmaktadır.
Bu sefer sadece bir olayın sonunda değil, tüm sure boyunca 110 ayetin muhtelif yerlerinde anlatılan kıssaların tamamı için genel bir sonuç ifadesi kullanılmıştır:
Son ayetinin baş kısmının meali şu şekildedir:
“Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır.”
Ayetin devamında ise Kur’an’ın uydurulabilecek bir söz olmadığı ifade edilmiştir.
Ayrıca, kendinden öncekileri tasdik ettiği ve her şeyi açıkladığı da vurgulanmıştır.
İman eden bir topluluk için rahmet ve hidayet kaynağı olduğu hatırlatıldıktan sonra hem ayet hem de sure son bulmuştur.
…
Hakka Suresinin baş kısımlarında Ad ve Semud kavimlerinin helak edilmesinden bahsedilmiştir.
Onların mahvoluşlarına ilişkin 7. ayette verilen misal çok etkileyicidir:
“Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün“
Sure, onlardan arta kalan bir şey olmadığına da vurgu yaparak devam ediyor.
Geçmiş kavimlerden birkaç kısa örnek daha veriliyor.
12. ayette de bu misallerin verilmesinin 2 tane maksadı olduğu ifade edilmiş:
1- Bizler için bir ibret ve öğüt alma vesilesi yapmak
2- Kulaklara ve zihinlere belletmek
…
Son olarak da -hiçbir yorum yapmadan- Naziat Suresi’nin 15-26 ayetlerinin meallerine bakalım:
Musa'nın haberi sana geldi mi?
Hani Rabbi ona kutsal vadi Tuva'da seslenmişti:
"Firavun'a git; çünkü o azdı."
Ona de ki: "Temizlenmek ister misin?"
"Seni Rabbine yönelteyim böylece (O'ndan) korkmuş olursun."
(Musa) Ona büyük mucizeyi gösterdi.
Fakat o yalanladı ve isyan etti.
Sonra (karşı yönde) çaba harcayıp sırtını döndü.
Sonunda (yardımcı güçlerini) topladı ve seslendi:
Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim."
Böylelikle Allah onu ahiret ve dünya azabıyla yakaladı.
Gerçekten bundan 'içi titreyerek korkacak' kimse için elbette bir ibret (ders) vardır.
Burada son ayette dikkatimizi çeken bir konu oldu.
Daha önceden çoksası basiret sahibi olanların ibret alacağına değinilirken burada da ilaveten içi titreyerek korkanların ibret alacağı ifade edilmiş.
…
Konumuz kapsamına giren ayetleri kısaca inceledik.
Aslında bunların hepsi bir yana en büyük ibret ölümdür.
Bazı kıssa ve olaylar geçmişte kaldı bir daha tekrarlanmayacak belki ama ölüm yanı başımızda.
Hiçbirimiz de bundan müstağni yani hariçte değiliz.

mescere
mescere
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
 
Mesajlar: 28
Kayıt: 19 Ara 2009, 00:00

Reklam

Dön Edebiyat

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir